Ana Sayfa

Nakit Sermaye Artırımlarında Faiz İndirimi

 

 

GİRİŞ:
Nakdi Sermaye Artırımından Kaynaklanan Faiz İndirimi, 27 Mart 2015 Tarihinde 6637 sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun kabul edilerek, 07 Nisan 2015 tarihinde 29319 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanmasıyla hayatımıza girmiştir. Kanun’un 8 inci maddesi, Kurumlar Vergisi Kanunu(5520) “Diğer İndirimler” başlıklı, 10’ uncu maddesine (ı) bendinin eklenmesinden ibarettir. Madde 26 – Bu Kanunun;
a) 8 inci maddesi ile 5520 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasına eklenen (ı) bendi 1/7/2015 tarihinde,
yürürlüğe girmiştir.

İndirime esas açıklamalar daha sonra yayımlanan 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 9 Seri No.lu Tebliğ (04/03/2016 Tarihli Resmî Gazete) ile yapılmıştır. Yayımlanan bu metin 3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’ de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’ne “10.5. Türkiye’den yurtdışı mukimi kişi ve kurumlara verilen hizmetler” başlıklı bölümünden sonra gelmek üzere eklenmiştir.

Buraya kadar yukarıda yasal dayanağını sistemik bir düzen içinde vermeye çalıştığım bu değişiklikle, aslında ne yapılmaya çalışılmıştır? Vergi hukukunda vergiye ait her çıkarılan yasanın elbette bir dayanağının varlığı dışında hangi amaca hizmet ediyor ve kapsamı hakkında gerekçeli bilgiler yer alır.
O halde, yararlanma zorunluluğu bulunmayan bu faiz indirim hizmetinden, indirimin maksadı ve kapsamlarına olan etkilerine bakalım.

İndirimin amaç ve kapsamı
Bu uygulamanın firmalar üzerindeki direk etkisi, hangi şirket üzerinden ele alınıyor ise o şirketin sermaye yapısının güçlendirilmesine esas, sürdürülebilir menfaatten ibarettir. İndirimden, şartları sağlayan sermaye şirketlerinin yararlanabilmeleri mümkündür. Buna göre;

Finans, bankacılık ve sigortacılık sektörlerinde faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri hariç olmak üzere sermaye şirketlerinin ilgili hesap dönemi içinde, ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları veya yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı üzerinden Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı dikkate alınarak, ilgili hesap döneminin sonuna kadar hesaplanan tutarın %50’sinin, kurumlar vergisi matrahının tespitinde kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirim konusu yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

Düzenlemeye konu edilecek tutarın hesabını yaparken, 1/7/2015 tarihi milat olarak alınmış olup, bu tarihten itibaren ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi sermaye artışları, yeni kurulan sermaye şirketlerinde ise ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmı indirim kapsamında dikkate alınacaktır. Ne var ki, sermayenin nakit olarak karşılanmayan kısmı için indirim uygulamasından yararlanılamayacaktır.

Dünya devletleri ile aynı kaderi paylaşan Ülkemizin içinden geçtiği ekonomik durgunluk ve sorunlar neticesi, geleceğimize yönelik kararlar alınırken, şirketlerde elbette kendilerini ayakta tutabilecek öneri ve önlem paketlerine sımsıkı sarılarak faaliyetlerini ifa etmeye çalışmaktalar.
Bu vesile ile önümüzdeki günlerde her şirket kendi finansal tablolarının iyileştirilmesi çalışmalarına hız vererek, sermaye artırımlarının nakit olarak yapılması hususunu yeniden gözden geçireceklerini umuyorum.

İndirimde özellik arz eden durumlar
Normal hesap dönemine tabi şirketlerin(01.01.20xx – 31.12.20xx), TCMB ‘nin ticari kredi faizi ile hesapladıkları nakdi sermaye artırımı tutarını, banka dekontu veya elektronik ortamda tevsik ederek, beyanname döneminde kurumlar vergisi bakımından bağlı olunan vergi dairelerine ibraz edilmesi gerekir.

İspat ve ibraz mükellefiyetinden başka, faiz indirimi içinde yer alan konulara özet halinde değinerek, dikkat edilmesi gereken özellikli durumları gözden geçirelim.

  1. Şirketler, sermaye artırımına ilişkin kararın veya ilk kuruluş aşamasında ana sözleşmenin tescil edildiği hesap döneminden itibaren başlamak üzere, izleyen her bir dönem için bu indirimden ayrı ayrı yararlanabilmektedir.
  2. Sonraki dönemlerde sermaye azaltımı yapılması halinde, azaltılan sermaye tutarı nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.

Bu indirimden yararlanan sermaye şirketlerinin daha sonra sermaye azaltımı yapmaları halinde, nakdi sermaye artışının azaltılan sermaye tutarı kadarlık kısmı için sermaye azaltımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil edildiği ayı izleyen aydan itibaren bu indirimden yararlanmaları mümkün bulunmamaktadır.
Öte yandan, nakdi sermaye artışı yapılmadan önce sermaye şirketlerinin sermaye azaltımına gitmiş olmaları halinde, bu indirimin hesaplanmasında azaltılan sermaye tutarı kadarlık kısım dikkate alınmayacaktır.

  1. İlgili dönem matrahın yetersiz kalması nedeniyle indirim konusu yapılamayan tutarlar, sonraki hesap dönemlerine devretmektedir. Ancak bu tutarlar, herhangi bir endekslemeye tabi tutulmaksızın izleyen hesap dönemlerine ilişkin matrahın tespitinde indirim konusu yapılabilecektir.

Nakdi sermaye faiz indiriminden haksız yararlanmanın vergi ziyaına sebep olmayacağı ve sadece vergi aslının salınacağı konusunda kanunda özel bir hüküm yoktur. Ancak şartların oluşması halinde VUK’un 371. Maddesi (pişmanlık) hükümlerinden yararlanılabilir.

İndirim hesaplamasında dikkate alınmayan sermaye artışları
Aşağıda yer alan sermaye artışları, nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi hesaplamasında dikkate alınmayacaktır.

  1. Sermaye şirketlerine nakit dışındaki varlık devirlerinden kaynaklanan sermaye artışları,(Gayrimenkul, menkul, taşıtların vb. ayni sermaye olarak işletmeye devri.)
  2. Sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemlerine taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları,
  3. Bilançoda yer alan öz sermaye kalemlerinin sermayeye eklenmesinden kaynaklanan sermaye artışları, (Geçmiş yıllar karlarını sermayeye devri, özel fonlar, yedekler, enflasyon farkları gibi)
  4. Ortaklarca veya Kurumlar Vergisi Kanununun 12 nci maddesi kapsamında ortaklarla ilişkili olan kişilerce kredi kullanılmak veya borç alınmak suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,(Ortak tarafından sermaye borcu için kredi çekilerek ödeme yapılması)
  5. Şirkete nakdi sermaye dışında hisse senedi, tahvil veya bono gibi kıymetlerin konulması suretiyle gerçekleştirilen sermaye artışları,
  6. Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları(Gerçek nitelikli borç ilişkisine dayanmayan ortaklara borçlar hesabı gibi.

Hemen akıllarda askıya alınan bir konuyu açıklığa kavuşturalım. Şirketler arasında “birleşme” öncesinde, nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indiriminden yararlanan şirketin, birleşmeden sonra devralan şirkette indirim hakkı devam eder. Detayında şu ayrıntıya dikkat etmemiz gerektiğinin altını çizecek olursak; sermaye şirketlerinin birleşme, devir ve bölünme işlemleri devam ederken, taraf olmalarından kaynaklanan sermaye artışları indirim olarak dikkate alınmayacaktır.

İndirim uygulaması dışarıdan çok basit gibi görünse de içine girildiği vakit aslında solo düşünülemeyecek kadar konsolide bir yapıya sahip olduğunun farkına varırız. Devamlı takip etmek ve doğru sonuçları, şirkete doğru olarak yarar sağlayacak biçimde işleme almalıyız. Sermaye hareketlerinde yapılması olası her finansal hareketin bağlayıcılığını göz ardı etmemeliyiz. Mesela öz kaynak grubunu yakından ilgilendirmesi bakımından sermaye avansları ile alakalı tasarrufumuz indirim uygulaması kapsamının neresinde yer alır? Dikkate değer mi?
Açmaya çalışalım!

Bilindiği üzere, sermaye avanslarının kullanımına ilişkin bir takım şekil ve şartların hâsıl olması gerekir.
İlk ve en önemli şart, şirket iradesinin tecelli ettiği yani sermaye artırımına ilişkin kararın alınmasından önce, ortakları şirketin banka hesaplarına yatırdıkları tutarları sermaye avansı olarak tevsik etmeleri gerekmektedir.
Ki, indirim uygulamasında dikkate alınmaları bu işlemden sonra mümkün bulunmaktadır.
Diğer dikkat edilecek hususlar ise;

  1. Yatırıldığı tarihten itibaren şirketin bilançosunda “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında izlenmesi.
  2. Banka hesabına yatırıldığı tarihin içinde bulunduğu hesap döneminin sonuna kadar bu tutarlarla ilgili sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil ettirilmesi.
  3. “Diğer Sermaye Yedekleri” hesabında yer almayan tutarlar için indirim uygulamasından faydalanılması mümkün bulunmamaktadır.

Ne var ki şöyle bir düşünceye kapılabiliriz: Peki bu sermaye artırımı yapıldıktan sonra geçmiş yıl kârları dağıtılırsa ne olacak? Merak etmeyin. Geçmiş yıl karları dağıtılsa bile indirim hesaplamasında dikkate alınmadığından, kanunen faiz indirim hakkından yararlanma konusunda bir engel veya eksiklik oluşmaz.

İndirim Oranları

Genel indirim oranı %50 olarak belirlenmiş olup, durumlarına göre sermaye şirketlerinin oranı aşağıda yer alan tablodaki gibi değişkenlik gösterebilir.

