BAĞIMSIZ DENETİMİN KARA DELİĞİ: İLİŞKİLİ KİŞİ(!)

 

GİRİŞ:

Kamu Gözetimi, Muhasebe Ve Denetim Standartları Kurumu 2/11/2011 Tarih ve 28103 numaralı Resmi Gazete ‘de yayımlanan 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe Ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bağımsız Denetimi tek elden yönetebilme yetkisiyle denetim ve gözetime başlamıştır.

Kanun ve kararname çıkarımından sonra uyumlama amacıyla rehber yayımlamak, mutlak olarak genel kabul görmüş bir uygulamadır. Zira Resmi Gazete Tarihi: 26.12.2012 Resmi Gazete Sayısı: 28509 ile Türk Ticaret Kanunu ve 660 sayılı Kanun Hükmünde Kararname dayanak gösterilerek yayımlanan Bağımsız Denetim Yönetmeliği sonrasında yapılacak bağımsız denetim ile alakalı, bağımsız denetim kuruluşlarının ve bağımsız denetçilerin; yetkilendirilmelerine, sicil kayıtlarının tutulmasına, yükümlülüklerine, sorumluluklarına, bunların Kurum tarafından incelenmesine ve denetlenmesine ve bunlar hakkında uygulanacak idari yaptırımlara ilişkin usul ve esasları kapsar.

BAĞIMSIZ DENETİMİ KISITLAYAN FAALİYETLER

Bu kapsam dâhilinde, bir denetim faaliyetinin üstlenilmesine ilişkin kısıtlamaları da genel olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 400’üncü maddesi ile Bağımsız Denetim Yönetmeliğinin (BDY) 26’ncı maddesinde düzenlenmiştir.

Ne yazık ki, konu ile alakalı kanun ve yönetmelik maddelerinde açıkça belirtilmesine rağmen, “özellikle bir şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunulmuşsa o şirketin denetiminin yapılamayacağını düzenleyen mevzuat hükümlerinin uygulanmasına ilişkin tereddütlerin yaşandığı anlaşılmış olup ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesini teminen” açıklamalar yapılmıştır.

Kamu Gözetimi Kurumu tarafından 21.Şubat.2021 tarihinde Denetim Faaliyetine İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Duyuru ile yapılan açıklamalar, bu tereddütlere cevap niteliğinde olmuştur.

İlişkili taraf olarak kabul edilen işletmelerle yapılan işlemler hile ve yolsuzluk yapılmasına çok uygun olmaları nedeniyle bağımsız denetim açısından büyük önem taşımaktadır.

O halde konuyu gezdirmeden, TTK ’nın 400 üncü maddesinin bizlere ifade ettiği yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, bağımsız denetçileri, Denetim Faaliyetine İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Duyuru bağımsız denetim kuruluşlarını, bunların ortaklarını, bunların ortaklarının yanında çalışanları veya anılan kişilerin mesleği birlikte yaptıkları kişi veya kişileri ifade etmektedir. Bu doğrultuda, bir şirketin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunan:

  • Bağımsız denetçi,
  • Bağımsız denetim kuruluşu,
  • Bunların ortakları,
  • Bunların ortaklarının yanında çalışan veya
  • Yukarıda anılan kişilerin mesleği birlikte yaptıkları kişi veya kişiler ise ilgili bağımsız denetim kuruluşunun/bağımsız denetçinin defterlerinin tutulmasında veya finansal tablolarının düzenlenmesinde denetleme dışında faaliyette veya katkıda bulunulan o şirketin ayrıca bağımsız denetimini üstlenmemesi gerekmektedir.

BAĞIMSIZ DENETİMDE SMMM VE YMM ORTAKLIĞI NİSPİ BUTLAN MI?

Oysa denetim faaliyetine ilişkin kısıtlamalar bu kadar açık ve net ortaya konulurken, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir(SMMM) ve Yeminli Mali Müşavir(YMM) ortaklığında yeni gelişmeler yaşanmıştır.

Anlatmaya çalıştığımız nispi butlan, tam da 2019 Yılında yapılan Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği(TÜRMOB) Genel Kurulu ‘nda alınan kararları akla getirmiştir.

Yolunda giden veya en azından eser nitelikte kabul görmüş sözü geçen uygulama birlikteliklerinin temeline bir dinamit gibi konan bu kararlar, T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından, uygulamaya sokulmadığı gibi pratikte de kimseye yararı dokunmayacak butlan hükümlere sebeptirler.

Bu vesile ile meslek yasamız olan 3568 sayılı Kanunun 45 inci maddesi meslek mensupları arasında ortaklık yapmalarına ilişkin düzenlemelere yer vermekle beraber; yine aynı şekilde konuya ilişkin detaylar Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmeliği ‘nin 14 üncü ve 30 uncu Maddelerinde yapılmıştır.

Ara başlık iddialı olmakla beraber, hukuk termininin önemli unsurlarından oluşu bakımından konunun uzmanlarına hadsizlik etmeden anlaşılır bir tanımlamayı vermeye çalışayım. Okuduğumuzda algı olarak ilk akla gelen bir “hükümsüzlük” ifadesidir. Yalnız burada dikkat edilecek unsur, nispi butlan diyebileceğimiz durumun, yasanın oluşabilmesi bakımından var olan eksiklikleri değildir. Bu unsur tam ve kanuna uygundur. Eksik olan ve içeriğinde, diğer noksan hallerin olma durumudur.

Tam ifadeyle, Kanun doğmuş ve yürürlüktedir aslında; fakat sakatlık hali mevcuttur.

Bir tarafta bağımsız denetimi zapturapt altına alabilmek adına var olan yasal normlar, diğer tarafta ise yine aynı disiplinin temel noktasındaki mali müşavir kavramının, değişim ve dönüşümlere işaret edilen yapılanma gayretlerinin birbiri ile çelişmeleri, denetimin geleceğini zora sokarak, başka birçok sorunları beraberinde getirmektedir. Şimdiye kadar ne yazık ki, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK-Kurum) ehemmiyetle yürütemediği kanuni sorumluluklarını, kervan yolda düzelir anlayışında ele almış olduğundan, denetimin şimdiki zaman diliminde sıkıntılara sebebiyet vererek, cezalı uygulamaların artmasına neden olmuştur. Konuyu basit anlamda bir örneklem ile meslek insanlarının inisiyatifine bırakmak istiyorum.

Elbette sözü edilen ortaklık yapılanmasının rahat, açık ve net anlaşılır olabilmesi için öncelikle bir senaryoya ihtiyacımız var: Senaryo gereği bir denetim kuruluşu ve bu denetim kuruluşunda yer alan ortakların SMMM ve YMM meslek mensuplarından oluştuğunu tahayyül edelim. Diğer taraftan yine senaryomuz gereği, bağımsız denetime tabi bir sermaye şirketimiz var. Fakat bu şirketin muhasebesini denetim kuruluşu ortaklarından olan bir SMMM tutuyor olsun!

Sorgulamanız neticesinde, aklınıza gelecek üst üste olumsuzlukları sıralayın. Kısaca bağımsız denetime tabi o şirket, denetim kuruluşu tarafından denetlenemez; başka bir muvazaalı oluşuma terk edilecek! O kadar.

Pratikte madem SMMM ‘nin defterini tuttuğu bağımsız denetime tabi firmanın denetimi, yine ortağı olduğu denetim kuruluşunca yapılamayacağından, bu defa da karşımıza “muvazaa” konusu çıkmakta olup, görmezden gelinen bu gerçeği de bilahare tartışma konusu etmek üzere askıya aldığımı beyan ve ifade ediyorum.

Dolayısıyla burada doğru yürümeyen, Denetim Üstlenen Bağımsız Denetçi SMMM veya SMMM ortaklı Bağımsız Denetim Kuruluşları, 7 yıldır bağımsız denetim yapmış ve raporlarını 10 uncu kuruluş yıldönümünü kutlayan KGK ‘na vermişlerdir. Bu raporların hatalı olduğu gerçeği bir defa daha yazının giriş bölümünde ifade edilen Denetim Faaliyetine İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Duyuru ile tescillenmiştir. Sorunlu olarak kabul edilen bu raporların sorumlusu sadece, Denetim Üstlenen Bağımsız Denetçi veya Bağımsız Denetim Kuruluşları değildir kanaatindeyiz.

Şöyle ki, tüm bu zamana kadar yazılan raporlar Kurum tarafından usul ve veya esas yönünden incelenerek gerekli uyarılar yapıldı ise diyecek hiçbir lafımız yok. Olamazda.

Şimdiye kadar konunun üzerine makul sayılabilecek bir biçimde gittiği eleştiri konusu olan bu durumdan Kurum, artık sicilin tutulduğu ve denetimin merkezi olması hasebiyle birtakım sorumlulukları da paylaşmalıdır. Ki bu zamanla Anayasamız gereği rücu etme hakkının da kullanılmasına kadar gidecektir.(Anayasa-129. Md.)

Çok Önemli Not: SMMM defterini tuttuğu şirketin Bağımsız Denetiminde olmayabilir ve fakat ortağı olduğu Denetim Kuruluşu ‘nun yapılması gereken denetimi yapabilmesinin yolu açılmalıdır. Kendi kendilerine bile isteye zarardan başka bir şey ifade etmemektedir. Bilinmesinde fayda var. 14.09.2021

Saygılarımla.

Selahattin İPEK
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir / Bağımsız Denetçi

bdselahattinipek@gmail.com

Kaynak: www.bdTurkey.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

7326 Sayılı Yapılandırma Kanunu: Uzatma Sinyali!

20.08.2021 tarih ve 31574 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No:37) ile 26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliği ‘nde bazı değişiklikler yapılmıştır.

Söz konusu Tebliğ’de 7326 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun kapsamında KDV artırımında bulunanların özel esaslar karşısındaki durumu hakkında açıklamalarda bulunulmuştur. Yapılan açıklamalar özetle aşağıdaki gibidir:

Aralık/2020 ve öncesi vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak haklarında bu Tebliğ kapsamında;

– Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma olumsuz raporu ile

– Sahte belge veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge kullanma,

– Beyanname vermeme,

– Adresinde bulunamama,

– Defter ve belge ibraz etmeme,

olumsuz tespitleri bulunan ve bu nedenle özel esaslara tabi olan mükelleflerden 2016, 2017, 2018, 2019 ve 2020 takvim yıllarında faaliyette bulundukları dönemlerin tamamına ilişkin olarak 7326 sayılı Kanunun 5 inci maddesi kapsamında KDV artırımında bulunanlar (Bu yıllardan herhangi birinde faaliyete başlanması halinde faaliyete başlanan yıl ve sonraki yıllar için; faaliyetin terk edilmesi halinde ise faaliyetin terk edildiği yıl ve önceki yıllar için artırımda bulunulması gerekir.), artırım tutarlarının tamamını ödedikleri tarihten itibaren özel esaslar kapsamından çıkarılır.

Ayrıca, taksit uygulamasından faydalanan mükelleflerin hesaplanan tutarların tamamı ile bir taksite ait tutarın %10’u kadar banka teminat mektubu (herhangi bir kısıtlayıcı şart taşımaması gerekmektedir), devlet tahvili veya hazine bonosu cinsinden teminat göstermeleri halinde taksitlerin tamamının ödenmesi beklenmeksizin genel esaslara dönüşleri sağlanır. Bu şekilde teminat gösteren mükelleflerin mezkûr Kanunun verdiği haktan daha fazla taksiti aksatmaları halinde, ödenmemiş taksitler muaccel hale gelir ve kalan borcun tamamı teminatın paraya dönüştürülmesi yoluyla tahsil edilir.

Şeklinde Tebliğ ‘in 2. Maddesi, devamında detaylar hakkında mükellefleri bilgilendirmektedir. Konunun devamı hakkında daha fazla açıklamaya kavuşarak uygulamayı yönetmek için, sözü edilen tebliğe ulaşmanızı öneririm.

KDV artırımında bulunan mükelleflerin özel esaslar karşısındaki durumu SON ON GÜNE SIKIŞTIRILMIŞTIR

7326 sayılı Kanun uygulama sonu olarak 31 Ağustosu işaret etmekte. Burada herkes hemfikir. KDV artırımında bulunanların özel esaslar karşısındaki durumunu işaret eden Tebliğ yayım tarihi ise 20 Ağustos 2021.
Yani yapılandırmanın bitimine çok kısa zaman kalmışken böyle bir tebliğ hem mükellefi Mali İdare hem de meslek insanı ile karşı karşıya getirerek, uygulamanın yetiştirilmesini zora sokacak eylem bütünlüğüne işaret etmektedir.
Yazmak istemesem de, onca yerine getirilmesi gereken beyan ve formlar ortada iken ayın 20 inde Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından çıkarılan Tebliğ son zamanlarda alışkanlık olduğu üzere yine sıkıntılıdır.(!)