Açıklama

İndirim oranı (%)

Genel indirim oranı

50

Payları borsada işlem gören halka açık sermaye şirketlerinde indirimden yararlanılan yılın son günü itibarıyla, Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. nezdinde borsada işlem görebilir nitelikte pay olarak izlenen payların nominal tutarının ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermayeye oranı %50 ve daha az olanlar

75

Payları borsada işlem gören halka açık sermaye şirketlerinde indirimden yararlanılan yılın son günü itibarıyla, Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. nezdinde borsada işlem görebilir nitelikte pay olarak izlenen payların nominal tutarının ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermayeye oranı %50’nin üzerinde olanlar

100

Nakdi olarak artırılan sermayenin, yatırım teşvik belgeli üretim ve sanayi tesisleri ile bu tesislere ait makine ve teçhizat yatırımlarında ve/veya bu yatırımların inşasına tahsis edilen arsa ve arazi yatırımlarında kullanılması durumunda teşvik belgesinde yer alan sabit yatırım tutarla sınırlı olmak üzere

75

Gelirlerinin % 25 veya fazlası, faiz, kâr payı, kira, lisans ücreti, menkul kıymet satış geliri gibi pasif nitelikli gelirlerden oluşan sermaye şirketleri

0

Aktif toplamının % 50 veya daha fazlası bağlı menkul kıymetler, bağlı ortaklıklar ve iştirak paylarndan oluşan sermaye şirketleri

0

Artırılan nakdi sermayenin başka şirketlere sermaye olarak konulan veya kredi olarak kullandırılan kısmı

0

Arsa ve arazi yatırımı yapan sermaye şirketlerinde arsa ve arazi yatırımına tekabül eden kısım

0

09.03.2015 tarihinden 01.07.2015 tarihine kadar olan dönemde sermaye azaltımına gidilmiş olması halinde, artırılan sermaye tutarının azaltılan sermaye tutarına tekabül eden kısmı

0

Faiz İndirim Hesaplama Tablosu Nasıl Yapılacak?
İndirim uygulamasında, artırılan sermayenin hesap dönemi içerisinde ortaklarca nakit olarak ödendiği ay kesri tam ay sayılmak suretiyle, yılın kalan süresi için kıst dönem esasına göre indirim tutarı hesaplanacaktır.

Nakden taahhüt edilen sermayenin;

  1. Sermaye artırımına ilişkin kararın ticaret siciline tescil edildiği tarihten önce şirketin banka hesabına yatırılan kısmı için tescil tarihi(Yeni kurulan şirketler ana sözleşmelerinin tescil edildiği aydan itibaren başlarlar),
  2. Tescil tarihinden sonra şirketin banka hesabına yatırılan tutarlar için ise şirketin banka hesabına yatırılma tarihi, esas alınarak bu indirimden yararlanılabilecektir.

Kurum kazancı bulunması halinde indirilebilecek tutar aşağıdaki şekilde hesaplanacaktır.

Kurum kazancından indirilebilecek tutar

E

=

Nakdi sermaye artışı

A

X

Ticari krediler faiz oranı

B

X

İndirim oranı

C

X

Süre

D

Ticari Krediler Faiz Oranlarına ait tablo yıllar itibari ile aşağıda gösterilmiştir.

YIL

TİCARİ KREDİLER FAİZ ORANI

YIL

TİCARİ KREDİLER
FAİZ ORANI

2015

14,65

2018

27,04

2016

13,57

2019

12,02

2017

17,06

2020

19,62

Ticari Krediler Faiz Oranları yıllar itibari ile belirlenirken, hesaplama tablosunun oluşumu ile alakalı, yukarıda anlatmış olduğumuz tüm açıklamaları formüle ederek, kendi devinimi içinde özet halinde gösteren örnek Nakdi Sermaye Artırımından Kaynaklanan Faiz İndirim Hesaplama Tablosu ‘nu (Kvk. Md.10/1 I) sizlere örnek olarak aşağıda veriyorum. Faydalı olmasını dilerim.
Örnek tablomuz, USTAM, Sayın Cevdet AKÇAKOCA(YMM) tarafından yapılmış olup, yayımlayabilmem izni ile tarafıma gönderilmiştir. Mali Müşavirlik adına verdiği emek yoğun mücadele için teşekkürlerimi arz eder, Saygılarımı sunarım.

NAKDİ SERMAYE ARTIRIMINDAN KAYNAKLANAN FAİZ İNDİRİM HESAPLAMA TABLOSU

(KVK. MD.10/1 I)

Nakdi Sermaye Artışının Tic. Siciline Tescil Tarihi

Bankaya Yatırıldığı Tarih

Bankaya Yatırılan Tutar

TCMB. Tarafından açıklanan Faiz Oranı

Genel İndirim Oranı

Süre

İndirim Tutarı

11.05.2017

02.05.2017

24.877,11

17,06%

50%

8/12

1.414,68 ₺

11.05.2017

02.05.2017

24.877,11

17,06%

50%

8/12

1.414,68 ₺

11.05.2017

02.05.2017

9.328,92

17,06%

50%

8/12

530,50 ₺

11.05.2017

02.05.2017

9.328,92

17,06%

50%

8/12

530,50 ₺

11.05.2017

02.05.2017

6.219,28

17,06%

50%

8/12

353,67 ₺

11.05.2017

30.06.2017

17.631,32

17,06%

50%

7/12

877,31 ₺

11.05.2017

30.06.2017

17.631,32

17,06%

50%

7/12

877,31 ₺

11.05.2017

30.06.2017

27.986,74

17,06%

50%

7/12

1.392,57 ₺

11.05.2017

30.06.2017

27.986,74

17,06%

50%

7/12

1.392,57 ₺

11.05.2017

30.06.2017

18.657,84

17,06%

50%

7/12

928,38 ₺

11.05.2017

13.07.2017

7.000,00

17,06%

50%

6/12

298,55 ₺

11.05.2017

13.07.2017

7.000,00

17,06%

50%

6/12

298,55 ₺

11.05.2017

27.07.2017

30.000,00

17,06%

50%

6/12

1.279,50 ₺

11.05.2017

27.07.2017

30.000,00

17,06%

50%

6/12

1.279,50 ₺

11.05.2017

28.07.2017

20.000,00

17,06%

50%

6/12

853,00 ₺

11.05.2017

28.07.2017

20.000,00

17,06%

50%

6/12

853,00 ₺

298.525,30

14.574,28 ₺

Sonuç:
Dünya ekonomisinin her dönem aslında volatil bir seyir izlediği bilinmektedir. Öyle ki olağanüstü felaket günlerinde bu durum kendini o kadar hissettirir ki şirketlerin sermaye yeterlilik kayıpları, elbette rasyolarını büyük ölçüde etkileyerek bozacak ve rekabet şanslarını zayıflatacaktır.
Şimdilerde ulusal devletlerin gücü ne yazık ki, bünyelerinde var olan şirketlerin sermaye yapılarıyla ekonomik olarak ölçümlemeye tabi tutulabilmektedir.

Bu yüzden ülkemizde de ticaret ve vergi yasaları vb. kanunlarla şirketlere destek olurlar ve veya teşvikler vererek dışardan bir kaynağa ihtiyaç duymamalarına vesile olunur. Ya da vergi yükü azaltılarak sermayelerinin güçlendirilmesi amaçlanır. İşte nakdi sermaye artışıyla işbu durum söz konusu edilerek indirim yoluyla, sistem dışında olan kaynaklar ekonomiye kazandırılması hedefe konarak uygulama yapılır.

Naçizane şimdiden tavsiyem özellikle nakdi sermaye artışı yapan işletmelerin, bu yüzden kaynaklı faiz indirimine ait bir ajanda yapmalarıdır. Dördüncü geçici vergi sürecinde gerekli tüm kontrollerin yapılarak, değerlendirilmesi menfaatleri icabıdır. Dikkatlice hesaplanan indirim tutarı kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla, kurum kazancından indirim konusu yapılacaktır.

İndirim, kurumlar vergisi beyannamesinin ve geçici vergi beyannamesinin “kazancın bulunması halinde indirilecek istisna ve indirimler” bölümünde yer alan “453-Nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi (K.V.K. Mad. 10/1-ı) satırında gösterilir. Aynı zamanda adı geçen beyanların ekler bölümünün “Nakdi sermaye artışından kaynaklanan faiz indirimi” tablosu da doldurulur.

Öyle ki, kazançları yetersiz olsa dahi, indirim konusu yapılamayan tutarlar, izleyen hesap dönemine ilişkin geçici vergilendirme dönemlerinde indirim olarak dikkate alınabilecektir.

İndirim tutarı için bilanço hesapları (1-599) ya da gelir tablosu (6-799) hesapları kullanılarak yevmiye kaydı yapılmaz. Nazım hesaplarda, döneminde kullanılan ve sonraki dönemlere devreden indirim tutarı takip edilebilir.

Ancak artırıma konu sermaye ödemesinin indirimden yararlanmak için yatırım gibi özel amaçlara tahsisi gerekiyorsa kayıtlar tespit yapmaya uygun tutulmalıdır.

Şirketlerin sermayelerini güçlendirerek, küresel ekonomi ile mücadele edebilecek konuma ulaşmaları yönünde alınan etkili düzenlemelerden olan bu nakdi sermaye faiz indiriminin, süresiz ve zarar edilmesi halinde dahi hakkın devam etmesi yani sonraki döneme devretmesi durumun ne kadar cazip ve avantajlı olduğunu işaret eder. Vergi yükünün azaltılmasıyla firmaların, küresel vergi oyunlarına karşı güçlendirilmesi esas alındığından, Devlet tarafının sağlamış olduğu katkı hakikaten büyüktür. Konunun dikkatle ele alınarak, hesaplamaları yaparken azami özen gösterilmesi cezaya muhatap olunmaması adına önem arz eder. 14.07.2021

Kaynak:

— 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu
— 6637 sayılı Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
— 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair 9 Seri No.lu Tebliğ
— KVK Özelge – 16.06.2020 – Sayı: 46480499-125[2019/906]-E.41915
— Cem Çömez – Nakdi Sermaye Artışından Kaynaklanan Faiz İndirimine Dikkat!
— Mikail Yılmaz – Sermaye Şirketlerinde Nakit Sermaye Artırımı Avantajlı Mı?
— Doğan Çengel – Nakdi Sermaye Artırımında İndirim

14.07.2021

Selahattin İpek
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

Asgari Kurumlar Vergisi: Küresel Şirketlerin Vergi Oyunu

 

Uluslar kamusal giderlerini karşılayabilmeleri için, ticaret hayatından cebren vergiler vasıtasıyla katkılar alınmasına hükmetmişlerdir. Elbette adil bir sistem içinde her bireyin gelirleri karşılığında vatandaşlık görevi diye nitelendirilen bu cebri düzenlemelere uyma mecburiyeti vardır. Tersi düşünülemez.

Vergi, tarihin her safhasında değişmeden günümüze kadar gelmiş ve devletlerin var olmasının teminatı olarak karşımıza çıkmıştır. Birçok paydaşı ilgilendiren vergi düzenlemeleri, yakın tarihimize kadar özellikle fiziki yani varlıklar üzerinden yapılırken, küresel bir ağında temellerini atmış oldular.

Doğası gereği  vergi kayıp ve kaçaklarından en çok etkilenenler elbette ülkelerin ekonomi sistemleridir.
Bu yüzden güçlü sermaye şirketlerinin ticaret hayatına kattıkları haksız rekabetin tüm hile ve oyunları ile mücadele etmek, öyle pek de kolay olmamaktadır. Free Zone yani boşluk kabul edilemeyen bu alanlarda ehemmiyetle tedbirler alınarak kıyasıya mücadele için elde bulunan tüm imkânları, rehavete kapılmadan kullanmalıyız. Bu hususla alakalı olarak yani vergi kaçırmayı ortadan kaldırmaya yönelik, son zamanlarda ele alınan, küresel asgari kurumlar vergisi gibi eylem planlarını içeren Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma Eylem Planı(MAKA) alınacak tedbirler çerçevesinde yürürlüğe konulmaya çalışılmaktadır.

Zira daha iyi anlaşılması bakımından konuyu biraz gezdirelim.

Küresel Sermayeye Karşı Planlanan Düzenlemeler: Vergi Reformu

Dünyada sermaye hareketlerinin artması çok değil yaklaşık 30 – 40 yıl evveline dayanır. Bunun en önemli sebeplerinin başında yukarıda da ifade ettiğim gibi varlık üzerinden vergi sistemlerinin oluşturulması yerini artık teknolojik gelişimler sebebiyle ortaya çıkan internet güdümüne bırakmıştır. Bu değişim dijital devrim olarak hayatımızı yakından ilgilendirdiği gibi; fiziki dünyamızdan uzaklaşarak yeni tanıdığımız sanal bir ortamın kapılarını aralamıştır. Bu durum her bilinende olduğu gibi, dünya ticaret hayatına da bir takım serbestlikler getirerek, işlem maliyetlerinin azalması dolayısıyla hacimsel büyümeler gözle görünür şekilde artmıştır.

Aslında internet marifetiyle ortaya çıkan değişim ve dönüşüm, ticaretin bilinen yapısını geliştirerek farklı bir kulvara çekilmesine olanak sağlamıştır. Uluslararası düzeyde var olan şirketlerin daha da büyümesi, klasik bilinen dünya ticaretine “küresel” bir ifade yükleyerek önemli gelişmeler yaşanmasına sebep olmuştur.

Bu nedenle gelişmeler öteden beri süregelen vergi anlayışlarında bir takım değişiklikleri kaçınılmaz kılmıştır. Vergi matrahlarındaki aşınma ve devletlerin vergileme tekniklerindeki tıkanmalar çeşitli sorunları beraberinde getirmekle kalmadı, ticaretin doğal seleksiyonu olarak beklenen kar pozisyonlarının her türlü vergi avantajı sunan ülkelere aktarmalarıyla haksız rekabet tetiklenerek gündeme oturmuşlardır.

Girişimcilerin daha fazla kazanımlar elde edebilmek için uluslararası vergi yasalarında yer alan açıkları kullanarak, iş yaptıkları ülkelerde, vatandaşlardan daha az vergi ödemeleri, vergi sisteminin adil olmadığı inancına sebep olmuştur.

Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma Eylem Planı(MAKA) adil ve modern bir vergi sistemi getirir mi?
Ne var ki, ülkeler yabancı sermayeleri çekebilmek amacıyla kendi vergi sistemlerini adeta bir oyunun hilelerini dizayn eder gibi kullanmaktalar. Bunun doğal sonucu olarak, her ülke gelirlerini sağlam temellere oturtabilmek maksadıyla çeşitli tedbirleri alırken; bütçe açıkları da borçları tetikleyerek, teknik iflasları getirmiştir.

Küresel dünyanın daha adil ve modern bir vergi sistemine kavuşması, G20(25 Eylül 1999-Washington Toplantısı- Küresel sistem için önemli ülkelerden oluşan 20’ler Grubu) ve OECD ülkelerinin(Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü), birlikte hazırlayarak servis ettikleri, Base erosion and profit shifting (BEPS) yani Matrah Aşındırma ve Kar Kaydırma Eylem Planı ile gerçekleştirilmesi umut edilmektedir.

15 ayrı eylem maddesi planından oluşan BEPS Projesi yani verginin aşınmasına sebep olan 15 farklı vergilendirme konusuna alınabilecek önlemlere dair eylemleri geliştiren tedbirler paketi, 2015 tarihinde onaylanarak ülkelerin mali yapılarının tehditlere karşı, onarımı için devreye alınmıştır.

BEPS eylem planı bu yazı konumuz olmadığından yakın geleceğimize ipotekleyerek burada bırakalım.

Asgari Kurumlar Vergisi için alınacak ortak kararlar, güçlü sermayeye sahip emperyal şirketleri rahatsız edecektir. Gelişmiş ülkelerin ekonomik büyüklüklerini dahi tehdit eden bu şirketlerin; vergi kaçırmak amacıyla “vergi cennetleri” olarak bilinen ve özellikle kurulan merkezlerde yapılanmalarını önlemek maksadıyla, ülkeler vergi sistemlerini yeniden tesis edeceklerdir. Vergilerden kaynaklı rekabeti önleyebilmek ve vergi avantajı sunan ülkelere finans kaçışını durdurmak için küresel çaplı tedbir ve önlemler alınmalıdır.

Bu sayede sermayesi güçlü şirketlerin vergilendirilmesi mümkün hale gelebileceği gibi, aslında tek vergi uygulaması mali sistemde eşitlik manasında oyun alanlarının yaratılmasında etkili olacaktır. Kelebek etkisi yaratacak olan bu durum, çoğunlukla toplumun vergi yükünü üstlenen orta sınıf halk ve çalışanlar arasında ise,  adalet tesis edilirken inovasyon, büyüme ve refahı teşvik etmekte aynı zamanda mümkün olabilecektir.

Asgari Kurumlar Vergisi her ülkeye ayrı etkisi olan bir düzenlemedir.

5 Haziran 2021’de, G7 diye adlandırılan yedi büyük sanayileşmiş grubun Maliye Bakanları, çok uluslu şirketler üzerinde en az yüzde 15’lik bir küresel asgari kurumlar vergisi oranı olması gerektiğini ifade ettiler. Tartışmalı konuların olmasını bir yana bırakacak olursak, G7 Grubunun aldığı bu karar, küresel kurumlar vergisi reformunun önemli bir göstergesidir. Oranının en az yüzde 15 olması gerektiği ifade edilirken, değişiklikte söz konusu olabilir.

Belli bir sabitte tutulması öngörülen küresel kurumlar vergisi, gelişmiş ve veya gelişmekte olan ülkeler arasında farklı dalgalanmalara yol açacaktır. Finansal kırılganlığı yüksek olan ülkeler, çok uluslu güçlü sermaye şirketlerini kendi ülkelerine çekebilmek için ellerinde var olan vergi kozunu oynayamayacaklarını bilmeleri ile aslında vergi cenneti gibi yazabileceğim esnek ortamı da sunamayacaklardır. Kendi ulusal şirketlerini gelişmiş ülkelerin şirketlerine karşı destekleyemedikleri bir mali alana sahip olmadıklarından küresel(asgari) kurumlar vergisinden memnun olmayacaklardır. Bunun zararlı olan etkisini bertaraf edebilmek için, yeni kesintiler veya vergi kredileri ortaya çıkacaktır. Mutlak bir muhalefetin bu anlamda olacağı açıktır.

Sonuç olarak;

Dünyanın önde gelen büyük sermayeli şirketlerine yönelik ortaya konulan bir proje olarak, rekabetin dengelenmesi ve elektronik dönüşüm ile dijital dünyanın artık sınırları aştığı küresel bir ekonominin de küresel bir asgari kurumlar vergisi olması şarttır. Dolayısıyla vergi üzerine mutlak olması gereken reformist hareketlerin bir an evvel yapılması gerektiği kanaatindeyiz.

Google, Apple, Facebook ve Amazon gibi küresel dünya da yer alan ileri teknoloji şirketleri, tabi olarak finansal kaygılardan dolayı etkilenecekleri mümkündür. Eşitlik ilkesi gereği, normal dönemlerde ve kriz dönemlerinde borçlanan ülkeler için de asgari kurumlar vergisi bir kaynak sağlama yöntemi olabilir

TÜRMOB 87.BAŞKANLAR KURULU SONUÇ BİLDİRİSİ: EYLEME GEÇİRİLMELİDİR

Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) 87. Başkanlar Kurulu toplantısı 17 Haziran tarihinde 77 Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve 8 Yeminli Mali Müşavir Odalarının katılımı ile Üst Birlik Merkezinde gerçekleştirildi.    

Toplantı sonuç bildirisinin özetle konusu, Mali Müşavirlerin geleceğine yönelik sakıncalı durumlar silsilesinin ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların bir bütünlük halinde deklare edilmesi ve meslek insanlarının talep ve önerilerinin en üst perdeden ifade edilmesidir.

Toplantı sonuçları itibari ile tartışılabilir ve fakat hemen ön kesme adına yazmam gerekirse, gün birbirimizi yerme günü değildir. Bazı rahatsızlıklar olabilir. Muhalefet olabilir.

Yadırganmamalıdır.

Kimse NEMMAM olarak görülmemelidir.(!)

Kötücül eleştiriler var mı? Varsa zaten hiç kaale alınmadan bertaraf edilmeli.

Meslek bizim mesleğimiz. Kendi içimizde çözümler bulamadığımız zaman, bu boşluk başkaları tarafından doldurulur. O halde yapmamız gereken Odalarımıza ve Üst Birliğimiz olan TÜRMOB ‘a sahip çıkarak zamanın koşullarında proaktif yönetimleri yaratmalıyız. Eleştiri haktır ve fakat yapıcı olmalıdır. Karşılığı da aynı şekilde bu yapıcı eleştirilerden feyz almış bilgelikte olmalıdır. Mesleki siyaset elbette olabilir ve fakat siyaset mesleğimize karıştırılmamalıdır.

Bu bölümün son sözü:

MESLEĞİMİZİ SEVİYORUZ. MESLEĞİMİZ VE GELECEK ESENLİK GÜNLERİMİZ İÇİN TÜRMOB ‘UN YANINDAYIZ.

Şimdi deklare edilen sonuç bildirisi bizlere neleri düşündürüyor, naçizane okumaya çalışalım.
Belki önemine binaen, birkaç şey yazarsak birilerine bu sayede faydalı olabiliriz.

Sonuç bildirisinde ortaya konulan sorunların çoğu, doğal olarak eskiden beri devamlı yazılıp, çizilmekte.

Bunlardan farkındalık olarak ayırdığım birkaç maddeyi aşağıya alarak, düşüncelerimi aktarmaya çalışacağım.

1- “- Meslek mensupları tarafından aracılık ve sorumluluk sözleşmeleri kapsamında mükellefleri adına verilen beyannameler üzerinden tarh edilen verginin binde birinin, “meslek mensubu gider katılım payı” olarak meslek mensupları tarafından ödenecek yıllık gelir veya kurumlar vergilerinden indirilmesinin önü açılmalıdır.”

Farklı versiyonları olmasına rağmen, bu biçimini önemsediğimi belirtmeliyim.

Sorgulayarak isteyen bir iradeyi gösteriyor ki, fikri sabitliğe karşı, fikir üreten anlamında kurumların varlık sebeplerinden olarak değer katmıştır.

Tebrik ediyorum.