Tebliğin çıktığı gün yani Cuma günü (20/08/2021) hazırlıksız yakalanan bir mükellef, diyelim ki aynı gün bankadan teminat mektubu istese en kısa ne kadar zamanda bu mektubu alabilir?

Edimleri yerine getirerek, özel esaslardan çıkacağım diyen mükellef; hem ödeme şartına uyup hem de şartsız teminat mektubunu alarak, 7326 sayılı Kanunun son yapılandırma günü olan 31 Ağustos 2021 tarihine yetiştirmesi kanaatimce zordur. Mükellefin yararına ve aynı zamanda da Mali İdarenin lehine olan bu olumlu uygulama süre kısıtı bakımından tabiri caizse, daha çok kaşığın ucu ile verip, kepçenin sapı ile gözünü çıkarmak gibi olmamalıdır(!)

Söz konusu Tebliğ ile Maliye dispozisyonunu hazırlayanların süre bitimine çok az bir müddet kalması dolayısıyla 7326 sayılı Kanun ‘da bir ötelemeye gidilebileceğinin sinyali olarak kabul edilebilir.

Uzun zamandır beklenen ve özel esaslar bakımından gerçekten mağdur olan mükellefler için büyük bir avantaj olan Tebliğ,  zamana yenik düşmeden rahat ve başarı ile uygulanmasını temenni ederim.

Selahattin İpek
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi

Bu Makale 23.08.2021 tarihinde MuhasebeTR’ de yayınlanmıştır.

Mükellefleri Bekleyen Tehlike: Gerçek Faydalanıcı(!)

13 Temmuz 2021 Tarih ve 31540 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanarak 529 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği(Tebliğ) Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan yürürlüğe girmiştir.

Tebliğ beraberinde, içeriği bakımından ve kavramsal ifade şekliyle, gerçek faydalanıcı tanımı vergi mevzuatımıza girmiştir. Vergi mevzuatında eskiden beri var olan uyum çalışmaları, zamanın getirdiği yeni zorunluluklara karşı yapılanma sürecinde de, gerçek faydalanıcı merkezli olarak yeni düzenlemeleri beraberinde getirmesi bakımından önemli ve umutla beklenen bir geleceğe akmamıza sebep olacaktır.

Söz konusu Tebliğ, amaç ve kapsam itibariyle gelirlerin ve servetlerin arkasındaki gerçek isimlerin bilinmesi vergi kaçakçılığı ile mücadele açısından nihai olarak faydalanan kişilerin yani gerçek faydalanıcıların tespiti büyük önem arz etmektedir. Gerçek faydalanıcıların tespiti hususuna aşağıda tekrar değineceğim.

Ne yazık ki 529 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği Resmi Gazete ‘de yayımlandıktan bu yana devamlı eleştirilere konu edilerek her ortama girmesi sağlanmıştır. Bu sayede bizlerde gördüğümüz eksiklikleri ve veya önümüze saçılan sorunları kâh eleştirerek, kâh çözüm önerileri sunarak, halline karınca kararınca faydamız olabilmesi için çalışmaktayız. Bu yazının başatı da işte bu görünmeyen ve fakat sonrasında sıkıntılara neden olabilecek durumun özellikle meslek insanları yoluyla genele ifşa edilmesinden ibarettir.

Özellik arz eden konu Tebliğ, “Tanımlar ve Kısaltmalar” alt başlığında yer almaktadır: “Gerçek faydalanıcı” tanımını tekrar tekrar okuduğumuzda zımni ifadelerin varlığını göreceğinize eminim(!)

” MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ uygulamasında;

a) Gerçek faydalanıcı: Tüzel kişi veya tüzel kişiliği olmayan teşekkülleri nihai olarak kontrolünde bulunduran ya da bunlar üzerinde nihai nüfuz sahibi olan gerçek kişi veya kişileri,
ifade eder.”

Masum ve mahzun gibi duran bu tanımlama aslında ne kadar tehlikeli sonuçları barındırıyor, kaleme sırrını vererek bakmaya çalışalım.

NEDEN BU KONU BİZİ BU KADAR İLGİLENDİRİYOR

İlk defa Türk Vergi Mevzuatına giren gerçek faydalanıcı konusundaki bir tanımlama da ne var ki sıkıntı olsun diyorsanız, hemen yazıyorum. Tebliğ ile ihdas edilen bu konuda gözden kaçan ve mükellefleri bekleyen esaslı tehlike ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz konusudur.

Bildiğiniz gibi, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun ‘un(6183 sayılı Kanun) Madde-17-3 üncü bendi aşağıdaki gibidir:

“3. Teşebbüsün muvazaalı olduğu ve hakikatte başkasına aidiyeti hakkında deliller elde edilmişse. “

Diye biten maddesi içeriği itibari ile bu gibi durumun tasvirini bize göstermektedir.

Peki, şimdi yeniden “Gerçek faydalanıcı” tanımını okuyarak 6183 sayılı Kanun ‘un 17 nci Maddesi, 3 üncü paragrafı ile kıyas edin. Eminim ki yazarda hâsıl olan aynı bu kanaatin sonucunda sizlerde de doğal olarak İHTİYATİ TAHAKKUK yapılabilir sonucu çıkacaktır.

Çünkü tanım dikkate alındığında, ihtiyati tahakkuk sebebi oluştuğunu tanımdan çok rahat söylemek mümkündür. İhtiyati tahakkuk sebeplerinin varlığı halinde ihtiyati tahakkuk yapılması zorunlu değil, fakat mükellef hakkında ihtiyati tahakkuk yapılması halinde, ihtiyati haciz zorunludur.

İHTİYATİ TAHAKKUK sonucuna vardık ve fakat bunun birde NETİCELERİ olacaktır. Öyleyse 6183 sayılı Kanun ‘dan ilerlemeye devam edelim. Madde 18-3 üncü paragrafı bizlere yol gösterecektir.

Bu esasa göre (ihtiyati olarak) tahakkuk eden vergi ve resimler ve bunların zam ve cezaları kanunlarına göre ödeme zamanları gelmeden tahsil olunmaz. Ancak bunlar için derhal ihtiyati haciz tatbik olunur. 17 nci maddenin 3 üncü bendine giren hallerde ihtiyati haciz muvazaalı teşebbüsten vergi ve resim bakımından faydalananların malları hakkında tatbik olunur.

Buradan da şu hüküm çıkmaktadır: İhtiyati tahakkukun varlığı halinde haciz yapılması ZORUNLUDUR.

Bu arada bu konuyla ilişkilendireceğimiz bir tecrübemiz var ki, Meslek Mensupları içinde yaş olarak gençler belki hatırlayamaz ama yaş almış meslektaşlarım bilirler. Eskiden Vergi Usul Kanunu 3 üncü maddesi ile zımni ve veya açık olarak “servet vergisi” salınmaya çalışılmıştı. Kısaca nereden buldun yasası. Uygulama maddesini hatırlayalım.

Vergi Usul Kanunu alt başlığı olan, Vergi Kanunlarının Uygulanması Ve İspat: Madde 3 – İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.

Benzerlikleri bularak kıyasla karşılaştırma yapmaya çalışalım. Ne kadar benziyor değil mi? 

Dönemin Mali İdaresi konunun üzerine şiddetle gitmesine rağmen, muvaffak olamamıştır. Fakat konu tozlu raflardan tekrar tekrar indirilerek ad veya şekil değiştirilip gündeme alınmaya devam etmektedir.

Uygulamanın başarılı olamayışının çok sebepleri var elbette. Bunların başında çokça ifade ettiğim gibi vergi bilincinin yerleşmesi ve Ülkemiz düzleminde Vergi Hukuku ‘nun olmayışı yatmaktadır. Üstelik “feodal” bir yapının mali sistemin omurgası olması ise ayrı bir garabettir(!) Yani işletme yapılanmaları ve bunların ülke çapındaki zincirleme ağ biçimindeki pozisyonlarına baktığımızda, üretim ve hizmet olgusunda mali sistem hakkında bir kanaate varmış oluruz. Umarım ne demek istediğimi anlatabilmişimdir.

ARACILIK VE SORUMLULUK SÖZLEŞMESİ İLE VERİLEN BİLDİRİM FORMLARINDA SIKINTI

Bildirim formu yükümlülüğünün mükellefte olduğu üzerine vurgu yapılarak ifade edilirken, konuyu fazla açmadan yazmamız gerekirse, 3568 sayılı Kanun ile yetki almış Serbest Muhasebeci Mali Müşavir veya Yeminli Mali Müşavir tarafından gönderilmesinden sıkıntı doğmaktadır.

Sözleşmesi gereği formu düzenleyen ve gönderen Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir “gerçek faydalanıcıyı tespit eden.” Değil midir? Kanaatimize göre EVET.

Tebliğ içeriği farkındalık noktasında Mükellef ile SMMM ve YMM çatışmasını körükleyerek, yeni bir kaosun fitilini ateşler gibi, meseleyi kadük bırakan bir “naiflik” ile hareket etmiştir. Gereği için Mali İdare tarafından düzeltme yapılmasının şart olduğunun altını çizerek arz ediyorum. Belki de konu anlamadığım biçimde gözümden kaçmışta olabilir. Ya da tebliğ yazımında detaylandırmada bir hata da olabilir. Neticede vurgumuz bu yönüyledir.

GERÇEK FAYDALANICI BİLDİRİMİ VE 7326 SAYILI KANUN ÇAKIŞTI

Küresel Forum(Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı Vergi Amaçlarına Yönelik Şeffaflık ve Bilgi Değişimi Küresel Forumu), faaliyetleri gereği şeffaflık ve bilgi değişimi konusunda ülkelerin uyması gereken uluslararası asgari standartlar oluşturmuş olup tüzel kişiliklerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin gerçek faydalanıcısının bilinmesi hususu standardın unsurlarından biridir. Bu konu, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla Mali Eylem Görev Gücü tarafından belirlenen tavsiyelerde de karşılık bulmaktadır. Temennimiz uygulamanın revize edilerek, genel ahlak ve hukuk kurallarını da içeren etik ve normlar dikkatle gözetilerek yeniden devreye alınmasıdır.

Konu hakkında gezinmeye devam ettiğimizde Küresel Forum amaçlarının, Ülkemizde uygulanış biçimiyle çıkmaza girdiğine tanık oluyoruz. Şeffaflığa vurgu yapılması dolayısıyla, aynı şekilde Devlet denilen erk, orantısız bir sansürle sahada yerini almaktadır. 7326 sayılı Kanun ortada ve uygulama görürken, 529 nolu Tebliğ ‘in daha henüz çıkarılması manidar değil midir? Müthiş bir zamanla hatası değilse, yukarıda adı geçen örgütlerin ön gördüğü zamanlarda çıkarılamayan yasaları dayatması ile çarçabuk çıkarılmasının açıklamasında insan zorlanmaktadır. Bir yandan gerçek kullanıcı ve veya faydalanıcının bildirimini isteyeceksiniz, diğer yandan, tefecinin ve naylon faturacının yerine siz aynı istenmeyen kazançlara çanak tutacaksınız(!) İlginç.

7326 sayılı Af(!) Kanunu yürürlükte iken yine varlık barışı adı altında, her türlü kayıt dışının kayıt altına alınması için verilen teşvik ikramiyesi aslında doğrudan doğruya gerçek kullanıcının belirlenmesi olarak ifade edilebilir.  Buradan elbette şöyle bir doğruya da kuyruk olabilir ve Ülkede hangi şirketlerin vergi dışı kazançlarının yurt dışına çıkarılmasını öğrenebiliriz. Mi acaba?

Ya da genel olarak küçük ölçekli firmalardan oluşan mali sistem omurgasında tek ortaklı, atölyeden dönme ve veya sanal ofisi adres göstererek vs. bir şeyler yapmaya çalışan küçük küçük işletmelerin peşinde olmanın bir kazanımı olacağı şüphelidir(!) Hele hele şüpheli bildirimi olsun veya olmasın, muvaazalı veya değil, hatta hakikatte başkasına aidiyeti hakkında delillerin toplanması ve tevsik edilmesinin SMMM ve YMM ile olan bağlantısını kurmak ancak sahayı bilmeyen masa başı memur yapılanmasının eseridir. Öyle ki kadim Devletimizin dünyaya kafa tutan bir istihbarat ağı, ordusu, polisi, memuru velhasıl her türlü yapılanması varken, SMMM ve YMM ‘leri ajan tutmanın manası nedir?

Peki, ajanlık vazifesi yapılıyorken, bu ajanların(!) pardon SMMM ve YMM ‘lerin, can ve mal güvenliği nasıl sağlanacağı hakkında ne 529 nolu Tebliğ ne de bir başka bir kanunda ifadeye rastlanılmamıştır. Hiç istenilmez ve fakat toplumun her kesimine hizmet veren meslek insanları, bu defa kara para aklayıcılarının, sahte faturacıların, terör ile iltisaklı, mafya vs. mükellef grubuna hizmet verdiğinde ve bizler bunları bildirim formuna yazarsak ne olacak? Ya da bu gruptakiler veya normal mükellefiyeti bulunanlar, meslek insanlarına iftira davası açarsa, tazminat ve diğer kayıplar nasıl karşılanacak?  Hukuki destek gibi insani adalet isteme hakkı nasıl karşılanacak? Kaybedilen İtibar ve saygınlık vs. Nasıl geri kazanılarak, sevdiklerimiz ve yakınlarımızın suratına bakabiliriz?