2- Bir diğer çok önemli konu ise, tarafımdan da önceden kaleme almış olduğum;

Faydalı Ömür: Beyin Amortismanı” yayımlandığı vakit epey bir ses getirmiş ve fakat cılız kalmıştır. Bu durumun sebeplerine girmek istemiyorum.

Şunu ifade edeyim ki, yıllardır ne Musa ‘ya ne de İsa ‘ya yaranamadık diyerek konunun özüne hakkını vermeye devam edeyim. Dolayısıyla yine aşağıya aldığım,

“- Meslek mensuplarımıza, her yıl tahsil ettikleri hasılatlarının %20’sini mesleki yıpranma payı olarak indirim imkânı sağlanmalıdır. “

Maddesi de çok bariz olarak göze çarpıyor. Uyanış zamanının simgelerinden biri olarak kabul edip, takipçisi ve hak edilen unsur olduğunun bu şekilde devamlı altının çizilmesi gerekir. Çok konuşuldu ve fakat toplantının sonuçlarından biri olarak deklare edilmesini takdir ediyor ve önemsiyorum.

3- Çarpıcı çıkış olarak kabul ettiğim biri de, yine yakın zamanda yazmış olduğum, “Mali Müşavirlere KDV İade Raporu ve Karşıt İnceleme Yazma Yetkisi Hatırlatması” yazı konusuna teşbih olarak kendimce nitelendirdiğim madde. Hak kazandığımız kanunun uygulama tebliği ile hayata geçirilmesi, çok doğru ve yerinde olacaktır. Engelleme yapılıyorsa nedeninin sorgulanması gerektiği inancındayım.

Bu vesile ile bildiriye konu aşağıdaki madde hakikaten temelden ele alınmalıdır.

“- Yeminli Mali Müşavirlerin tasdikten, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin beyanname ve finansal tablo imzalamaktan doğan sorumlulukları somut kriterlere bağlanarak yeniden düzenlenmelidir.”

talebi olarak toplantı bildirisinde yer almıştır.

Bu sayede BDS – 315 ‘in hayata geçirilmesi, tablolar ve beyan üzerindeki ehemmiyeti daha bir ortaya koyarak, kayıp ve kaçağın önlenmesine yardımcı olunacaktır.

4- Bir diğer talepkar madde ise, kısıtlamalı kabul edilse dahi güzel kazanım olacak olan düzenlemedir.

“- Düzeltme amaçlı verilen beyan ve bildirimlerde ceza uygulamasından vazgeçilmelidir.”

Temennim, mesleğimiz adına talep edilen her şeyin, hem Serbest Muhasebeci Mali Müşavir hem de Yeminli Mali Müşavir unvanlarına yakışır olmasıdır.
BİRLİK VE BERABERLİK RUHUNUN ŞAD OLMASI İÇİN, BİR VE BÜTÜN OLALIM.

Emeği geçen Değerli Yöneticilerimize Saygılarımla.

Mali Müşavirlere KDV İade Raporu ve Karşıt İnceleme Yazma Yetkisi Hatırlatması

 

GİRİŞ

Katma Değer Vergisi Kanunu Ve Bazı Kanunlar İle 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ’un 7104 sayılı, 06/04/2018 tarihli ve 30383 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanmasının üzerinden hiç de azımsanmayacak bir süre geçmiştir. İçeriğinde birçok konuya atıfta bulunulmasına rağmen bu Kanunda Mali İdarenin neferleri olarak Serbest Muhasebeci Mali Müşavir meslek mensuplarını çok yakından ilgilendiren önemli bir düzenlemeye gidilmiştir. 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere, 8/A maddesinin eklenmesini esas alan bu düzenleme aslında bir başka ifade ile Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM – Mali Müşavir) meslek insanlarına, Katma Değer Vergisi(KDV) İade Raporu yazma yetkisi verilmesinden ibarettir.

Hemen belirtmiş olalım, KDV raporu düzenleme yetkisine haiz usul ve esaslar Mali İdare tarafından henüz belirlenmediği için Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler KDV İade Raporu düzenleyemez.

Yayımı itibariyle meslek insanları arasında heyecan yaratan ve meslek adına kazanım olarak lanse edilen konuda bu zamana kadar herhangi bir ilerleme olmadığına tanıklık ediyoruz. Bu konu, elbette bir pratiğe kavuşturularak uygulama usul ve esaslarının tebliğ ya da yönetmelikle Mali İdare tarafından düzenlenmesi gerekmektedir.

O halde, bu değişikliğe gidilmesinin gerekçesini tasarıdan alıntılayarak hatırlayalım. Konuyu tam ve anlaşılır ifade etmek adına bu alıntıyı buraya almayı önemsiyorum.

“Bu Tasarıda öngörülen düzenlemeyle, katma değer vergisi iade sisteminde, indirim yoluyla giderilemeyen katma değer vergisinin sonraki dönemlere devretmesi ve iade edilmemesi kuralı 1/1/2019 tarihinden itibaren kaldırılacaktır. Bu nedenle, bu tarihten sonra indirim yoluyla telafi edilemeyen katma değer vergisinin iadesi ile bu tarihten önceki devreden katma değer vergisinin yetki çerçevesinde iade edilmesi durumunda ortaya çıkacak ilave iş ve işlemlerin hızlı ve doğru bir şekilde yapılabilmesini teminen, Maliye Bakanlığına, serbest muhasebeci mali müşavirlere maddede öngörülen sınırlar dâhilinde iade raporu düzenlettirebilme konusunda yetki verilmektedir.”
SINIRLI VERİLEN YETKİNİN KAPSAMI

Önemli bir değişikliğe sebep olan, Mali Müşavirlere KDV İade Raporu ve karşıt inceleme yazma yetkisinin verildiği Kanunun (3568 SK Md.8/A) 23. Maddesi ‘ne ayrı ayrı şıklar halinde göz atarak yükümlülüklerimizin sınırlarını çizmeye çalışalım. Şöyle ki;

“Serbest muhasebeci mali müşavirlere rapor düzenlettirme yetkisi ve sorumluluk

MADDE 8/A

Maliye Bakanlığı,

  1. Bu Kanun kapsamında yetki almış serbest muhasebeci mali müşavirlere, beyannamelerini imzaladıkları dönem ve mükelleflerle sınırlı olmak kaydıyla, 
  2. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu kapsamında yapılacak iadeye dayanak teşkil edecek rapor düzenlettirmeye,
  3. Bu kapsamda rapor düzenleyecek serbest muhasebeci mali müşavirlerde aranacak nitelik ve şartlar ile rapor düzenlenebilecek iade türlerini ve azami iade tutarlarını tespite,
  4. Rapor düzenleme yetkisini, belirleyeceği usul ve esaslara göre yapılan eğitimlere katılma ve başarılı olma şartına bağlamaya ve uygulamaya ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.

Serbest muhasebeci mali müşavirler,

a. İadeye ilişkin düzenledikleri raporların doğru olmasından sorumludurlar.

b. Düzenledikleri raporun doğru olmaması halinde, rapor kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”

Madde metnine göre Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlere KDV İadeleri konusunda verilen yetki ve karşıt inceleme ile ilgili tespitlerimizi yaparak, 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe girmesi beklenen ve fakat bir türlü gerekli düzenlemeleri yapılamayan uygulamanın, daha fazla gecikmeden gerçekleşmesine yönelik doğru adımlar atmalıyız.

O halde yukarıda maddeler halinde vermiş olduğumuz Kanun metninde yer alan yetkileri yorumlarımızla açarak çözüm ve önerilerimizi beklentilerimiz doğrultusunda sıralamaya çalışalım.

  1. Kanun, meslek insanına bir kıstas getirerek yetki verecek olursa, hazır ve tecrübe ettiğimiz şekliyle Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu siciline kayıtlı yetkilendirilmiş “Bağımsız Denetçi” belgesine sahip olan meslek mensuplarını esas alabilir.
    Burada bu teoremi fazlaca dillendirmeyeceğim ve fakat üzerinde düşünülmesi gerekir.
  2. 3568 sayılı yasanın 5. Maddesi ile yetki almış Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler, beyannamelerini imzaladıkları dönem ve mükelleflerle sınırlı olmak kaydıyla, KDV İade raporu yazabilecekler. Ancak sözleşmesi olmayan mükelleflerle alakalı bir tasarrufta bulunamadıkları gibi, meslekteki tecrübelerine göre yapılacak düzenleme ile diğer Mali Müşavirlerin müşterilerine de yetki verilmesi halinde rapor yazabilirler. Burada elbette Yeminli Mali Müşavir alternatifini de yetkili Bakanlık gözetebilir. Umarım sınırlı da olsa kendi müşterisi dışındakilere KDV İade raporu yazma hususu Mali Müşavirler tasarrufuna verilerek, çok daha fazla meslek insanını kapsayacak şekilde ele alınır. Bunun için yıl şartı konacaksa, 15 yıl olarak temel alınmasını öneririz. Uygulama örneği Bağımsız Denetçi ruhsatlarında tecrübe edilmiştir. Belirtmek isterim ki, bağımsız denetim siciline haiz yaşadığımız birçok haksızlıktan ders alınarak, burada liyakat şartının herkesi memnun edecek şekilde adaletli olmasını temenni ederim.
  3. Mali Müşavirler, KDV İade Raporu ve buna bağlı olarak yapılması gereken Karşıt İnceleme Raporu diğer Mali Müşavirlerin işlerini yaparken ve veya kendi mükelleflerinin raporunu hazırlarken mutlaka tarafsız ve bağımsız olmalıdır. Bunu gerçekleştirmek için, Kanun taraf olan Mali Müşavire ister bağımlı isterse serbest çalışan olsun gerekli hukuki ve kanuni düzenlemeler çerçevesinde güvence vermelidir. Bağımlı Mali Müşavir, tabi olduğu firma ve veya grup şirketleri ile sınırlı kalmak kaydıyla belirlenecek limitlerdeki KDV İade Raporlarını yazabilmelidir.
  4. KDV İadelerini düzenleyecek Mali Müşavirlerde aranacak nitelik ve şartları belirlemeye yine madde metninden anlıyoruz ki, Maliye Bakanlığı yetkilidir. Rapor düzenlenebilecek iade türlerini (İndirimli Oran, İhracattan Kaynaklanan ve Tevkifattan Kaynaklanan İade Raporu) ve azami iade tutarlarının tespitine Bakanlık hâkimdir. Rakamsal olarak öngörebilmek zor olmasına rağmen ifade edilen tutarlar, 500 bin Türk Lirası seviyesindedir.
  5. Usul ve esasları belirlemek suretiyle, öğrenim şartı, meslekte belli kıdeme sahip olma ve benzeri düzenlemelerle yapılan eğitimlere katılma ve başarılı olmak şartına bağlamaya yetkilidir.Uygulamanın tek hâkimi Maliye Bakanlığı ‘dır. Bazı yetkilerini Bakanlık meslek odalarına devredebilir. Bu sayede zorunlu katılım şartıyla, KDV iadesi sürekli eğitimlerinin gerçekleştirilmesi sağlanabilir.
  6. Mali Müşavirler, mükelleflerine ait iadeye ilişkin düzenledikleri raporların doğruluğundan sorumlu olmakla beraber; düzenlenen raporun doğru olmaması halinde, rapor kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır.

Maddeler halinde sıralamaya çalıştığımız soru ve veya sorunların cevapları elbette beklenilen uygulama tebliği veya rehberi ile giderilecektir. Fikri düşüncelerimize gem vurmadan konuyu farklı noktalardan da ele almamız kaçınılmaz olacaktır. Mesela aşağıda olduğu gibi:

  • Mükellefin Mali Müşavir değişikliğinden sonra, mükellefin KDV İade Raporu ‘nu dönemine bağlı kalmak kaydıyla bir önceki mi ya yoksa yeni Mali Müşavir mi yazacak?
  • Bu gibi bir durum ile karşı karşıya kaldığımız varsayıldığında, devreden mali müşavir rapor yazmak istemezse ne olacak? İşi bıraktıktan sonra, Kanunun rapor ve karşıt inceleme yazmaya zorlayıcı bir etkisi olmadığı ortada. Dolayısıyla raporu yeni Mali Müşavir veya bir alternatif olarak Yeminli Mali Müşavir mi yazacak? Rehberden öğreneceğiz.
  • Bir başka konu da rapor yazabilmemiz için müşterimiz için ayrıca bir sözleşme mi yapmamız gerekiyor? Eskiden var olan sözleşmelerimiz yetkilenme adına yeterli midir? Ve saire.

MESLEK YASAMIZ (3568 Madde 2 – A) RAPOR YAZMAK HAKKINA TEMEL OLUŞTURUR MU?

Muhasebecilik ve mali müşavirlik mesleğinin konusuna giren genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri ve ilgili mevzuat hükümleri gereğince, Mükelleflerin muhasebe ve müşavirlik hizmetlerini yerine getirdiği göz önüne alındığında rapor yazma yetkisinin bugüne kadar gecikmiş ve veya geciktirilmiş bir hatanın, eksikliğin giderilmesi olarak düşünmemize olumlu etkisi bulunmaktadır.

Dolayısıyla Mali İdare ‘nin insicamının temelini oluşturan birçok kayıt ve raporlamayı yerine getiren Mali Müşavir meslek insanından KDV İade Raporu ‘nu esirgemek mantığa ters düşmektedir. Kanun bu eksikliği ortadan kaldırarak hak edilen faydayı ehlîne teslim etmiştir.

Bu vesile ile karşı duruş yapma temayülünde olmanın Mali İdareye ve onun paydaşlarına zarar verecektir. Konunun doğru anlaşılması ve olması gereken gibi kamuoyuna servis edilmesi oldukça önemlidir.

Hali ile dinamikleri yeni ufuklara harekete geçirirken, milli ve yerli düşünmek fiiline aykırı duruş yapılmaması kayıtsız şartsız ehemmiyet arz etmektedir.

Ayrıca Mali İdare ‘den, vatanımıza ve milletimize daha fazla fayda sağlamak amacıyla beklentilerimizi bir kademe daha yukarılara çıkarabilmek adına yeni bir rapor yazabilme yetkisinin de düzenlenmesini arz ederim. Gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin yıllık gelir ve kurumlar vergisi beyannamesi ile iadesini talep ettikleri vergi kesintisine ilişkin (stopaj) nakden iade taleplerine ait rapor düzenleme yetkisini de yine Mali İdare, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlere verebilir.

Konunun meslek üst birliğimiz olan Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler. Ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) tarafından daha düzenli ve normlara uygun hale getirilerek gerekli makamlara iletilmesini arzu ederiz.
MESLEĞİMİZİ SEVİYORUZ. MESLEĞİMİZ VE GELECEK ESENLİK GÜNLERİMİZ İÇİN TÜRMOB ‘UN YANINDAYIZ.

Buradan açık olarak ifade etmek gerekirse, TÜRMOB yapılanması bizlerin kazanımıdır. Kurulduğu günden bu yana iki şekilde düşünerek geleceğimizi tayin edebilme hakkını elimizde tutarak, kendi özümüzde var olanları seçmek ve seçilmek hakkından dolayı üst birliğimizi sahiplenerek güçlendirmeliyiz.

  1. İyi çalışan ve
  2. İyi niyetle çalışan.

Ki, kötü niyet aramak ve kötücül bir düşünceye sahip olanların bırakın bu mesleğe girmesini, yönetişim kademesinde yer alması abesle iştigaldir kanaatindeyim.

Yönetimlerle alakalı sıkıntılar olabilir ve fakat bu sıkıntılar kendi hiyerarşik yapısı içinde çözülebilecek şekilde ele alınmalıdır. Aksi davranışlar meslek ve meslektaşlara zarardan öte değildir. Unutmayalım. Bundandır ki, yenilenmek ve medeniyete ayak uydurarak mesleğin yok olmasını önleyerek başkalaşıp daha da saygın olmasını sağlamak öncelikle biz meslek insanlarının ve bizleri temsil eden Odalarımızın asli görevi olmalıdır. Herkes üzerine düşeni yapmalıdır.

Doğru veya yanlış noktasında sorgulayarak önümüzde yeni imkânlar açabilecek kazanımları arttırma yoluna gitmeliyiz. Mesela anlatmaya çalıştığımız 7104 sayılı Kanun ‘un bizlere mahsus 23 ncü maddesinin uygulama pratiğini istemiş olmanın kimseye bir dezavantajı olacağını sanmadığım gibi; hak ettiğimiz bir şeyi istemeyince kimsenin altın tepside bizlere sunmayacağı gerçeğini unutmayalım. ;
SONUÇ OLARAK;

7104 sayılı Kanun dâhilinde eklenen madde ile ortaya çıkacak bir diğer hususu yazmadan geçmek istemem. Fakat uygulamaya alınması beklenen bu kısıtlı yetkilendirme, mali dünyanın angaryasının Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ‘lerce yapılarak; hem Mali İdarenin hem de her ne kadar yasalaşmasına kendi yetki alanlarına girildiğinden bahisle itirazları olsa da Yeminli Mali Müşavir ‘lerin eleman ihtiyacına cevap niteliği taşımaktadır.

Gelişen ve değişen yeni dünyamızın var olan fiziki yapısının yanında bir de görünmeyen ve fakat her türlü hissettiğimiz dijital tarafını keşfetmiş bulunmaktayız. Dünya belki de sınırlı imkânlarını daha bir sınırsıza(!) doğru ötelerken, adaletli bir paylaşımı her alanda olduğu gibi, sınırlı KDV İade Raporu ve Karşıt İnceleme Yetkisi ‘nde de görmeyi umut ederiz.

Gereğini Mali Müşavir Meslektaşlarım adına, Yüce Devletimizden en kısa zamanda bekliyoruz.
Saygılarımla.

Selahattin İpek
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi

YENİ DÜNYANIN GÖLGELERİ(!)

 

Türkiye Cumhuriyeti Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Lütfi Elvan tarafından bugün (07.05.2021) yapılan açıklamada öne çıkan ve tüm haber kaynaklarında dikkati çeken, kripto paranın 10 bin lira ile limitlendirilmesi idi.

“10 bin liranın üstünde işlem yapanları 10 gün içinde MASAK’a bildirme zorunluluğu getirdik.” denilen açıklamadan daha da önemli olduğuna inandığım bir başka paragraf şu şekildedir:

Kripto varlıklar şimdiye kadar bildiğimiz finansal sektörlerden uzak başka bir paralelde işlem gördüğünü veya bankacılık sektörüne benzemediğini açıklayan Sayın Bakan, “bunların denetimlerini bir noktaya kadar yapmak mümkün. Ancak bir noktadan sonra denetim ve gözetim oldukça güçleşiyor” ifadesi ile konunun önemine atıfta bulundu.

Çok önemli bir ayrıntı olduğunu hatırlatmama gerek yok sanırım. Devamlı vurgulamaya çalıştığım ve karşılığı olmayan bu dijital para piyasasının, kapitalizmin bitim noktasına varmadan son çıkış yollarından biri olarak beyan ve ifade edebilirim. İnanılmaz olan ise; rantı sevenlerin gözlerini karartarak bir gürültüye kuyruk olmalarıdır. Bu kadar pesimist bir yorum yapmak istemem.

Ve fakat önlem ve tedbirlerin gerçekle hayal arasında bir şeye inanılmasının endişe izlerini taşımaktadır.

Halbuki geleceğin yüz görümlüğü olarak şimdiki kayıpları, normale pazarlayanlara karşı hem kanuni hem de hukuki varlığımızı ortaya koyarak volatil bir düzlemi kabullenebilir risk olgusuna kavuşturabiliriz.

Sonuç olarak; Türkiye ‘nin de dâhil olduğu kara para aklanması ve terör finansmanına karşı düzenlemeler yapmak üzere kurulmuş olan bir kurum mevcuttur. Financial Action Task Force(FATF).

Türkiye’de Mali Suçları Araştırma Kurulu(MASAK) adlı kuruluşumuz, uluslararası alanda FATF ile birlikte çalışmaktadır. FATF ‘nin şimdilik gri listesinde yer alan Ülkemiz ‘de, bugünlerde dikkat çeken ve birbiri ardına yapılan düzenlemelerin elbette sebeplerinden biri işte uluslararası düzeyde üstlendiği sorumluluk duygusundandır. Gri listeden kara listeye alınmasının an meselesi olduğu bir varsayım değildir.

Çünkü karnemiz bu bakımdan zaten kırıklarla dolu. Dikkatli olmazsak ve dikkatle hareket etmezsek Türkiye olarak dünya ticaretinde tepe taklak olacağımız aşikârdır.

Bir de kısa zaman öncesinde yaşanan kripto yolsuzluğunun acı öğretilerini unutmayalım. Hemen arkasından bir diğer platform borsasının davası devam ederken, alınan bu tedbir ve önlemlerin hatta yapılan bu açıklamanın dahi FATF tarafından tavsiye edilerek yapıldığı düşüncesi ve veya vurgusu ağır basmaktadır.

Saygılarımla.08.05.2021
Selahattin İpek

KENDİ İNSANIMIZ HARCANIYOR…

 

Bu topraklarda bakanlık etmiş bir bakan sonrasında görevlendirildiği üst bürokratlık makamından “Görevden alınmam nedeniyle de şükranlarımı arz ediyorum!” diyerek davul, zurnayla malum görevden alınmasını duyurdu. (Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal görevden alınarak yerine, Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu atanmıştır-Cumhurbaşkanı Karar:2021/152-20.03.2021 Tarihli Resmi Gazete)

Peki, bu durumdan vatandaşa ne? Özet olarak bakmaya çalışalım.