Sosyo ekonomik toplumsal oluşumun adaletsiz ve dengesizliklerle dolu olması nedeniyle geleceğine güvenle bakamayarak kurnazlık yapan vatandaşın, aidiyet ve sadakat sorunu mutlaka olur. Bundan dolayı da erken emeklilik veya yüksek emekli maaşı alabilmek için anne, baba veya eşin üzerine yapılan işletmelerin varlığına sık tanıklık ederiz. Gerçek faydalanıcıyı ihbar etmek yerine insanlar bu yollara neden başvuruyor onu analiz etmek lazım. Bu yüzden hak ve adaletin yükseliş istatistikleri için üretime hız ve önem vererek, sağlık, eğitim ve güvenlik alanlarının Devlet eliyle iyileştirilmeleri muhakkaktır. Kendine doğru, başkalarına dürüst bir anlayışı benimseyen vatandaş kötücül yollardan uzak durarak, topluma faydalı insan olur.

Gerçek Faydalanıcı Bilgisi Bildirim Formu, Tebliğ ile belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde ilk bildirim olması hasebiyle, 1 Ağustos 2021 tarihinden başlayarak, 31 Ağustos 2021 günü sonuna kadar süresi içinde, bütün mükellefler ile diğer kişiler elektronik ortamda Gelir İdaresi Başkanlığına bildirmeleri gerekmektedir.

Fakat sonrasında, bildirim yapma yükümlülüğü getirilen kurumlar vergisi mükellefleri, gerçek faydalanıcı bilgisini geçici vergi beyannameleri ve yıllık kurumlar vergisi beyannamesi ekinde bildirmek zorundadır.

Kurumlar vergisi mükellefleri dışında kalan diğer mükellefler ile diğer kişiler gerçek faydalanıcı bilgisini her yılın Ağustos ayı sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bir form ile elektronik ortamda bildirmek zorundadır.

Bildirim, mükellef tarafından bizzat gönderilebileceği gibi ilgili dönemde, aracılık ve sorumluluk sözleşmesi bulunan Serbest Muhasebeci Mali Müşavir(SMMM) veya gelir veya kurumlar vergisi beyannamesi tasdik sözleşmesi (tam tasdik sözleşmesi) bulunan Yeminli Mali Müşavirler(YMM) aracılığıyla da gönderilebilir.

Ancak, bildirimin şekli bakımından karıştırılan bir konuya açıklık getirmeye çalışmakta fayda var. O da şu:  Bildirim formunu, Kurumlar vergisi mükellefleri yıllık ve geçici vergi beyannamelerinin ekinde(Madde-7/1), kurumlar vergisi mükellefleri dışında kalan mükellefler ile bildirim yapması gereken diğer kişiler ise; İnternet Vergi Dairesinde yer alan açıklamalara uygun şekilde elektronik ortamda İnternet Vergi Dairesi üzerinden “gerçek faydalanıcıya ilişkin bildirim formu” doldurularak verilecektir.(Madde-7/4)

BANKALAR, FİNANS ŞİRKETLERİ VE KRİPTO BORSALARA BİLGİ VERME ZORUNLULUĞU

5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun 3 üncü maddesi kapsamında yükümlü olarak sayılanlar ile(bankalar ve diğer birçok farklı nitelikteki finans kuruluşlarıyla birlikte kripto varlık hizmet sağlayıcıları ) bu yükümlülerin şube, acente, temsilci ve ticari vekilleri vb. ise, yine aynı Kanunun 15 inci maddesi gereği, Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından talep edildiğinde müşterileri tarafından gerçekleştirilen işlemlerin gerçek faydalanıcı bilgisini vermek zorundadır.

Bu kapsamda Tedbirler Yönetmeliğinde “Müşterinin Tanınmasına ilişkin Esaslar” düzenlenmiştir. Buna göre yükümlüler, kimliğe ilişkin bilgileri almak ve bu bilgilerin doğruluğunu teyit etmek suretiyle müşterilerinin ve müşterileri adına veya hesabına hareket edenlerin kimliğini tespit etmek zorundadır. Pratik hayat içinde finansal kuruluşları bağlayan bu durum, aslında herhangi bir finans ile alakalı yapacağımız bir işlemin örneğin bankadan yapılması halinde karşınızda görevli memurun bir anlamda imtiyazına yol açabilecektir: Yükümlüler;

  1. Sürekli is ilişkisi tesisinde tutar gözetmeksizin,
  2. İşlem tutarı ya da birbiriyle bağlantılı birden fazla işlemin toplam tutarı yirmibin TL veya üzerinde olduğunda,
  3. Elektronik transferlerde işlem tutarı ya da birbiriyle bağlantılı birden fazla işlemin toplam tutarı ikibin TL veya üzerinde olduğunda,
  4. Şüpheli işlem bildirimini gerektiren durumlarda tutar gözetmeksizin,
  5. Daha önce elde edilen müşteri kimlik bilgilerinin yeterliliği ve doğruluğu konusunda şüphe olduğunda tutar gözetmeksizin,

Diye isterse bu durumu (Ki, nelerin bildirileceği her ne kadar da olsa sınırlanmış gözükse de, sahada çok fazla daralmanın yaşanabilmesi ortadadır.) tedbirler yönetmeliğine dâhil ederek hareket edebilir.

Diğer bir anlamını birazda konuyu sadeleştirmek açısından yazacak olursam, banka çalışanına kendinizi beğendirmeniz mutlaktır(!) Ya yoksa olacaklardan bizatihi sorumlusunuz.

Gerçek faydalanıcının tespitine ilişkin olarak takip edilecek sıralama şu şekildedir

Tüzel Kişiliğin %25’i aşan hisseye sahip gerçek kişi

Tüzel kişiliği nihai olarak kontrolünde bulunduran gerçek kişi

Ticaret sicilinde kayıtlı en üst düzey icra yetkisine sahip gerçek kişi

DİĞER HUSUSLAR VE CEZAİ YAPTIRIM

Konu hakkında başvuru kaynağımız olan Tebliğ ‘den 8 inci Maddeyi alıntılayarak diğer hususlar ve cezai yaptırımlar hakkında malumat edinelim.

(1) Gerçek faydalanıcı bilgisi bildirimine konu edilen bilgilerin mükellefler tarafından, bildirimin verildiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren 5 yıl süreyle muhafaza edilmesi gerekmektedir.

(2) Bu Tebliğde yapılan düzenlemeler kapsamında bildirilmesi gereken bilgileri bildirmeyen, eksik veya yanıltıcı bildirimde bulunan mükellefler hakkında 213 sayılı Kanunun ilgili ceza hükümleri tatbik olunur.

Ancak burada dikkat çeken bir durum var; her ne kadar hangi ceza hükümlerinin tatbik olunacağı belirtilmemiş olsa bile, uygulanabilir ceza olarak tahminen VUK mükerrer 355 inci Madde de, elektronik bildirim verme zorunluluğuna uymayanlara özel usulsüzlük cezası kesileceği öngörülmüştür. Burada gösterilen ceza, uygulanacak kişiye göre değişmek üzere 2021 yılı için 650 TL ile 2500 TL arasıdır.

(3) Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından yapılacak araştırma, inceleme ve uluslararası bilgi değişimi ile vergi incelemesine yetkili olanlar tarafından yapılacak araştırma ve incelemeler neticesinde, 4 üncü maddede yer verilen mükellef ve diğer kişilerin gerçek faydalanıcı bilgisine ilişkin hatalı kayıtların bulunduğunun tespit edilmesi halinde, gerekli cezai işlemlerin ve sicil kayıtlarında gerekli değişikliklerin yapılabilmesi amacıyla Gelir İdaresi Başkanlığına bilgi verilir.

Ayrıca, yukarıda sayılanlara ek olarak;

  • Yeni Mükelleflerin, tebliğ kapsamına girmesi durumunda mükellefiyet tesisini takip eden 1 ay içerisinde,
  • Bildirim bilgilerinde değişiklik olanlar, değişiklik tarihini takip eden 1 ay içerisinde,

Bildirmeleri gerekmektedir.

Sonuç Olarak

FATF (Financial Action Task Force) uzun zamandan bu yana Ülkemiz hakkındaki eleştirel yaklaşımlardan bazıları, elbette gerçek faydalanıcılık hakkındadır. Bu vesile ile söz konusu Tebliğ hükümlerinin herkes tarafından tam olarak anlaşılabilmesi için, uygulayıcıların bilinmeyen noktaları iyice anlatarak gerekli adımların atılmasını sağlamaları gerekmektedir. Konunun yukarıda belli etmeye çalıştığımız gibi birçok noksan hatta haksızlık içeren pratiklerinin revize edilerek, yeniden ele alınmasında fayda vardır.

Ayrıca, gerekli düzenlemeler yapılıncaya kadar, gerçek faydalanıcı bildiriminde bulunmak zorunda olanların, Tebliğ’de belirtilen usul ve esaslara uyum göstermesi herhangi bir cezai yaptırımla karşılaşılmaması adına önem arz ediyor. 09.08.2021

Mesleğimizi Seviyoruz. Mesleğimiz Ve Gelecek Esenlik Günlerimiz İçin TÜRMOB ‘un Yanındayız.

Kaynak:

  • 213 sayılı VUK
  • 6183-AATHK
  • 529 sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği
  • MASAK-Gerçek Faydalanıcının Tanınması Rehberi
  • Vergi Notları-Tarık Selcik

09.08.2021

Selahattin İpek
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

Bildirim Formları Denen Garabet(!)

 

 

Bildiğiniz üzere, 25 Ocak 2021 tarih ve 31375 sayılı Resmi Gazete ile vergi tarh ve taramanın çok önemli unsurlarından, Form Ba ve Form Bs bildirimlerinin uygulamasında değişiklik yapan 523 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği yayımlandı. İçeriğine baktığımızda, 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği”nde değişikliğe gidilerek, elektronik ortamda düzenlenen belgelere ilişkin bildirim formları, yani Form Ba ve Form Bs bildirimleri uygulamasında önemli değişikliklere gidilmiştir. Yapılan değişiklikler sebebiyle, söz konusu bildirim formlarını vermesi gereken tüm mükellefler haliyle 2021/Temmuz dönemi ve sonrasında verilecek bildirimler için bildikleri ezberleri bozarak kendilerini güncellemeleri ve yeni form usulüne uygun hazırlıklı olmaları muhakkaktır.

Sözü edilen Tebliğ’de yer alan düzenlemeler, özetle aşağıdaki gibidir.

523 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile 396 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin “1-KAPSAM” başlıklı bölümüne Form Ba – Bs bildirimlerini verme yükümlülüğü bulunan mükellefler, eklenen bent gereği, 2021/Temmuz döneminden itibaren elektronik ortamda düzenledikleri belgeleri Form Ba ve Form Bs bildirimlerine dâhil etmeyeceklerdir.

Ayrıca Tebliğin devamında, “1.2. Bildirime Konu Alış/Satışlar ve Hadler”(Madde 2) başlıklı bölümündeki ifadesinden anladığımız, bildirime konu hadlerin uygulamasında değişikliğe gidilerek, yürürlükteki 5.000 TL tutarındaki haddin hem elektronik olarak hem de kâğıt ortamında düzenlenen tüm belgelerle birlikte değerlendirilecek olmasıdır. Açıklamayı ve örneği tebliğden aynen alıntılıyorum.

“Bir kişi veya kurumdan yapılan mal ve/veya hizmet alış tutarları ile bir kişi veya kuruma yapılan mal ve/veya hizmet satış tutarlarına ilişkin 5.000 TL tutarındaki haddin belirlenmesinde, elektronik olarak ve kâğıt ortamında düzenlenen tüm belgelerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu haddin aşılması halinde sadece kâğıt ortamında düzenlenen belgeler bildirimlere dâhil edilecektir.

Örnek 1. Form Ba ve Form Bs bildirimi verme yükümlülüğü bulunan A işletmesine 2021/Kasım dönemi içerisinde, B firması tarafından KDV hariç 4.800 TL tutarında e-Arşiv Fatura ve her biri 150 TL tutarında 2 adet kâğıt ortamında fatura düzenlenmiştir. Söz konusu mükellefe, aynı ay içerisinde B firmasınca düzenlenen belge tutarı toplamı KDV hariç (4.800+150+150) 5.100 TL olduğundan, A işletmesi B firmasından yaptığı alımlara ilişkin olarak 2021/Kasım dönemi Form Ba bildiriminde sadece kâğıt ortamında düzenlenen 2 adet belgeyi, KDV hariç toplam 300 TL olarak bildirecektir.