Sürekli bir tedirginlik durumu hâkim olan Ülkem ‘de, öngörüsüz hareketlerin sonunda maalesef kayıplar vatandaşa yansıyor.

Negatif olarak olan olmakta. Bir gece ansızın yapılan değişimler; birlikte yol alınırken yapılan yanlışların kabulü ile sonlanmıyor sadece(!) Göreve getirdiğimizi yine bir gece yarısı görevden alarak harcıyor durumunda olmak, yönetişim bozukluğundan ziyade aynı zamanda güven bunalımına da sebebiyet verir.

Bizim vatandaş olarak en büyük korkumuz işte tam da sosyal bir devlette yaşamıyor olmamız. Konuyu değiştirmeden toparlıyorum.

Neden mi?

İskandinav ülkeleri yani Norveç, Finlandiya, İsveç, İzlanda, Danimarka vatandaşları gelecek korkusu yaşamaz. Ülkesine güvenir ve yaşam hakkının kutsallığına bağlılık en üst seviyededir. Bu ülkelere hükümet edenler, fütursuz bir yaklaşımla keyfi kararlar vermez. Veremez. Vermemeli.

O halde sorguyu bir başka bakış açısından yapalım.

Ülkemin bir vatandaşı olarak ben bile yarınıma güvenemiyorsam, elin gâvurunu nasıl yatırıma çağırmalıyız?

Delikli kuruşu isterken bile yüzümüz kızarmalı.

Bu gibi yapay yönetişimsizlik sorununun çıkarımı yine işçiye, üretene değil mi?

İstiklal, istikbal, istihsal(istihdam) bu şekli yönetimde tehlike arz ediyorsa halline bakılmalı.

Ya yoksa bilinen amiyane tabirle; “kurunun yanında yaş da yandı”

Bu günahsız vatandaşın üzerine yıkılacak bir yığın borç yükünün müsebbibi olanlar, yananları gördükçe daha da bir özenle hareket etmeliler.

Doğruyu söylemek gerekirse, yabancı güçler ve yabancılaşmış gurbetçilerde hazır davul, zurna eşliğinde göbek atıyordur yine.

Bir öngörü de benden olsun diye iddialı olmayan çıkarım yapacak olursam; ABD Dolar, Türk Lirası karşısında yazıyı yazdığım sıralarda 8,00 seviyesinde bulunmaktadır. Bu direnç kırılırsa daha üst seviyeleri de görebilir elbette. Ne kadar bir üst seviye diye merakımızı yaşayarak gidereceğiz.

Diyerek havalı bir sonuçlandırma yapıyorum.

Hayırlı olsun

.

Selahattin İPEK

PANDEMİ İLE GELEN OKURYAZARLIK

Akıllı sözleşme zamanı. Artık fiziki olarak, mahallî şubeye gitmesi söz konusu olmayacak. Yeni bir mudi hesabı açmak için, karşılıklılık esasına dayalı olarak imza altına alınması gerekli olan sözleşmelerin, bu defa çözüm olarak hologram teknolojisi kullanılarak yapılması hâsıl olmuştur

Covid19 salgınından öğrendiğimiz çok şeyler oldu. Belki de bunların en başında çok üstün teknolojilere sahip, zengin ve her şeyi kudretleri sayesinde aşabilecek olarak gördüğümüz ülkelerin, ne kadar acz içinde olduğudur.

Dünya küresel bir köy dediğimiz zamandan bu yana, çok uzun bir kadim tarih geçmemesine rağmen, anlıyoruz ki, gerçekten bir kelebek etkisi kadar bir birimize yakın dokunuşlar içindeyiz.

O halde bu küresel köylük kavramını, küresel barış ile güzelleştirmek için laflarımızı değil, kelamlarımızı sağlam ederek, geleceğin aslında bir gram dahi etmeyen bir virüsün dokunuşunda olmadığını ispatlayalım.

Sorumluluk anlayışımıza şiddetle özen göstererek; kendi hayatımızı, dolayısıyla dünyamızı içine kapandığımız duygusal boşluklara(!) itmeyelim.

Gelecek, karanlık fabrikaların varlığında nesnelerin iletişimi ile mümkündür ve hayattadır da aslında. Fakat insan olmanın en önemli unsurlarından olan duyularını yok ederek, şizofren bir yaratığa dönüşümünü de beraberinde getiriyor. Birey merkez olarak yaratılmayan insan, ancak ve ancak hak ve hukuk dilinde tek yani birey olarak değerlere sahiptir.

Oysa insanın, motivasyonu itibari ile en üstün meziyeti hayatta kalmaktır. Bu edimini gerçekleştirirken, topluluklara ihtiyaç duyar. Bu avcı-toplayıcılıktan bu yana hep böyle idi. Yalnız yaşayamaz.

En olmadık ifadeyle bile insan, mutlak bir canlı ile iletişim ve temas halinde olmuştur. Platon ‘un mağara alegorisi dahi, duvarlara yansıyan canlı gölgeleri üzerinedir.

Peki, bugün itibari ile insanlık, köklerinde var olan değişim olgusunu bir kez daha mı katmanları arasına dâhil ediyor?

Bu sorunun yanıtı çok farklı biçimlerde verilebilir. Her bir bakış açısı da üstelik doğru bir mentaliteye oturarak, değişim açmazının ne kadar volatil olduğunu gösterir. Burada türlü bakış açılarını ilgilisine bırakarak, mali sistemin nasıl ve hangi rüzgârlarla yelkenlerini doldurduğunu sorgulamamız gerekir.

Öyle ya ilgilendiğimiz alan mali sistem.

Şimdi bu alanın varlığına esas olan temel faktörün farkındalığıyla “paranın teknolojik seyrinde” ekonomik hayata dair bazı kavramları ele alarak anlamaya çalışalım.

FinTech mi? TechFin mi?
“Fintech, hepimizin bildiği gibi, finansal hizmetlerin en ileri teknolojiyi kullanarak daha iyi bir kullanıcı deneyimi ile sunulduğu bir alan. Buna karşılık TechFin ise bir firmanın teknolojiyi kullanarak yepyeni finansal hizmetler sunması anlamında kullanılıyor.” ( Kaynak: Asian Banker)

Mali sistemi zorunlu değişime tabi tutan Covid19 adı verilen salgın, FinTech (Finansal Teknoloji) ve nakitsiz ödeme sistemlerine olan talebi artırdı.
Yatırımcılar tektonik bir değişim seziyor ki, çok haklı bir sezinti ve bırakın Ülkemizi, dünyayı sarmalına alan bu finansal teknoloji kendi ekosistemi içinde büyüyerek, yansımalarını etkili biçimde hissettirmektedir.

Bunun neresi kötü diye, bir ussal varsayımı ortaya koymak mümkün.

Elbette dünyanın geldiği noktadan geleceği noktaya doğru nasıl evrildiğinin farkındalığında, yaşananları raporlamamız önem arz etmektedir. Bugün gelinen noktada teknolojik gelişimler sayesinde finansal çevreler güçlenerek söz sahibi oldular. Öyle ki, banka ve diğer finansal kuruluşlar reel politik bakımından dizayn eder duruma geldiler. Buna bakıp da son budur diyebilmek mümkün mü?

Hayır.

Çünkü yaşayarak geleceğe doğru yürüdüğümüz an itibariyle artık bu finans sektörünün de teknolojik gelişimden türev bir sonuca evrildiğine şahit oluyoruz. Bunu da içtenlikle hissederek duyumlayabiliyoruz.
Yani FinTech diye kısalttığımız bu Finansal Teknoloji, ön göremediği bir biçimsel değişimle yerini, artık TechFin denilen ve Teknolojinin finansal piyasaya baskın olduğu bir sürece bırakıyor. Şahit olduğumuz dönemin aynı zamanda mimarı olarak, değişim ve dönüşümünü birlikte tecrübe ediyoruz diyebiliriz. Bu sebeple geleceğin lisanslı teknoloji şirketleri finansal alanda daha etkin olarak yer alacaklardır. Bankaların egemenliğinden ve rekabetinden, teknoloji firmalarının rekabeti ve etkinliğini iliklerimize kadar hissedeceğiz. Konuya bağlamak şartıyla daha önce şöyle bir tespitim olduğunu âcizane yazmak isterim:

İnternet Platformları(Trendyol, N11, HepsiBurada vs.) üzerinden satış yapan firmalar ortaya çıkmaya devam ettikçe; Ülkemizde var olan muhasebe sistemi yeniden şekillenecek ve bu muhasebe yapılanması, özellikle ilgili platformların baskılama aracı olarak kullanılacak. Diye yorum ve konuşmalarımın sonuç olarak doğru çıkması neticesinde, TechFin yani teknolojik finans materyalleri artık bankacılık ve ödeme alanlarında yerlerini alarak rekabete dâhil olmuşlardır.
GAFA Bank olarak kabul edilen(Google, Apple, Facebook, Amazon) bu büyük firmalar, yapılanmalarıyla bankacılık anlayışını değiştirerek, hayatımızı kolaylaştıracakları iddiası ile FinTech kavramının evrilmesine sebep olmuşlardır. Dolayısıyla TechFin karşımıza tamamen yeni bir pazar türü şeklinde çıkarak, ticaret hayatımızda yerini almıştır.

Ne var ki gelecekte ister finansal teknoloji ister teknoloji finansı olsun rekabet hiçbir zaman bitmeyecek. Bazen biri diğerini baskılasa dahi, rekabet sahasına girecek yeni türev ürünler var olacaktır. Ülkemizde özellikle bankacılık sektörü, teknoloji ve bilişim alanındaki inovatif değişim ve dönüşümler sayesinde kendi alanında oldukça güçlü durumdadır. Ancak bu üstünlüğü gelecek için çok iyi kullandıklarını sanmıyorum. Entegre olduğumuz dünyanın, “ödeme sistemleri” genelinde çok büyük firmalar aracılığı ile atılımlarına karşılık; Ülkemiz de girişimcileri sayesinde, tüm bu gelişimleri yakından takip ederek, yerlerini almışlardır. Dolayısıyla, finansal kuruluşlardaki bu gelişmelerin yanı sıra, sigortacılık sahamızda yer alanlar da son dönemde canlanarak, InsurTech girişimlere önem vermeye başlamışlardır.
Diğer yandan eskiden beri, bilinen bankacılık dışında sadece katılım bankacılığının da Türkiye düzleminde işini iyi yapan kurumsal yapılanmalar aracılığıyla ayağı yere basan, sağlam temellere oturmuş şekilde yapıldığı aşikârdır. Bu sayede “Islamic Fintech” öne çıkarak, yüksek bir avantaja ve potansiyele sahip olduğumuzun farkındalığında lider profil olmalıyız.