Diğer taraftan, B firması A işletmesine yaptığı satışlara ilişkin olarak 2021/Kasım dönemi Form Bs bildiriminde elektronik ortamda oluşturduğu belgeyi dikkate almayacak, elektronik ortamda ve kâğıt ortamında düzenlenen belgelerin KDV hariç toplam tutarlarının 5.000 TL’yi geçmesi nedeniyle, sadece kâğıt ortamında düzenlediği 2 adet belgeyi, KDV hariç toplam 300 TL olarak bildirecektir.”

Sözü edilen Tebliğin “3-BİLDİRİMLERİN VERİLME ŞEKLİ VE DOLDURULMASI”( MADDE 3) başlıklı bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Buna göre, “3.2.4. Bildirim verme yükümlülüğü bulunan ancak, tüm alış ve satışları belirtilen haddin altında kalan veya elektronik belge olarak düzenlenen belgelerden oluşan mükelleflerin, Form Ba ve/veya Form Bs bildirimlerini “Ba/Bs bildiriminde beyan edilecek bilgim bulunmamaktadır.” kutucuğunu işaretlemek suretiyle vermeleri gerekmektedir.

Elektronik ortamda yer alan mükellefler, düzenledikleri BA-BS formu bildiriminden muaf değiller

Yapılan bu değişikliklerle söz konusu Tebliğden önemli olduğunu kabul ettiğim, aklımıza takılan bazı uyumsuz pozisyonları ele alarak sorgulamamız gereğine inanıyorum. İlk akla gelen ve ehemmiyeti yüksek diye düşündüğüm:

  1. E-Fatura ve E-Arşiv hatta E-Defter kapsamında, ister isteğe bağlı ister zorunlu olarak bulunan mükellefler, bildirim formlarından tamamıyla muaf değillerdir. Neden? Diye sormadan geçemiyor insan.
  2. Meslek İnsanlarını zora sokacak ve uğraştıracak bir uygulamaya dönüşen bu değişiklik, aynı zamanda yılgınlığa ve yorgunluğa sebep olacağından, konformist yaşam tarzını ve alanlarını çok derinden etkiler. Burada hemen şunu düşünebiliriz belki: Tebliğ ile yapılan değişiklikler neticesinde anlamsız hale gelen kâğıt fatura bildirmenin sorumluluğunu almak zorunda mıyız?
  3. Mali İdare ne yazık ki ne yapmak istediği hususunda tamamıyla net değil. Kayıp ve kaçağı önlemek maksadıyla uygulamayı yürürlüğe koyarken, zaten 5.000 TL ve üzeri tutarında düzenlenmesi gereken faturayı sistem üzerinden kesilmesini zorunlu kılmıştır. Bu zamana kadar 5.000 TL altı tutarı, limit altı diye işlem dışında tutan bir Mali İdare ‘nin burada da inisiyatif göstermesi mümkün olabilirdi. Dolayısıyla alt limitin ortadan kalkması ile yine zımni olarak matematiksel düşünme evresinde bildirim formlarının aslında 1 TL ‘na kadar düşebileceğine tanıklık ederiz.
  4. Hatta biraz beyin fırtınası yaparsak söz konusu Tebliğden evvel firma bazında bildirim yapıyorken, Tebliğ ile birlikte artık hem E-Fatura hem de kâğıt fatura olarak ayırmak ve öylece bildirmek zorundayız. İki işi kontrol ederek doğru bildirim yapmak Meslek İnsanının menfaatine olmadığı açık değil midir?

Samanlıkta iğne aramak gibi bir şey üzerinden cezai müeyyideye tabi olabilecek Meslek İnsanları için, bu formların bildirimi sorumluluğu stres ve sıkıntılı süreci işaret etmektedir.

Söz konusu bildirim formlarını vermesi gereken tüm mükelleflerde bir tedirginlik hâsıl olmuştur.

Bildirim alışkanlıklarını revize ederek, kolay(mış) gibi lanse edilen Tebliğin uygulanabilirliği, gerçekten günümüz muhasebe paket programları için, basit bir kod yazımından başka bir şey değildir. Dolayısıyla, Elektronik olarak düzenlenen belgeler form dışı olacaksa,  bunu muhasebe dilinde kayıtlamaya tabi tutarken ya, “KDV Belge Tipi” veya “Belge Tipi” olarak işaretlemek suretiyle ya da, elektronik faturanın zorunlu alanlarından olan üç haneli seri numarasından sonra gelmek üzere on üç haneli sıra numarası ile işlemi gerçekleştirerek, Tebliğin usul ve esasına uygun hareket edip, amir hükümlerini yerine getirmemiz pek de zor değildir.

Ancak, Mali İdareden de isteğimiz var elbette. Kredi Kartı ile Tahsil Edilen Teslim ve Hizmetlerin bilgilerini gösteren bir yöntem gibi, firmanın elektronik belge bilgilerini verebilecek dökümlerin görüleceği bir ekran tahsisi, bildirim kolaylığı ve büyük oranda cezaya muhatap olmamak açısından yerinde olacaktır.

Gözden kaçırılmaması gereken elbette bildirim formlarının hazırlanması ile alakalı yöntemlerin basit veya zor oluşu değildir. Sorumluluğunu üzerinde hissedecek meslek mensupları için bu durumun angarya ve iş yükünü artırmasıdır. Kanaatimizce BA_BS ve birçok bildirim formlarının hazırlanarak sisteme dâhil edilen işlerin, Tarafımızca yapılmasını dayatan Mali Yapı, tüm bu yükümlülükleri yerine getirmekle vazifelendirdiği memur cenahına zımni imtiyaz sağlamış olmaktadır.(!) Bazı unsurları yazarak, Mali İdare ‘ye çözüm ve önerilerimizle katkı sağlayarak, kazanımlarımızı korumaya çalışmak, meslek etiği ve geleceği açısından önem arz etmektedir.

Tebliğin uygulama bakımından kolaylığı olsa bile; Meslek İnsanına bezdirici ve angarya yükü bindirmektedir. Bu işe gönül vermiş insanların stres altında yaşamaları etik olmayan adalet ve ahlak sorgulamalarına kadar gidebilir ki, bu durumda sosyalitesi bozulan bir meslektaşın isyancı ruhunu ortaya çıkarır. Psikolojik tanılar olumsuz yönde artar ve bu zorlanan hayat tarzı, elbette korkuları çağırır ve korkular çoğaldıkça korkak bir yaşama meftun oluruz. Şu halde Meslek Kamuoyu, yönlendirilmeye açık edilgen bir yapıya doğru yürümektedir.

Aslında, her yeni çıkan kanun, tebliğ, yönetmelik vs. direk mükellef olarak nitelendirilen verginin tarafı kimseleri ilgilendiriyorsa da, mükellefin bu vazifesini gerçekleştirecek bilgi, beceri ve tecrübesi bulunmamaktadır. Bu durum, mükellef adına Mali İdare ile köprü vazifesi gören Serbest Muhasebeci Mali Müşavir(SMMM) ve Yeminli Mali Müşavir(YMM) meslek insanlarının sorunudur(!) Türkiye gerçeğinde de dünya devletlerinde olduğu gibi birçok alanda sürü psikoloji uygulanırken, Yürütmeden çıkan yasalarla ilgili olarak da, mali sistem üzerinden aynı gerçeği görerek, hedef yapılan kitle eğitime ve hatta öğretime tabi tutulmadan, çalışma alanı mali müşavirlik olan meslek insanlarına zımni olarak zimmetlenmektedir. Üstelik aracılık ve sorumluluk yönteminin uygulandığı bu vahim durum, müeyyidelerle disipline edilmeye çalışılarak, Mali Müşavirlerin strese tabi bir yaşamı kabullenmelerine sebep olmaktadır. Sözü edilen 523 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği beklentilerin aksine uygulamayı zora sokan kısmi iyileşmenin dahi perdelendiği sıkıntılı bir süreci ifade etmektedir.

Kısmi dememizin sebebi ise, bu zamana kadar aksamadan gelen bildirim formlar ile alakalı uygulama, konjonktürlerin dijital dönüşüm lehine değişerek, sanal sistem boyutuna girmesiyle, bizatihi Devlet Mali İdaresinin gözetim ve denetimine tabi olmasından kaynaklıdır. Ticaret hayatının elektronikleşmesiyle BA – BS bildirim formlarının kaldırılması beklenirken, sıkıntılı diğer bir yöntem dayatılarak alışılagelmiş normal bir düzen terk edilerek, Temmuz / 2021 döneminden itibaren geçerli olmak üzere, 01 Temmuz 2021 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Sonuç olarak;

Sosyal hukuk devleti gibi bir ütopyamız var ise sermaye gruplarının güçlerine göre vergilenmeleri ve buna bağlı olarak vergi ödemek isteyen bu mükelleflerin eğitimi ve vergi bilinçlerinin ne kadar önem arz ettiğini anlatarak farkındalık ortaya koymak zorundayız. Bu öğreti, hatta ilkokul sıralarına kadar inerek, hayata uyanan çocuk insanların bilinçaltlarına yerleştirerek, toplumsal paydaşlıkta beraber yaşamanın ipuçlarının verilmesi gerektiğine uyanmamız muhakkaktır.

Mesleğimizi Seviyoruz. Mesleğimiz Ve Gelecek Esenlik Günlerimiz İçin TÜRMOB ‘un Yanındayız.
Çok Önemli Not:

  • 2 Ağustos 2021 (31 Temmuz 2021 tarihinin hafta sonu tatiline rastlaması nedeniyle) günü sonuna kadar verilmesi gereken 2021/Haziran dönemine ilişkin “Form Ba” ve “Form Bs” bildirimlerinin verilme süresi 6 Ağustos 2021 Cuma günü sonuna kadar uzatılmıştır.
  • Temmuz / 2021 döneminden itibaren sözü edilen Tebliğ hükümleri uygulanacaktır.

Kaynak: Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 396)’Nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 523)

02.08.2021 Tarihinde muhasebetr.com sitesinde yayınlanmıştır.

Selahattin İPEK
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi

Nakit Sermaye Artırımlarında Faiz İndirimi

 

 

GİRİŞ:
Nakdi Sermaye Artırımından Kaynaklanan Faiz İndirimi, 27 Mart 2015 Tarihinde 6637 sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kabul edilerek, 07 Nisan 2015 tarihinde 29319 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanmasıyla hayatımıza girmiştir. Kanun’un 8 inci maddesi, Kurumlar Vergisi Kanunu(5520) “Diğer İndirimler” başlıklı, 10’ uncu maddesine (ı) bendinin eklenmesinden ibarettir. Madde 26 – Bu Kanunun;
a) 8 inci maddesi ile 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen (ı) bendi 1/7/2015 tarihinde,
yürürlüğe girmiştir.

İndirime esas açıklamalar daha sonra yayımlanan 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 9 Seri No.lu Tebliğ (04/03/2016 Tarihli Resmî Gazete) ile yapılmıştır. Yayımlanan bu metin 3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’ne “10.5. Türkiye’den yurtdışı mukimi kişi ve kurumlara verilen hizmetler” başlıklı bölümünden sonra gelmek üzere eklenmiştir.

Buraya kadar yukarıda yasal dayanağını sistemik bir düzen içinde vermeye çalıştığım bu değişiklikle, aslında ne yapılmaya çalışılmıştır? Vergi hukukunda vergiye ait her çıkarılan yasanın elbette bir dayanağının varlığı dışında hangi amaca hizmet ediyor ve kapsamı hakkında gerekçeli bilgiler yer alır.
O halde, yararlanma zorunluluğu bulunmayan bu faiz indirim hizmetinden, indirimin maksadı ve kapsamlarına olan etkilerine bakalım.

İndirimin amaç ve kapsamı
Bu uygulamanın firmalar üzerindeki direk etkisi, hangi şirket üzerinden ele alınıyor ise o şirketin sermaye yapısının güçlendirilmesine esas, sürdürülebilir menfaatten ibarettir. İndirimden, şartları sağlayan sermaye şirketlerinin yararlanabilmeleri mümkündür. Buna göre;

Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’sinin, kurumlar vergisi matrahının tespitinde kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirim konusu yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Düzenlemeye konu edilecek tutarın hesabını yaparken, 1/7/2015 tarihi milat olarak alınmış olup, bu tarihten itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları, yeni kurulan sermaye şirketlerinde ise ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı indirim kapsamında dikkate alınacaktır. Ne var ki, sermayenin nakit olarak karşılanmayan kısmı için indirim uygulamasından yararlanılamayacaktır.

Dünya devletleri ile aynı kaderi paylaşan Ülkemizin içinden geçtiği ekonomik durgunluk ve sorunlar neticesi, geleceğimize yönelik kararlar alınırken, şirketlerde elbette kendilerini ayakta tutabilecek öneri ve önlem paketlerine sımsıkı sarılarak faaliyetlerini ifa etmeye çalışmaktalar.
Bu vesile ile önümüzdeki günlerde her şirket kendi finansal tablolarının iyileştirilmesi çalışmalarına hız vererek, sermaye artırımlarının nakit olarak yapılması hususunu yeniden gözden geçireceklerini umuyorum.

İndirimde özellik arz eden durumlar
Normal hesap dönemine tabi şirketlerin(01.01.20xx – 31.12.20xx), TCMB ‘nin ticari kredi faizi ile hesapladıkları nakdi sermaye artırımı tutarını, banka dekontu veya elektronik ortamda tevsik ederek, beyanname döneminde kurumlar vergisi bakımından bağlı olunan vergi dairelerine ibraz edilmesi gerekir.

İspat ve ibraz mükellefiyetinden başka, faiz indirimi içinde yer alan konulara özet halinde değinerek, dikkat edilmesi gereken özellikli durumları gözden geçirelim.

  1. Şirketler, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere, izleyen her bir dönem için bu indirimden ayrı ayrı yararlanabilmektedir.
  2. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması halinde, azaltılan sermaye tutarı nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.

Bu indirimden yararlanan sermaye şirketlerinin daha sonra sermaye azaltımı yapmaları halinde, nakdi sermaye artışının azaltılan sermaye tutarı kadarlık kısmı için sermaye azaltımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil edildiği ayı izleyen aydan itibaren bu indirimden yararlanmaları mümkün bulunmamaktadır.
Öte yandan, nakdi sermaye artışı yapılmadan önce sermaye şirketlerinin sermaye azaltımına gitmiş olmaları halinde, bu indirimin hesaplanmasında azaltılan sermaye tutarı kadarlık kısım dikkate alınmayacaktır.

  1. İlgili dönem matrahın yetersiz kalması nedeniyle indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devretmektedir. Ancak bu tutarlar, herhangi bir endekslemeye tabi tutulmaksızın izleyen hesap dönemlerine ilişkin matrahın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.

Nakdi sermaye faiz indiriminden haksız yararlanmanın vergi ziyaına sebep olmayacağı ve sadece vergi aslının salınacağı konusunda kanunda özel bir hüküm yoktur. Ancak şartların oluşması halinde VUK’un 371. Maddesi (pişmanlık) hükümlerinden yararlanılabilir.

İndirim hesaplamasında dikkate alınmayan sermaye artışları
Aşağıda yer alan sermaye artışları, nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.

  1. Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,(Gayrimenkul, menkul, taşıtların vb. ayni sermaye olarak işletmeye devri.)
  2. Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları,
  3. Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışları, (Geçmiş yıllar karlarını sermayeye devri, özel fonlar, yedekler, enflasyon farkları gibi)
  4. Ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,(Ortak tarafından sermaye borcu için kredi çekilerek ödeme yapılması)
  5. Şirkete nakdi sermaye dışında hisse senedi, tahvil veya bono gibi kıymetlerin konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,
  6. Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları(Gerçek nitelikli borç ilişkisine dayanmayan ortaklara borçlar hesabı gibi.

Hemen akıllarda askıya alınan bir konuyu açıklığa kavuşturalım. Şirketler arasında “birleşme” öncesinde, nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indiriminden yararlanan şirketin, birleşmeden sonra devralan şirkette indirim hakkı devam eder. Detayında şu ayrıntıya dikkat etmemiz gerektiğinin altını çizecek olursak; sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemleri devam ederken, taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları indirim olarak dikkate alınmayacaktır.

İndirim uygulaması dışarıdan çok basit gibi görünse de içine girildiği vakit aslında solo düşünülemeyecek kadar konsolide bir yapıya sahip olduğunun farkına varırız. Devamlı takip etmek ve doğru sonuçları, şirkete doğru olarak yarar sağlayacak biçimde işleme almalıyız. Sermaye hareketlerinde yapılması olası her finansal hareketin bağlayıcılığını göz ardı etmemeliyiz. Mesela öz kaynak grubunu yakından ilgilendirmesi bakımından sermaye avansları ile alakalı tasarrufumuz indirim uygulaması kapsamının neresinde yer alır? Dikkate değer mi?
Açmaya çalışalım!

Bilindiği üzere, sermaye avanslarının kullanımına ilişkin bir takım şekil ve şartların hâsıl olması gerekir.
İlk ve en önemli şart, şirket iradesinin tecelli ettiği yani sermaye artırımına ilişkin kararın alınmasından önce, ortakları şirketin banka hesaplarına yatırdıkları tutarları sermaye avansı olarak tevsik etmeleri gerekmektedir.
Ki, indirim uygulamasında dikkate alınmaları bu işlemden sonra mümkün bulunmaktadır.
Diğer dikkat edilecek hususlar ise;

  1. Yatırıldığı tarihten itibaren şirketin bilançosunda “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında izlenmesi.
  2. Banka hesabına yatırıldığı tarihin içinde bulunduğu hesap döneminin sonuna kadar bu tutarlarla ilgili sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil ettirilmesi.
  3. “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında yer almayan tutarlar için indirim uygulamasından faydalanılması mümkün bulunmamaktadır.

Ne var ki şöyle bir düşünceye kapılabiliriz: Peki bu sermaye artırımı yapıldıktan sonra geçmiş yıl kârları dağıtılırsa ne olacak? Merak etmeyin. Geçmiş yıl karları dağıtılsa bile indirim hesaplamasında dikkate alınmadığından, kanunen faiz indirim hakkından yararlanma konusunda bir engel veya eksiklik oluşmaz.

İndirim Oranları

Genel indirim oranı %50 olarak belirlenmiş olup, durumlarına göre sermaye şirketlerinin oranı aşağıda yer alan tablodaki gibi değişkenlik gösterebilir.

Açıklama

İndirim oranı (%)

Genel indirim oranı

50

Payları borsada işlem gören halka açık sermaye şirketlerinde indirimden yararlanılan yılın son günü itibarıyla, Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. nezdinde borsada işlem görebilir nitelikte pay olarak izlenen payların nominal tutarının ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermayeye oranı %50 ve daha az olanlar

75

Payları borsada işlem gören halka açık sermaye şirketlerinde indirimden yararlanılan yılın son günü itibarıyla, Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. nezdinde borsada işlem görebilir nitelikte pay olarak izlenen payların nominal tutarının ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermayeye oranı %50’nin üzerinde olanlar

100

Nakdi olarak artırılan sermayenin, yatırım teşvik belgeli üretim ve sanayi tesisleri ile bu tesislere ait makine ve teçhizat yatırımlarında ve/veya bu yatırımların inşasına tahsis edilen arsa ve arazi yatırımlarında kullanılması durumunda teşvik belgesinde yer alan sabit yatırım tutarla sınırlı olmak üzere

75

Gelirlerinin % 25 veya fazlası, faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri

0

Aktif toplamının % 50 veya daha fazlası bağlı menkul kıymetler, bağlı ortaklıklar ve iştirak paylarndan oluşan sermaye şirketleri

0

Artırılan nakdi sermayenin başka şirketlere sermaye olarak konulan veya kredi olarak kullandırılan kısmı

0

Arsa ve arazi yatırımı yapan sermaye şirketlerinde arsa ve arazi yatırımına tekabül eden kısım

0

09.03.2015 tarihinden 01.07.2015 tarihine kadar olan dönemde sermaye azaltımına gidilmiş olması halinde, artırılan sermaye tutarının azaltılan sermaye tutarına tekabül eden kısmı

0

Faiz İndirim Hesaplama Tablosu Nasıl Yapılacak?
İndirim uygulamasında, artırılan sermayenin hesap dönemi içerisinde ortaklarca nakit olarak ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle, yılın kalan süresi için kıst dönem esasına göre indirim tutarı hesaplanacaktır.

Nakden taahhüt edilen sermayenin;

  1. Sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil edildiği tarihten önce şirketin banka hesabına yatırılan kısmı için tescil tarihi(Yeni kurulan şirketler ana sözleşmelerinin tescil edildiği aydan itibaren başlarlar),
  2. Tescil tarihinden sonra şirketin banka hesabına yatırılan tutarlar için ise şirketin banka hesabına yatırılma tarihi, esas alınarak bu indirimden yararlanılabilecektir.

Kurum kazancı bulunması halinde indirilebilecek tutar aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Kurum kazancından indirilebilecek tutar

E

=

Nakdi sermaye artışı

A

X

Ticari krediler faiz oranı

B

X

İndirim oranı

C

X

Süre

D

Ticari Krediler Faiz Oranlarına ait tablo yıllar itibari ile aşağıda gösterilmiştir.

YIL

TİCARİ KREDİLER FAİZ ORANI

YIL

TİCARİ KREDİLER
FAİZ ORANI

2015

14,65

2018

27,04

2016

13,57

2019

12,02

2017

17,06

2020

19,62

Ticari Krediler Faiz Oranları yıllar itibari ile belirlenirken, hesaplama tablosunun oluşumu ile alakalı, yukarıda anlatmış olduğumuz tüm açıklamaları formüle ederek, kendi devinimi içinde özet halinde gösteren örnek Nakdi Sermaye Artırımından Kaynaklanan Faiz İndirim Hesaplama Tablosu ‘nu (Kvk. Md.10/1 I) sizlere örnek olarak aşağıda veriyorum. Faydalı olmasını dilerim.
Örnek tablomuz, USTAM, Sayın Cevdet AKÇAKOCA(YMM) tarafından yapılmış olup, yayımlayabilmem izni ile tarafıma gönderilmiştir. Mali Müşavirlik adına verdiği emek yoğun mücadele için teşekkürlerimi arz eder, Saygılarımı sunarım.

NAKDİ SERMAYE ARTIRIMINDAN KAYNAKLANAN FAİZ İNDİRİM HESAPLAMA TABLOSU

(KVK. MD.10/1 I)

Nakdi Sermaye Artışının Tic. Siciline Tescil Tarihi

Bankaya Yatırıldığı Tarih

Bankaya Yatırılan Tutar

TCMB. Tarafından açıklanan Faiz Oranı

Genel İndirim Oranı

Süre

İndirim Tutarı

11.05.2017

02.05.2017

24.877,11

17,06%

50%

8/12

1.414,68 ₺

11.05.2017

02.05.2017

24.877,11

17,06%

50%

8/12

1.414,68 ₺

11.05.2017

02.05.2017

9.328,92

17,06%

50%

8/12

530,50 ₺

11.05.2017

02.05.2017

9.328,92

17,06%

50%

8/12

530,50 ₺

11.05.2017

02.05.2017

6.219,28

17,06%

50%

8/12

353,67 ₺

11.05.2017

30.06.2017

17.631,32

17,06%

50%

7/12

877,31 ₺

11.05.2017

30.06.2017

17.631,32

17,06%

50%

7/12

877,31 ₺

11.05.2017

30.06.2017

27.986,74

17,06%

50%

7/12

1.392,57 ₺

11.05.2017

30.06.2017

27.986,74

17,06%

50%

7/12

1.392,57 ₺

11.05.2017

30.06.2017

18.657,84

17,06%

50%

7/12

928,38 ₺

11.05.2017

13.07.2017

7.000,00

17,06%

50%

6/12

298,55 ₺

11.05.2017

13.07.2017

7.000,00

17,06%

50%

6/12

298,55 ₺

11.05.2017

27.07.2017

30.000,00

17,06%

50%

6/12

1.279,50 ₺

11.05.2017

27.07.2017

30.000,00

17,06%

50%

6/12

1.279,50 ₺

11.05.2017

28.07.2017

20.000,00

17,06%

50%

6/12

853,00 ₺

11.05.2017

28.07.2017

20.000,00

17,06%

50%

6/12

853,00 ₺

298.525,30

14.574,28 ₺

Sonuç:
Dünya ekonomisinin her dönem aslında volatil bir seyir izlediği bilinmektedir. Öyle ki olağanüstü felaket günlerinde bu durum kendini o kadar hissettirir ki şirketlerin sermaye yeterlilik kayıpları, elbette rasyolarını büyük ölçüde etkileyerek bozacak ve rekabet şanslarını zayıflatacaktır.
Şimdilerde ulusal devletlerin gücü ne yazık ki, bünyelerinde var olan şirketlerin sermaye yapılarıyla ekonomik olarak ölçümlemeye tabi tutulabilmektedir.

Bu yüzden ülkemizde de ticaret ve vergi yasaları vb. kanunlarla şirketlere destek olurlar ve veya teşvikler vererek dışardan bir kaynağa ihtiyaç duymamalarına vesile olunur. Ya da vergi yükü azaltılarak sermayelerinin güçlendirilmesi amaçlanır. İşte nakdi sermaye artışıyla işbu durum söz konusu edilerek indirim yoluyla, sistem dışında olan kaynaklar ekonomiye kazandırılması hedefe konarak uygulama yapılır.