Doğal olarak teknoloji artık hangi alanda kullanılıyorsa o alanın vazgeçilmezi olmaktadır. The Great Reset olarak ifade edilen yeni normal dünyamızda, birçok alışkanlığımızı değiştirerek hayatta kalma yollarını aramaktayız. Pandemi gösterdi ki insanlık, artık yeniden dizayn edilirken, çok da eski olmayan bir tarihte hayatımıza giren world wide web(www) yani internetin boyutlar arasında hem geçişgen hem de edilgen olmuştur. Sanal ağ ile sınırlar ortadan kalkarak; iletişimin teknoloji münasebetiyle marjinal faydalar yarattığına tanık oluyoruz. Yüzyılımızda henüz bütünlük gösteren gelişmelere kuyruk olan dünyamız, küresel bir köy halinde offline yapılabilen birçok işlerin hızla online olarak da yapılabildiğinin farkına vardı.

Yeni normalde mesafeli yaşam koşutu, e-ticaret ortamlarına teknolojiyi odaklayarak bu alanlarda, hem tüketicileri hem de firmaları bir araya getirmiştir. Böylelikle, TechFin’ler özellikle eldeki büyük veriler vasıtasıyla müşteri deneyimlerini geliştirmişlerdir. Duygusal tüm hal ve hareketlerin veri madenciliği ile adlandırıldığının bilincinde, gelişmişliğin ötesine geçilebilen bir değişimin sonuna geldiğimiz varsayımına kapılmayalım.

Geleceğimize bir süre koyacak olsaydık, on veya yirmi yılda ulaşacağımız ileri seviye yaşam standartlarına, güdümlü bir zorunluluk neticesi şimdiden ulaşmış bulunuyoruz. Bunları “yaşam bilimleri” ve sanal dünyamızda oluşturulan elektronik dünyamızdaki dönüşümler marifetiyle hayatımızın her alanına almış olduk. Bir nevi insanlık var oluşundan bu yana zorlu evrim tarihine fiziksel başlamış ve geliştikçe sanallaşarak kendine görünmeyen bir âlem yaratmıştır.

Tıpkı düşlerindeki bulutlara yazılan hayal kodlarının, vakti geldikçe uyanış çığlıkları gibi.

Değiştik. Değiştikçe kendimizden uzaklaştık. Ve fakat bilinmeyenleri bilir olduk!

İnsan tür olarak hayatta kalma meziyetiyle birlikte, devamlı hareket halinde de olmalı. Bu, insanın var oluş temelidir. Hareketsiz olamaz. Oturmaz. Oturamaz yani.

Lakin geldiğimiz son aşamada, insanlık birey birey oturmaya başladı. Teknolojik gelişim neticesinde, hantal bir yapıda ve bilişim aygıtlarının ayrılamaz bir parçası olarak, tabiatına aykırı hareket eder oldu.

Bu savımızı destekleyen önermelerden birine yüzeysel değinmek isterim. Finansal Teknoloji yerini, geliştikçe gelişerek nesnelerin kendi aralarında başlayan haberleşme ile evrilme döngüsünde; Teknolojinin üstün hale gelerek finansal alt yapıyı dizayn eder olması, müthiş bir aydınlanmadır.

Örnek mi?

Pandemi, ticaret dünyasında alışılagelmiş tüm finansal kuruluşların ezberlerini bozmuştur. Birey merkezli hassasiyet odaklarının kişisel verileri koruma noktasına dikkat çekerek, müşteri yani yeni mudilerinden izin almak kaydıyla hesap açılışlarının vazgeçilmezi sözleşmeleri, online ortama çekmişlerdir.

Akıllı sözleşme zamanı. Artık fiziki olarak, mahallî şubeye gitmek söz konusu olmayacak. Yeni bir mudi hesabı açmak için, karşılıklılık esasına dayalı olarak imza altına alınması gerekli olan sözleşmelerin, bu defa çözüm olarak hologram teknolojisi kullanılarak yapılması hâsıl olmuştur. Önceden gerekli ve geçerli izinler alınmak şartı ile, boyutlar arasından bireyin karşısına gelerek yapılan bir sözleşmeyi tahayyül edin lütfen.

Düşün dünyamızla dalga geçen bu durum, gerçek ve sanal sınırlarımızı çoktan aşmıştır.

Saygılarımla.11.03.2021
Selahattin İPEK

Kaynak: www.bdTurkey.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

SMMM ‘NİN SIRTINDAKİ KANBUR: İSTİNAFTAN DÖNDÜ..!

 

Bilindiği üzere, Serbest muhasebeci mali müşavir olan davacının, muhasebe hesap ve işlemlerini yaptığı Burcu Sıt’a ait vergi ve cezalardan dolayı müteselsil sorumluluk kapsamında düzenlenen 26.04.2019 tarih ve 20190426…01 ile 02 ana takip dosya numaralı ödeme emirlerinin; mükellefin şahsında hata olduğu, ihbarname düzenlenmeden ödeme emri düzenlenemeyeceği, asıl borçlu hakkında yapılan takip kesinleşmeksizin davacı hakkında takip yapılamayacağı, asıl borçlu mükellefin defterlerini tasdik ettirmemesi nedeniyle mali müşavire hukuki ve cezai sorumluluk yüklenemeyeceği zira defter tasdik işlemlerinden mükelleflerin sorumlu olduğu iddia edilerek, iptali istenmiştir.

Açıklanan nedenlerle, davanın kabulüne, dava konusu ödeme emirlerinin iptaline, kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde İzmir Bölge İdare Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere, 23.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Değerli Meslektaşlarım, bu karar sürecin başlangıcı ve büyük bir moral kazanımıdır ayrıca. Fakat yazdığım üzere bir son değildir. Yolun başlangıcıdır. Mahkeme kararında olduğu gibi, kayba uğrayan taraf bu defa istinaf yoluna giderek haklı olduğunu tescillemek niyetini belli etmişse de, aşağıda okuyacağınız kararla bir kez daha sukut-ı hayale uğramıştır. T.C. İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergı Dava Dairesi Esas No: 2020/783 Karar No: 2020/837 ile meslek insanının yüreğine su serpmiş ve rahatlatmıştır.

“Türk Milleti Adına

Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince isin gereği görüşüldü:

Manisa Vergi Mahkemesince verilen 23/01/2020 gün ve E: 2019/611, K: 2020/70

Sayılı karar hukuka uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektiren başka bir neden de bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, istinaf başvurusunun reddine, kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde Danıştay’da temyiz yolu açık olmak üzere 19/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”


Hayırlı olsun.

Mesleğimizde bazı dönüm noktalarını milat olarak kabullenmemiz oldukça önemlidir. Bu kazanım, mesleğimiz önünde bir direnç noktasını daha aşarak, haklarımızın farkındalığına yolculuğumuzdur.

Elbette büyük bir gayret ve kararlılığın neticesini almanın da müsebbiplerine değinmeden geçemeyeceğim. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir camiasına örnek teşkil edecek bir kararın alınmasında, tecrübelerinden yararlanıldığı belli Dr. Mustafa ALPASLAN üstat anılmadan geçmek olmaz.

Şahsım ve camiam adına teşekkür ederim.

Asıl teşekkürüm ise, Av. Nazlı Gaye ALPASLAN ‘adır. Meslek camiamız için hukukçu eksikliğimize dışardan katkı sunarak; var olan gerçek bir sorundan, “adı bile kazınmak üzere olan kimsesiz meslek insanlarına moral olduğu için” takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. Sorgulama cesaretimizi hatırlatarak, iyi ve güzel şeylerin adalet bağlamında yarınlara kutup yıldızı olacağı inancımızı arttırmıştır.
Meslek camiası da umarım aynı düşünceler ile aşağıya aldığımı Karar hakkında mütalaalarını yaparlar.

Saygılarımla.02.11.2020

Selahattin İPEK
Sorumlu Denetçi

Bdselahattinipek@gmail.com

 

Kaynak: www.bdTurkey.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

 

 

T.C.
IZMIR
BÖLGE IDARE MAHKEMESI
2.VERGI DAVA DAIRESI

ESAS NO : 2020/783
KARAR NO : 2020/837

  İSTİNAF BAŞVURUSUNDA

BULUNAN (DAVALI)                       : MANİSA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(TURGUTLU VERGİ DAİRESİ MÜDÜRLÜĞÜ)

VEKİLİ                                              : AV. ÖMER FARUK SİNANOĞLU
Manisa Vergi Dairesi Başkanlığı Hukuk Bürosu Aynıali Mah. 3316 Sok. No:22 Merkez/MANİSA

KARŞI TARAF (DAVACI)               : NECLA ŞAŞMAZ

VEKİLİ                                               : AV. NAZLI GAYE ALPASLAN (E-Tebligat)

İSTEMİN  ÖZETİ                               :Serbest muhasebeci mali müşavir olan davacının, muhasebe hesap ve işlemlerini yaptığı Burcu Şıt’a ait vergi ve cezalardan dolayı mütelselsil sorumluluk kapsamında adına düzenlenen 26.04.2019 tarih ve 20190426…01 ile 02 ana takip dosya numaralı ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı; davacının, mükellefin  defter ve belgelerinin incelemeye ibraz edilmemesi konusunda herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, tasdikli olmayan deftere dayanarak beyanname vermesinin ise 213 sayılı Kanun’un mükerrer 227. maddesinde yer alan, “meslek mensuplarının, imzaladıkları beyannamelerde veya düzenledikleri tasdik raporlarındaki bilgilerin defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını teşkil eden  belgelere  uygun  olmaması”  kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, öte yandan defter ve belgelerin asıl borçlu tarafından incelemeye ibraz edilmediği dikkate  alındığında,  davacı  tarafından  imzalanan beyannamelerde yer alan bilgilerin, defter kayıtlarına ve bu kayıtların dayanağını oluşturan belgelere uygun olmadığı yönünde idarece yapılmış herhangi bir tespitin de bulunmadığı dolayısıyla sadece defterlerin tasdiksiz olmasına dayanılarak davacı adına müteselsil sorumluluktan hareketle düzenlenen davaya konu  ödeme  emirlerinde  yasal  isabet bulunmadığı gerekçesiyle kabul eden Manisa Vergi Mahkemesinin 23/01/2020 gün ve E: 2019/611, K: 2020/70 sayılı kararının; dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu ileri sürülerek, istinaf başvurusunun kabulü ile kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi istenilmektedir.

SAVUNMANIN ÖZETİ                     : Savunma verilmemiştir.

TÜRK  MİLLETİ  ADINA

Hüküm veren İzmir Bölge İdare Mahkemesi 2.Vergi Dava Dairesince işin gereği görüşüldü:

Manisa Vergi Mahkemesince verilen 23/01/2020 gün ve E: 2019/611,  K:  2020/70  sayılı karar hukuka uygun olup, kararın kaldırılmasını gerektiren başka bir neden de bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle, istinaf başvurusunun reddine, aşağıda gösterilen 78,50  TL yargılama giderinin istinaf başvurusunda bulunan  üzerinde  bırakılmasına,  kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde  Danıştay’da  temyiz  yolu  açık  olmak  üzere 19/10/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Başkan MUSTAFA BAHTİYAR    33814                                                                                                                     Üye İRFAN İN 37758                                                                                Üye EMRE ERGÜL118397

Başkan MUSTAFA BAHTİYAR    33814    Üye İRFAN İN 37758       Üye EMRE ERGÜL118397

SIRA SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLERDE Mİ?