Naçizane şimdiden tavsiyem özellikle nakdi sermaye artışı yapan işletmelerin, bu yüzden kaynaklı faiz indirimine ait bir ajanda yapmalarıdır. Dördüncü geçici vergi sürecinde gerekli tüm kontrollerin yapılarak, değerlendirilmesi menfaatleri icabıdır. Dikkatlice hesaplanan indirim tutarı kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirim konusu yapılacaktır.

İndirim, kurumlar vergisi beyannamesinin ve geçici vergi beyannamesinin “kazancın bulunması halinde indirilecek istisna ve indirimler” bölümünde yer alan “453-Nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi (K.V.K. Mad. 10/1-ı) satırında gösterilir. Aynı zamanda adı geçen beyanların ekler bölümünün “Nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi” tablosu da doldurulur.

Öyle ki, kazançları yetersiz olsa dahi, indirim konusu yapılamayan tutarlar, izleyen hesap dönemine ilişkin geçici vergilendirme dönemlerinde indirim olarak dikkate alınabilecektir.

İndirim tutarı için bilanço hesapları (1-599) ya da gelir tablosu (6-799) hesapları kullanılarak yevmiye kaydı yapılmaz. Nazım hesaplarda, döneminde kullanılan ve sonraki dönemlere devreden indirim tutarı takip edilebilir.

Ancak artırıma konu sermaye ödemesinin indirimden yararlanmak için yatırım gibi özel amaçlara tahsisi gerekiyorsa kayıtlar tespit yapmaya uygun tutulmalıdır.

Şirketlerin sermayelerini güçlendirerek, küresel ekonomi ile mücadele edebilecek konuma ulaşmaları yönünde alınan etkili düzenlemelerden olan bu nakdi sermaye faiz indiriminin, süresiz ve zarar edilmesi halinde dahi hakkın devam etmesi yani sonraki döneme devretmesi durumun ne kadar cazip ve avantajlı olduğunu işaret eder. Vergi yükünün azaltılmasıyla firmaların, küresel vergi oyunlarına karşı güçlendirilmesi esas alındığından, Devlet tarafının sağlamış olduğu katkı hakikaten büyüktür. Konunun dikkatle ele alınarak, hesaplamaları yaparken azami özen gösterilmesi cezaya muhatap olunmaması adına önem arz eder. 14.07.2021

Kaynak:

— 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu
— 6637 sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
— 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 9 Seri No.lu Tebliğ
— KVK Özelge – 16.06.2020 – Sayı: 46480499-125[2019/906]-E.41915
— Cem Çömez – Nakdi Sermaye Artışından Kaynaklanan Faiz İndirimine Dikkat!
— Mikail Yılmaz – Sermaye Şirketlerinde Nakit Sermaye Artırımı Avantajlı Mı?
— Doğan Çengel – Nakdi Sermaye Artırımında İndirim

14.07.2021

Selahattin İpek
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

Asgari Kurumlar Vergisi: Küresel Şirketlerin Vergi Oyunu

 

Uluslar kamusal giderlerini karşılayabilmeleri için, ticaret hayatından cebren vergiler vasıtasıyla katkılar alınmasına hükmetmişlerdir. Elbette adil bir sistem içinde her bireyin gelirleri karşılığında vatandaşlık görevi diye nitelendirilen bu cebri düzenlemelere uyma mecburiyeti vardır. Tersi düşünülemez.

Vergi, tarihin her safhasında değişmeden günümüze kadar gelmiş ve devletlerin var olmasının teminatı olarak karşımıza çıkmıştır. Birçok paydaşı ilgilendiren vergi düzenlemeleri, yakın tarihimize kadar özellikle fiziki yani varlıklar üzerinden yapılırken, küresel bir ağında temellerini atmış oldular.

Doğası gereği  vergi kayıp ve kaçaklarından en çok etkilenenler elbette ülkelerin ekonomi sistemleridir.
Bu yüzden güçlü sermaye şirketlerinin ticaret hayatına kattıkları haksız rekabetin tüm hile ve oyunları ile mücadele etmek, öyle pek de kolay olmamaktadır. Free Zone yani boşluk kabul edilemeyen bu alanlarda ehemmiyetle tedbirler alınarak kıyasıya mücadele için elde bulunan tüm imkânları, rehavete kapılmadan kullanmalıyız. Bu hususla alakalı olarak yani vergi kaçırmayı ortadan kaldırmaya yönelik, son zamanlarda ele alınan, küresel asgari kurumlar vergisi gibi eylem planlarını içeren Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma Eylem Planı(MAKA) alınacak tedbirler çerçevesinde yürürlüğe konulmaya çalışılmaktadır.

Zira daha iyi anlaşılması bakımından konuyu biraz gezdirelim.

Küresel Sermayeye Karşı Planlanan Düzenlemeler: Vergi Reformu

Dünyada sermaye hareketlerinin artması çok değil yaklaşık 30 – 40 yıl evveline dayanır. Bunun en önemli sebeplerinin başında yukarıda da ifade ettiğim gibi varlık üzerinden vergi sistemlerinin oluşturulması yerini artık teknolojik gelişimler sebebiyle ortaya çıkan internet güdümüne bırakmıştır. Bu değişim dijital devrim olarak hayatımızı yakından ilgilendirdiği gibi; fiziki dünyamızdan uzaklaşarak yeni tanıdığımız sanal bir ortamın kapılarını aralamıştır. Bu durum her bilinende olduğu gibi, dünya ticaret hayatına da bir takım serbestlikler getirerek, işlem maliyetlerinin azalması dolayısıyla hacimsel büyümeler gözle görünür şekilde artmıştır.

Aslında internet marifetiyle ortaya çıkan değişim ve dönüşüm, ticaretin bilinen yapısını geliştirerek farklı bir kulvara çekilmesine olanak sağlamıştır. Uluslararası düzeyde var olan şirketlerin daha da büyümesi, klasik bilinen dünya ticaretine “küresel” bir ifade yükleyerek önemli gelişmeler yaşanmasına sebep olmuştur.

Bu nedenle gelişmeler öteden beri süregelen vergi anlayışlarında bir takım değişiklikleri kaçınılmaz kılmıştır. Vergi matrahlarındaki aşınma ve devletlerin vergileme tekniklerindeki tıkanmalar çeşitli sorunları beraberinde getirmekle kalmadı, ticaretin doğal seleksiyonu olarak beklenen kar pozisyonlarının her türlü vergi avantajı sunan ülkelere aktarmalarıyla haksız rekabet tetiklenerek gündeme oturmuşlardır.

Girişimcilerin daha fazla kazanımlar elde edebilmek için uluslararası vergi yasalarında yer alan açıkları kullanarak, iş yaptıkları ülkelerde, vatandaşlardan daha az vergi ödemeleri, vergi sisteminin adil olmadığı inancına sebep olmuştur.

Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma Eylem Planı(MAKA) adil ve modern bir vergi sistemi getirir mi?
Ne var ki, ülkeler yabancı sermayeleri çekebilmek amacıyla kendi vergi sistemlerini adeta bir oyunun hilelerini dizayn eder gibi kullanmaktalar. Bunun doğal sonucu olarak, her ülke gelirlerini sağlam temellere oturtabilmek maksadıyla çeşitli tedbirleri alırken; bütçe açıkları da borçları tetikleyerek, teknik iflasları getirmiştir.

Küresel dünyanın daha adil ve modern bir vergi sistemine kavuşması, G20(25 Eylül 1999-Washington Toplantısı- Küresel sistem için önemli ülkelerden oluşan 20’ler Grubu) ve OECD ülkelerinin(Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü), birlikte hazırlayarak servis ettikleri, Base erosion and profit shifting (BEPS) yani Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma Eylem Planı ile gerçekleştirilmesi umut edilmektedir.

15 ayrı eylem maddesi planından oluşan BEPS Projesi yani verginin aşınmasına sebep olan 15 farklı vergilendirme konusuna alınabilecek önlemlere dair eylemleri geliştiren tedbirler paketi, 2015 tarihinde onaylanarak ülkelerin mali yapılarının tehditlere karşı, onarımı için devreye alınmıştır.

BEPS eylem planı bu yazı konumuz olmadığından yakın geleceğimize ipotekleyerek burada bırakalım.

Asgari Kurumlar Vergisi için alınacak ortak kararlar, güçlü sermayeye sahip emperyal şirketleri rahatsız edecektir. Gelişmiş ülkelerin ekonomik büyüklüklerini dahi tehdit eden bu şirketlerin; vergi kaçırmak amacıyla “vergi cennetleri” olarak bilinen ve özellikle kurulan merkezlerde yapılanmalarını önlemek maksadıyla, ülkeler vergi sistemlerini yeniden tesis edeceklerdir. Vergilerden kaynaklı rekabeti önleyebilmek ve vergi avantajı sunan ülkelere finans kaçışını durdurmak için küresel çaplı tedbir ve önlemler alınmalıdır.

Bu sayede sermayesi güçlü şirketlerin vergilendirilmesi mümkün hale gelebileceği gibi, aslında tek vergi uygulaması mali sistemde eşitlik manasında oyun alanlarının yaratılmasında etkili olacaktır. Kelebek etkisi yaratacak olan bu durum, çoğunlukla toplumun vergi yükünü üstlenen orta sınıf halk ve çalışanlar arasında ise,  adalet tesis edilirken inovasyon, büyüme ve refahı teşvik etmekte aynı zamanda mümkün olabilecektir.

Asgari Kurumlar Vergisi her ülkeye ayrı etkisi olan bir düzenlemedir.

5 Haziran 2021’de, G7 diye adlandırılan yedi büyük sanayileşmiş grubun Maliye Bakanları, çok uluslu şirketler üzerinde en az yüzde 15’lik bir küresel asgari kurumlar vergisi oranı olması gerektiğini ifade ettiler. Tartışmalı konuların olmasını bir yana bırakacak olursak, G7 Grubunun aldığı bu karar, küresel kurumlar vergisi reformunun önemli bir göstergesidir. Oranının en az yüzde 15 olması gerektiği ifade edilirken, değişiklikte söz konusu olabilir.

Belli bir sabitte tutulması öngörülen küresel kurumlar vergisi, gelişmiş ve veya gelişmekte olan ülkeler arasında farklı dalgalanmalara yol açacaktır. Finansal kırılganlığı yüksek olan ülkeler, çok uluslu güçlü sermaye şirketlerini kendi ülkelerine çekebilmek için ellerinde var olan vergi kozunu oynayamayacaklarını bilmeleri ile aslında vergi cenneti gibi yazabileceğim esnek ortamı da sunamayacaklardır. Kendi ulusal şirketlerini gelişmiş ülkelerin şirketlerine karşı destekleyemedikleri bir mali alana sahip olmadıklarından küresel(asgari) kurumlar vergisinden memnun olmayacaklardır. Bunun zararlı olan etkisini bertaraf edebilmek için, yeni kesintiler veya vergi kredileri ortaya çıkacaktır. Mutlak bir muhalefetin bu anlamda olacağı açıktır.

Sonuç olarak;

Dünyanın önde gelen büyük sermayeli şirketlerine yönelik ortaya konulan bir proje olarak, rekabetin dengelenmesi ve elektronik dönüşüm ile dijital dünyanın artık sınırları aştığı küresel bir ekonominin de küresel bir asgari kurumlar vergisi olması şarttır. Dolayısıyla vergi üzerine mutlak olması gereken reformist hareketlerin bir an evvel yapılması gerektiği kanaatindeyiz.

Google, Apple, Facebook ve Amazon gibi küresel dünya da yer alan ileri teknoloji şirketleri, tabi olarak finansal kaygılardan dolayı etkilenecekleri mümkündür. Eşitlik ilkesi gereği, normal dönemlerde ve kriz dönemlerinde borçlanan ülkeler için de asgari kurumlar vergisi bir kaynak sağlama yöntemi olabilir

TÜRMOB 87.BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRİSİ: EYLEME GEÇİRİLMELİDİR

Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) 87. Başkanlar Kurulu toplantısı 17 Haziran tarihinde 77 Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve 8 Yeminli Mali Müşavir Odalarının katılımı ile Üst Birlik Merkezinde gerçekleştirildi.    

Toplantı sonuç bildirisinin özetle konusu, Mali Müşavirlerin geleceğine yönelik sakıncalı durumlar silsilesinin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların bir bütünlük halinde deklare edilmesi ve meslek insanlarının talep ve önerilerinin en üst perdeden ifade edilmesidir.

Toplantı sonuçları itibari ile tartışılabilir ve fakat hemen ön kesme adına yazmam gerekirse, gün birbirimizi yerme günü değildir. Bazı rahatsızlıklar olabilir. Muhalefet olabilir.

Yadırganmamalıdır.

Kimse NEMMAM olarak görülmemelidir.(!)

Kötücül eleştiriler var mı? Varsa zaten hiç kaale alınmadan bertaraf edilmeli.

Meslek bizim mesleğimiz. Kendi içimizde çözümler bulamadığımız zaman, bu boşluk başkaları tarafından doldurulur. O halde yapmamız gereken Odalarımıza ve Üst Birliğimiz olan TÜRMOB ‘a sahip çıkarak zamanın koşullarında proaktif yönetimleri yaratmalıyız. Eleştiri haktır ve fakat yapıcı olmalıdır. Karşılığı da aynı şekilde bu yapıcı eleştirilerden feyz almış bilgelikte olmalıdır. Mesleki siyaset elbette olabilir ve fakat siyaset mesleğimize karıştırılmamalıdır.

Bu bölümün son sözü:

MESLEĞİMİZİ SEVİYORUZ. MESLEĞİMİZ VE GELECEK ESENLİK GÜNLERİMİZ İÇİN TÜRMOB ‘UN YANINDAYIZ.

Şimdi deklare edilen sonuç bildirisi bizlere neleri düşündürüyor, naçizane okumaya çalışalım.
Belki önemine binaen, birkaç şey yazarsak birilerine bu sayede faydalı olabiliriz.

Sonuç bildirisinde ortaya konulan sorunların çoğu, doğal olarak eskiden beri devamlı yazılıp, çizilmekte.

Bunlardan farkındalık olarak ayırdığım birkaç maddeyi aşağıya alarak, düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

1- “- Meslek mensupları tarafından aracılık ve sorumluluk sözleşmeleri kapsamında mükellefleri adına verilen beyannameler üzerinden tarh edilen verginin binde birinin, “meslek mensubu gider katılım payı” olarak meslek mensupları tarafından ödenecek yıllık gelir veya kurumlar vergilerinden indirilmesinin önü açılmalıdır.”

Farklı versiyonları olmasına rağmen, bu biçimini önemsediğimi belirtmeliyim.

Sorgulayarak isteyen bir iradeyi gösteriyor ki, fikri sabitliğe karşı, fikir üreten anlamında kurumların varlık sebeplerinden olarak değer katmıştır.

Tebrik ediyorum.

2- Bir diğer çok önemli konu ise, tarafımdan da önceden kaleme almış olduğum;

Faydalı Ömür: Beyin Amortismanı” yayımlandığı vakit epey bir ses getirmiş ve fakat cılız kalmıştır. Bu durumun sebeplerine girmek istemiyorum.

Şunu ifade edeyim ki, yıllardır ne Musa ‘ya ne de İsa ‘ya yaranamadık diyerek konunun özüne hakkını vermeye devam edeyim. Dolayısıyla yine aşağıya aldığım,

“- Meslek mensuplarımıza, her yıl tahsil ettikleri hasılatlarının %20’sini mesleki yıpranma payı olarak indirim imkânı sağlanmalıdır. “

Maddesi de çok bariz olarak göze çarpıyor. Uyanış zamanının simgelerinden biri olarak kabul edip, takipçisi ve hak edilen unsur olduğunun bu şekilde devamlı altının çizilmesi gerekir. Çok konuşuldu ve fakat toplantının sonuçlarından biri olarak deklare edilmesini takdir ediyor ve önemsiyorum.

3- Çarpıcı çıkış olarak kabul ettiğim biri de, yine yakın zamanda yazmış olduğum, “Mali Müşavirlere KDV İade Raporu ve Karşıt İnceleme Yazma Yetkisi Hatırlatması” yazı konusuna teşbih olarak kendimce nitelendirdiğim madde. Hak kazandığımız kanunun uygulama tebliği ile hayata geçirilmesi, çok doğru ve yerinde olacaktır. Engelleme yapılıyorsa nedeninin sorgulanması gerektiği inancındayım.

Bu vesile ile bildiriye konu aşağıdaki madde hakikaten temelden ele alınmalıdır.

“- Yeminli Mali Müşavirlerin tasdikten, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin beyanname ve finansal tablo imzalamaktan doğan sorumlulukları somut kriterlere bağlanarak yeniden düzenlenmelidir.”

talebi olarak toplantı bildirisinde yer almıştır.

Bu sayede BDS – 315 ‘in hayata geçirilmesi, tablolar ve beyan üzerindeki ehemmiyeti daha bir ortaya koyarak, kayıp ve kaçağın önlenmesine yardımcı olunacaktır.

4- Bir diğer talepkar madde ise, kısıtlamalı kabul edilse dahi güzel kazanım olacak olan düzenlemedir.

“- Düzeltme amaçlı verilen beyan ve bildirimlerde ceza uygulamasından vazgeçilmelidir.”

Temennim, mesleğimiz adına talep edilen her şeyin, hem Serbest Muhasebeci Mali Müşavir hem de Yeminli Mali Müşavir unvanlarına yakışır olmasıdır.
BİRLİK VE BERABERLİK RUHUNUN ŞAD OLMASI İÇİN, BİR VE BÜTÜN OLALIM.

Emeği geçen Değerli Yöneticilerimize Saygılarımla.

Mali Müşavirlere KDV İade Raporu ve Karşıt İnceleme Yazma Yetkisi Hatırlatması

 

GİRİŞ

Katma Değer Vergisi Kanunu Ve Bazı Kanunlar İle 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ’un 7104 sayılı, 06/04/2018 tarihli ve 30383 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanmasının üzerinden hiç de azımsanmayacak bir süre geçmiştir. İçeriğinde birçok konuya atıfta bulunulmasına rağmen bu Kanunda Mali İdarenin neferleri olarak Serbest Muhasebeci Mali Müşavir meslek mensuplarını çok yakından ilgilendiren önemli bir düzenlemeye gidilmiştir. 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere, 8/A maddesinin eklenmesini esas alan bu düzenleme aslında bir başka ifade ile Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM – Mali Müşavir) meslek insanlarına, Katma Değer Vergisi(KDV) İade Raporu yazma yetkisi verilmesinden ibarettir.

Hemen belirtmiş olalım, KDV raporu düzenleme yetkisine haiz usul ve esaslar Mali İdare tarafından henüz belirlenmediği için Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler KDV İade Raporu düzenleyemez.

Yayımı itibariyle meslek insanları arasında heyecan yaratan ve meslek adına kazanım olarak lanse edilen konuda bu zamana kadar herhangi bir ilerleme olmadığına tanıklık ediyoruz. Bu konu, elbette bir pratiğe kavuşturularak uygulama usul ve esaslarının tebliğ ya da yönetmelikle Mali İdare tarafından düzenlenmesi gerekmektedir.

O halde, bu değişikliğe gidilmesinin gerekçesini tasarıdan alıntılayarak hatırlayalım. Konuyu tam ve anlaşılır ifade etmek adına bu alıntıyı buraya almayı önemsiyorum.

“Bu Tasarıda öngörülen düzenlemeyle, katma değer vergisi iade sisteminde, indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin sonraki dönemlere devretmesi ve iade edilmemesi kuralı 1/1/2019 tarihinden itibaren kaldırılacaktır. Bu nedenle, bu tarihten sonra indirim yoluyla telafi edilemeyen katma değer vergisinin iadesi ile bu tarihten önceki devreden katma değer vergisinin yetki çerçevesinde iade edilmesi durumunda ortaya çıkacak ilave iş ve işlemlerin hızlı ve doğru bir şekilde yapılabilmesini teminen, Maliye Bakanlığına, serbest muhasebeci mali müşavirlere maddede öngörülen sınırlar dâhilinde iade raporu düzenlettirebilme konusunda yetki verilmektedir.”
SINIRLI VERİLEN YETKİNİN KAPSAMI

Önemli bir değişikliğe sebep olan, Mali Müşavirlere KDV İade Raporu ve karşıt inceleme yazma yetkisinin verildiği Kanunun (3568 SK Md.8/A) 23. Maddesi ‘ne ayrı ayrı şıklar halinde göz atarak yükümlülüklerimizin sınırlarını çizmeye çalışalım. Şöyle ki;

“Serbest muhasebeci mali müşavirlere rapor düzenlettirme yetkisi ve sorumluluk

MADDE 8/A

Maliye Bakanlığı,

  1. Bu Kanun kapsamında yetki almış serbest muhasebeci mali müşavirlere, beyannamelerini imzaladıkları dönem ve mükelleflerle sınırlı olmak kaydıyla, 
  2. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında yapılacak iadeye dayanak teşkil edecek rapor düzenlettirmeye,
  3. Bu kapsamda rapor düzenleyecek serbest muhasebeci mali müşavirlerde aranacak nitelik ve şartlar ile rapor düzenlenebilecek iade türlerini ve azami iade tutarlarını tespite,
  4. Rapor düzenleme yetkisini, belirleyeceği usul ve esaslara göre yapılan eğitimlere katılma ve başarılı olma şartına bağlamaya ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

Serbest muhasebeci mali müşavirler,

a. İadeye ilişkin düzenledikleri raporların doğru olmasından sorumludurlar.

b. Düzenledikleri raporun doğru olmaması halinde, rapor kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”

Madde metnine göre Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlere KDV İadeleri konusunda verilen yetki ve karşıt inceleme ile ilgili tespitlerimizi yaparak, 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmesi beklenen ve fakat bir türlü gerekli düzenlemeleri yapılamayan uygulamanın, daha fazla gecikmeden gerçekleşmesine yönelik doğru adımlar atmalıyız.

O halde yukarıda maddeler halinde vermiş olduğumuz Kanun metninde yer alan yetkileri yorumlarımızla açarak çözüm ve önerilerimizi beklentilerimiz doğrultusunda sıralamaya çalışalım.

  1. Kanun, meslek insanına bir kıstas getirerek yetki verecek olursa, hazır ve tecrübe ettiğimiz şekliyle Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu siciline kayıtlı yetkilendirilmiş “Bağımsız Denetçi” belgesine sahip olan meslek mensuplarını esas alabilir.
    Burada bu teoremi fazlaca dillendirmeyeceğim ve fakat üzerinde düşünülmesi gerekir.
  2. 3568 sayılı yasanın 5. Maddesi ile yetki almış Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler, beyannamelerini imzaladıkları dönem ve mükelleflerle sınırlı olmak kaydıyla, KDV İade raporu yazabilecekler. Ancak sözleşmesi olmayan mükelleflerle alakalı bir tasarrufta bulunamadıkları gibi, meslekteki tecrübelerine göre yapılacak düzenleme ile diğer Mali Müşavirlerin müşterilerine de yetki verilmesi halinde rapor yazabilirler. Burada elbette Yeminli Mali Müşavir alternatifini de yetkili Bakanlık gözetebilir. Umarım sınırlı da olsa kendi müşterisi dışındakilere KDV İade raporu yazma hususu Mali Müşavirler tasarrufuna verilerek, çok daha fazla meslek insanını kapsayacak şekilde ele alınır. Bunun için yıl şartı konacaksa, 15 yıl olarak temel alınmasını öneririz. Uygulama örneği Bağımsız Denetçi ruhsatlarında tecrübe edilmiştir. Belirtmek isterim ki, bağımsız denetim siciline haiz yaşadığımız birçok haksızlıktan ders alınarak, burada liyakat şartının herkesi memnun edecek şekilde adaletli olmasını temenni ederim.
  3. Mali Müşavirler, KDV İade Raporu ve buna bağlı olarak yapılması gereken Karşıt İnceleme Raporu diğer Mali Müşavirlerin işlerini yaparken ve veya kendi mükelleflerinin raporunu hazırlarken mutlaka tarafsız ve bağımsız olmalıdır. Bunu gerçekleştirmek için, Kanun taraf olan Mali Müşavire ister bağımlı isterse serbest çalışan olsun gerekli hukuki ve kanuni düzenlemeler çerçevesinde güvence vermelidir. Bağımlı Mali Müşavir, tabi olduğu firma ve veya grup şirketleri ile sınırlı kalmak kaydıyla belirlenecek limitlerdeki KDV İade Raporlarını yazabilmelidir.
  4. KDV İadelerini düzenleyecek Mali Müşavirlerde aranacak nitelik ve şartları belirlemeye yine madde metninden anlıyoruz ki, Maliye Bakanlığı yetkilidir. Rapor düzenlenebilecek iade türlerini (İndirimli Oran, İhracattan Kaynaklanan ve Tevkifattan Kaynaklanan İade Raporu) ve azami iade tutarlarının tespitine Bakanlık hâkimdir. Rakamsal olarak öngörebilmek zor olmasına rağmen ifade edilen tutarlar, 500 bin Türk Lirası seviyesindedir.
  5. Usul ve esasları belirlemek suretiyle, öğrenim şartı, meslekte belli kıdeme sahip olma ve benzeri düzenlemelerle yapılan eğitimlere katılma ve başarılı olmak şartına bağlamaya yetkilidir.Uygulamanın tek hâkimi Maliye Bakanlığı ‘dır. Bazı yetkilerini Bakanlık meslek odalarına devredebilir. Bu sayede zorunlu katılım şartıyla, KDV iadesi sürekli eğitimlerinin gerçekleştirilmesi sağlanabilir.
  6. Mali Müşavirler, mükelleflerine ait iadeye ilişkin düzenledikleri raporların doğruluğundan sorumlu olmakla beraber; düzenlenen raporun doğru olmaması halinde, rapor kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır.

Maddeler halinde sıralamaya çalıştığımız soru ve veya sorunların cevapları elbette beklenilen uygulama tebliği veya rehberi ile giderilecektir. Fikri düşüncelerimize gem vurmadan konuyu farklı noktalardan da ele almamız kaçınılmaz olacaktır. Mesela aşağıda olduğu gibi:

  • Mükellefin Mali Müşavir değişikliğinden sonra, mükellefin KDV İade Raporu ‘nu dönemine bağlı kalmak kaydıyla bir önceki mi ya yoksa yeni Mali Müşavir mi yazacak?
  • Bu gibi bir durum ile karşı karşıya kaldığımız varsayıldığında, devreden mali müşavir rapor yazmak istemezse ne olacak? İşi bıraktıktan sonra, Kanunun rapor ve karşıt inceleme yazmaya zorlayıcı bir etkisi olmadığı ortada. Dolayısıyla raporu yeni Mali Müşavir veya bir alternatif olarak Yeminli Mali Müşavir mi yazacak? Rehberden öğreneceğiz.
  • Bir başka konu da rapor yazabilmemiz için müşterimiz için ayrıca bir sözleşme mi yapmamız gerekiyor? Eskiden var olan sözleşmelerimiz yetkilenme adına yeterli midir? Ve saire.

MESLEK YASAMIZ (3568 Madde 2 – A) RAPOR YAZMAK HAKKINA TEMEL OLUŞTURUR MU?

Muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusuna giren genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince, Mükelleflerin muhasebe ve müşavirlik hizmetlerini yerine getirdiği göz önüne alındığında rapor yazma yetkisinin bugüne kadar gecikmiş ve veya geciktirilmiş bir hatanın, eksikliğin giderilmesi olarak düşünmemize olumlu etkisi bulunmaktadır.

Dolayısıyla Mali İdare ‘nin insicamının temelini oluşturan birçok kayıt ve raporlamayı yerine getiren Mali Müşavir meslek insanından KDV İade Raporu ‘nu esirgemek mantığa ters düşmektedir. Kanun bu eksikliği ortadan kaldırarak hak edilen faydayı ehlîne teslim etmiştir.

Bu vesile ile karşı duruş yapma temayülünde olmanın Mali İdareye ve onun paydaşlarına zarar verecektir. Konunun doğru anlaşılması ve olması gereken gibi kamuoyuna servis edilmesi oldukça önemlidir.

Hali ile dinamikleri yeni ufuklara harekete geçirirken, milli ve yerli düşünmek fiiline aykırı duruş yapılmaması kayıtsız şartsız ehemmiyet arz etmektedir.

Ayrıca Mali İdare ‘den, vatanımıza ve milletimize daha fazla fayda sağlamak amacıyla beklentilerimizi bir kademe daha yukarılara çıkarabilmek adına yeni bir rapor yazabilme yetkisinin de düzenlenmesini arz ederim. Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamesi ile iadesini talep ettikleri vergi kesintisine ilişkin (stopaj) nakden iade taleplerine ait rapor düzenleme yetkisini de yine Mali İdare, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlere verebilir.

Konunun meslek üst birliğimiz olan Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler. Ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) tarafından daha düzenli ve normlara uygun hale getirilerek gerekli makamlara iletilmesini arzu ederiz.
MESLEĞİMİZİ SEVİYORUZ. MESLEĞİMİZ VE GELECEK ESENLİK GÜNLERİMİZ İÇİN TÜRMOB ‘UN YANINDAYIZ.

Buradan açık olarak ifade etmek gerekirse, TÜRMOB yapılanması bizlerin kazanımıdır. Kurulduğu günden bu yana iki şekilde düşünerek geleceğimizi tayin edebilme hakkını elimizde tutarak, kendi özümüzde var olanları seçmek ve seçilmek hakkından dolayı üst birliğimizi sahiplenerek güçlendirmeliyiz.

  1. İyi çalışan ve
  2. İyi niyetle çalışan.

Ki, kötü niyet aramak ve kötücül bir düşünceye sahip olanların bırakın bu mesleğe girmesini, yönetişim kademesinde yer alması abesle iştigaldir kanaatindeyim.

Yönetimlerle alakalı sıkıntılar olabilir ve fakat bu sıkıntılar kendi hiyerarşik yapısı içinde çözülebilecek şekilde ele alınmalıdır. Aksi davranışlar meslek ve meslektaşlara zarardan öte değildir. Unutmayalım. Bundandır ki, yenilenmek ve medeniyete ayak uydurarak mesleğin yok olmasını önleyerek başkalaşıp daha da saygın olmasını sağlamak öncelikle biz meslek insanlarının ve bizleri temsil eden Odalarımızın asli görevi olmalıdır. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Doğru veya yanlış noktasında sorgulayarak önümüzde yeni imkânlar açabilecek kazanımları arttırma yoluna gitmeliyiz. Mesela anlatmaya çalıştığımız 7104 sayılı Kanun ‘un bizlere mahsus 23 ncü maddesinin uygulama pratiğini istemiş olmanın kimseye bir dezavantajı olacağını sanmadığım gibi; hak ettiğimiz bir şeyi istemeyince kimsenin altın tepside bizlere sunmayacağı gerçeğini unutmayalım. ;
SONUÇ OLARAK;

7104 sayılı Kanun dâhilinde eklenen madde ile ortaya çıkacak bir diğer hususu yazmadan geçmek istemem. Fakat uygulamaya alınması beklenen bu kısıtlı yetkilendirme, mali dünyanın angaryasının Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ‘lerce yapılarak; hem Mali İdarenin hem de her ne kadar yasalaşmasına kendi yetki alanlarına girildiğinden bahisle itirazları olsa da Yeminli Mali Müşavir ‘lerin eleman ihtiyacına cevap niteliği taşımaktadır.

Gelişen ve değişen yeni dünyamızın var olan fiziki yapısının yanında bir de görünmeyen ve fakat her türlü hissettiğimiz dijital tarafını keşfetmiş bulunmaktayız. Dünya belki de sınırlı imkânlarını daha bir sınırsıza(!) doğru ötelerken, adaletli bir paylaşımı her alanda olduğu gibi, sınırlı KDV İade Raporu ve Karşıt İnceleme Yetkisi ‘nde de görmeyi umut ederiz.

Gereğini Mali Müşavir Meslektaşlarım adına, Yüce Devletimizden en kısa zamanda bekliyoruz.
Saygılarımla.

Selahattin İpek
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi

YENİ DÜNYANIN GÖLGELERİ(!)

 

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Lütfi Elvan tarafından bugün (07.05.2021) yapılan açıklamada öne çıkan ve tüm haber kaynaklarında dikkati çeken, kripto paranın 10 bin lira ile limitlendirilmesi idi.

“10 bin liranın üstünde işlem yapanları 10 gün içinde MASAK’a bildirme zorunluluğu getirdik.” denilen açıklamadan daha da önemli olduğuna inandığım bir başka paragraf şu şekildedir:

Kripto varlıklar şimdiye kadar bildiğimiz finansal sektörlerden uzak başka bir paralelde işlem gördüğünü veya bankacılık sektörüne benzemediğini açıklayan Sayın Bakan, “bunların denetimlerini bir noktaya kadar yapmak mümkün. Ancak bir noktadan sonra denetim ve gözetim oldukça güçleşiyor” ifadesi ile konunun önemine atıfta bulundu.

Çok önemli bir ayrıntı olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım. Devamlı vurgulamaya çalıştığım ve karşılığı olmayan bu dijital para piyasasının, kapitalizmin bitim noktasına varmadan son çıkış yollarından biri olarak beyan ve ifade edebilirim. İnanılmaz olan ise; rantı sevenlerin gözlerini karartarak bir gürültüye kuyruk olmalarıdır. Bu kadar pesimist bir yorum yapmak istemem.

Ve fakat önlem ve tedbirlerin gerçekle hayal arasında bir şeye inanılmasının endişe izlerini taşımaktadır.

Halbuki geleceğin yüz görümlüğü olarak şimdiki kayıpları, normale pazarlayanlara karşı hem kanuni hem de hukuki varlığımızı ortaya koyarak volatil bir düzlemi kabullenebilir risk olgusuna kavuşturabiliriz.

Sonuç olarak; Türkiye ‘nin de dâhil olduğu kara para aklanması ve terör finansmanına karşı düzenlemeler yapmak üzere kurulmuş olan bir kurum mevcuttur. Financial Action Task Force(FATF).

Türkiye’de Mali Suçları Araştırma Kurulu(MASAK) adlı kuruluşumuz, uluslararası alanda FATF ile birlikte çalışmaktadır. FATF ‘nin şimdilik gri listesinde yer alan Ülkemiz ‘de, bugünlerde dikkat çeken ve birbiri ardına yapılan düzenlemelerin elbette sebeplerinden biri işte uluslararası düzeyde üstlendiği sorumluluk duygusundandır. Gri listeden kara listeye alınmasının an meselesi olduğu bir varsayım değildir.

Çünkü karnemiz bu bakımdan zaten kırıklarla dolu. Dikkatli olmazsak ve dikkatle hareket etmezsek Türkiye olarak dünya ticaretinde tepe taklak olacağımız aşikârdır.

Bir de kısa zaman öncesinde yaşanan kripto yolsuzluğunun acı öğretilerini unutmayalım. Hemen arkasından bir diğer platform borsasının davası devam ederken, alınan bu tedbir ve önlemlerin hatta yapılan bu açıklamanın dahi FATF tarafından tavsiye edilerek yapıldığı düşüncesi ve veya vurgusu ağır basmaktadır.

Saygılarımla.08.05.2021
Selahattin İpek

KENDİ İNSANIMIZ HARCANIYOR…

 

Bu topraklarda bakanlık etmiş bir bakan sonrasında görevlendirildiği üst bürokratlık makamından “Görevden alınmam nedeniyle de şükranlarımı arz ediyorum!” diyerek davul, zurnayla malum görevden alınmasını duyurdu. (Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevden alınarak yerine, Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu atanmıştır-Cumhurbaşkanı Karar:2021/152-20.03.2021 Tarihli Resmi Gazete)

Peki, bu durumdan vatandaşa ne? Özet olarak bakmaya çalışalım.

Sürekli bir tedirginlik durumu hâkim olan Ülkem ‘de, öngörüsüz hareketlerin sonunda maalesef kayıplar vatandaşa yansıyor.

Negatif olarak olan olmakta. Bir gece ansızın yapılan değişimler; birlikte yol alınırken yapılan yanlışların kabulü ile sonlanmıyor sadece(!) Göreve getirdiğimizi yine bir gece yarısı görevden alarak harcıyor durumunda olmak, yönetişim bozukluğundan ziyade aynı zamanda güven bunalımına da sebebiyet verir.

Bizim vatandaş olarak en büyük korkumuz işte tam da sosyal bir devlette yaşamıyor olmamız. Konuyu değiştirmeden toparlıyorum.

Neden mi?

İskandinav ülkeleri yani Norveç, Finlandiya, İsveç, İzlanda, Danimarka vatandaşları gelecek korkusu yaşamaz. Ülkesine güvenir ve yaşam hakkının kutsallığına bağlılık en üst seviyededir. Bu ülkelere hükümet edenler, fütursuz bir yaklaşımla keyfi kararlar vermez. Veremez. Vermemeli.

O halde sorguyu bir başka bakış açısından yapalım.

Ülkemin bir vatandaşı olarak ben bile yarınıma güvenemiyorsam, elin gâvurunu nasıl yatırıma çağırmalıyız?

Delikli kuruşu isterken bile yüzümüz kızarmalı.

Bu gibi yapay yönetişimsizlik sorununun çıkarımı yine işçiye, üretene değil mi?

İstiklal, istikbal, istihsal(istihdam) bu şekli yönetimde tehlike arz ediyorsa halline bakılmalı.

Ya yoksa bilinen amiyane tabirle; “kurunun yanında yaş da yandı”

Bu günahsız vatandaşın üzerine yıkılacak bir yığın borç yükünün müsebbibi olanlar, yananları gördükçe daha da bir özenle hareket etmeliler.

Doğruyu söylemek gerekirse, yabancı güçler ve yabancılaşmış gurbetçilerde hazır davul, zurna eşliğinde göbek atıyordur yine.

Bir öngörü de benden olsun diye iddialı olmayan çıkarım yapacak olursam; ABD Dolar, Türk Lirası karşısında yazıyı yazdığım sıralarda 8,00 seviyesinde bulunmaktadır. Bu direnç kırılırsa daha üst seviyeleri de görebilir elbette. Ne kadar bir üst seviye diye merakımızı yaşayarak gidereceğiz.

Diyerek havalı bir sonuçlandırma yapıyorum.

Hayırlı olsun

.

Selahattin İPEK

Go to Top