“Salıncak Odalar” dolayısıyla devamlı kapanma tehlikesi altında bir vesayet savaşı vereceklerdir. Belki de düzenleme neticesinde, coğrafyamızda var olan yedi ana bölgesel oda kurularak hizmet eşiği devam ettirilebilir. Temsilcilik gibi örgütlenmeler ise illerde gerektiğinde meslek insanlarının iletişim ve koordinasyonunu için olmalıdır.

15 Temmuz 2020 Tarih ve 7249 sayılı Avukatlık Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Resmi Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bir başka deyişle, her kentte Türkiye Barolar Birliği’ne (TBB) bağlı, son zamanların fırtınalar koparılmasına sebep olan “çoklu baro sistemi”, doğum sancılarının ardından hayatta ve yelkenini rüzgârla doldurmaya başlamıştır. İstanbul İkinci Barosu itirazlara rağmen onay makamındadır.

Yeri gelmişken belirtmeden geçmek istemiyorum. Tartışmalı olan bu konu 2010 yılından bu yana gündemi meşgul eden bir süreci tamamlayarak gelmektedir.

Bir zamandan beri gündemi meşgul eden konuyu bitirecek fitili ateşleyen noktanın konulmasına neden olan ise, 24 Nisan 2020 Cuma günü Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın, Ankara Hacı Bayram Camii’nde verdiği Cuma hutbesinde yaptığı konuşmadır.
Konuşmada özetle, zina, fuhuş ve eşcinselliğin Allah’ın emri ile haram edilmiş, insanlığı ve insan neslini felakete sürükleyen haram fiiller olduğu dile getirilmiştir.

Bu duruma karşılık İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, hutbe hakkında ayrımcılık yapıldığı gerekçesiyle suç duyurusunda bulunurken, Ankara ve İzmir Baroları da kınayan bir açıklama yaptılar.

Kanunun amacı, barosunda 5000 ve üzerinde avukat üye sayısı bulunduran illerde, 2000 avukatın bir araya gelerek baro kurabilmelerine imkân tanınmaktadır. Bu da illerde birden fazla baro kurulmasını mümkün kılmaktadır. Çoklu baro diye ifade ettiğimiz durum, birçok il barosunun bölüneceğinin işaretidir. 

Sanıyorum artık maziyi hatırlattığımız üzere, artık konumuza girmeye hazırız.

Bu vesile ile kalemimize verdiğimiz usul; esasın gerçeklerini ortaya koymak adına önceliğimizi oluşturur. Her gönülle hoş bir dostluğa yol alınmasına düşkünlüğü olan süveydamızın, kimseyi rahatsız etmeden lütuf olan konuşmalarımızda kelama ulaşmasını temenni ederim. 
Meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşların kimsenin tekelinde olmayan demokratik, çağdaş, laik yapılarının korunması hem ilgili meslekler hem toplum yararı hem de ülkemiz demokrasisi için çok önemlidir.

       

SERBEST MESLEK VATANDAŞLIK BİLİNCİ Mİ? İNSAN OLABİLME SÜRECİ MİDİR?

Sanıyorum iddialı bir ara başlıkla serbest meslek anlayışının derin mana ve ehemmiyetine odaklanarak; geçmişinde ve geleceğinde var olan anlayışı ele almaya çalışalım.

Her serbest meslek genel olarak temelinde insanlığa yardım merkezlidir. Bu tespiti yapmak serbest meslek önceliğini gösterir.

Şöyle ki, doktorluk sağlık yardımı için varsa, avukatlar da hukuki yardım için vardır. Elbette Mali Müşavir de mali okuryazarlığın yanında ekonomik ve ticari hayatın gereksinimi olan kayıtlama sistemi ve bu hiyerarşik düzen üzerinde sistemik olarak verilerin nizam, intizamı için vardır.

Ortak özellikleri kadim tarihinden bu yana insanlığa yardım olan serbest mesleklerin, nitelikleri sebebiyle farklılık göstermesini de perdeleme yapmadan görmemiz gerekir.
Son olarak da serbest meslek “asiller” adına, yine onların ihtiyaçları için vekil sıfatı ile yapılır. Doktor hasta adına, avukat müvekkil adına, mali müşavir ise mükellef adına iş görür. Vazifeli olduğu konuyu; irdeleyerek, inceleyerek sonuca ulaştırır. Sonuçlanmasının ardından artık o vekilin işi kalmamıştır.

Dolayısıyla, meslekçi görüş denilen aşırı muhafazakâr anlayışı, meslek örgütleri şiddetle ret etmelidir. Her meslek kendini elbette içinde bulunduğu şartlar çerçevesinde üstün ve önemli görür.
Hâlbuki ortak özellikleri görmek, farklılıkları abartmadan, saçma sapan uyduruk düşüncelere kuyruk olmamızı önler.

Durumu toparlayarak devam edecek olursak; demokratik bir ortamın olmazsa olmaz şartı, eğitim ve öğretimin kutup yıldızı kabul edilmesidir. Bu sayede; bağnaz ve yobaz insanlar yok oldukça, hak ve hukukunu bilen, bilinçli bireylerin omuzunda yükselen, mutlu ve müreffeh toplumlara doğru yol alırız.

Elbette özlemini duyduğumuz bu toplum ve toplum düzenine ulaşmak mefkuresi kolay olmayacaktır. Mücadele etmek ve karşıtlarla bir arada nasıl yaşanacağının öğrenilmesi gerekecektir.
Neticede tür olarak doğan canlı, çeşitli disiplinlerle hemhal olarak ancak insan(!) olabiliyor.

Bir anlamda renk ve ahenkle var olduğumuz yerin kocaman bir gökkuşağının altı olduğunu öğrenmeliyiz. Ki bu uzun süreçle olacak bir gerçekliktir.

Hangi gerçeğin yoluna revan oluyoruz? Beraberce düşünmeye çalışalım.
Bakalım gelecekte nasıl bir yol bedeli ile arzuladığımız özgürlük ve hürriyete meftun olacağız.

MESLEK YAPILANMALARIMIZ EVRENSEL DEĞİL

O vakit konumuz, vatandaş imgesinde insanın birey merkezli hürriyet ve özgürlükleri olması hasebi ile Ülkemiz için gündem olmuş “çoklu baro” sisteminin tıpkı, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalar Birliği(TÜRMOB), Türkiye Tabipler Birliği ‘nin de(TTB) içinde yer alarak Anayasa ‘nın 135. Maddesi ile düzenlenen Sivil Toplum Kuruluşları ‘na olan kelebek etkisinin sorgulanması gereğini ortaya koymuştur.

Maddeyi bir kez daha hatırlayalım:  

“Madde 135 – Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.”

Görüldüğü üzere Anayasamızda “belli bir mesleğe mensup olanların” her türlü öngörülen faaliyetlerini biçimlendiren hiçbir algı operasyonu yoktur. Bahsi geçen temel konu ise, mesleğin, kanuni sınırlamalar çerçevesinde vesayet altına alınmadan; hizmet noktalarına ulaştırılmasını sağlamaktır.

Öyle ki hizmette tüm bu temel madde içerisine dâhil olan meslek kuruluşları birbirleri ile tatlı bir rekabet halinde ve en önemlisi de birbirlerini tamamlayarak ilerlemeleri gerekmektedir.

Vatandaşın bu kuruluşlardan isteği elbette en iyi hizmeti alabilmek olduğu gibi; bu kuruluşlara üye tüm meslek insanları da kendi birliklerinden birçok beklenti içindedirler. Bu beklentileri tek tek yazmak yerine yine Anayasa ‘nın 135. Maddesine dönerek bakmamızda fayda var. Kısaca hizmetin en iyisini almak, tüm meslek mensuplarının vazgeçilmez hakkıdır.

Fakat meslek insanlarının yararına çalışması gereken bu “Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları“ zamanla asli görevlerini bir kenara bırakarak, günümüze adaletsiz, taraftar zihniyeti ile hareket eden yancı ve eyyamcıların eşliğinde, ötekileştirme ve kutuplaşmanın tavan yaptığı merkezlere dönüştüler. Kötü ve adaletsiz yönetimler, tamamen kendi siyasi anlayışlarını dikte ederek, meslek örgütlerini manipüle etmişlerdir. Biliyoruz ki bu şekilde yönetilen mesleki kuruluşlar ve üst kuruluşları zoraki bir dayatmanın neticesinde tekel olmaktan öteye geçemez.

Oysa demokratik ve özgür mesleki kuruluş ve üst kuruluşların yani odaların ve bağlı oldukları birliklerin hak ve hukuk merkezinde üyelerine ayrımcılık yapmadan ifa edecekleri hizmetlerin adalet dâhilinde olacağı muhakkaktır.

MESELE ÇOKLU HALE GELMEKLE BİTMİYOR

O vakit bu etkileşimin sonuçlarını okumakta fayda görüyorum. Değişim şekilsel bir ifadeye sıkışmış gibi durmasına rağmen, hatta ülke halkının da geleceğine ışık tutmaktadır. Bir anlamda “çok başlılık” kuramını da beraberinde tehlike olarak düşündürüyor. 

Toplumsal örgütlenmenin temeli olan bu kuruluşlar(ı); koruyup, kollamak vazifesi önce hukuki normlar ve sonrasında ise bunu hak eden halkın sahiplenmesi ile başarıya ulaşır.

Bir anlamda laftan öteye gidemeyenlerin, sözlerindeki yavanlıkları neticesi kelama ulaşamayan hallerinin mutlak eğitim ile bilinçli hale getirilmesi netice almaya doğru götürür. İşte bu yüzden ümmet, biat ve sadakat kültüründen gelme insanlarımızın, ilk mektepten başlayarak felsefe derslerine katılımlarını önemsiyorum. Sorgulayan toplum, kolay kolay geleceğini karanlığa teslim etmez. Kendi ile barışıktır ve görmek ile bakmanın ne demek olduğunu bilir. Mesela Mali Müşavirler olarak, 3568 sayılı Yasamızda Oda Kuruluşu (Madde 15) başlığı altını okuryazar olmalıydık.(!) Ne var ne yok bilerek, cesaretle yıllardır yönetimi tekellerinde tutanlara karşı muhalefet edilebilirdi. Her ne kadar Üst Birlik gücünü ellerinde tutsalar dahi; birinde olmayan diğerinde, birincide olmayan yüz birincide mutlaka başarılabilirdi.
Bu konuya aşağıda tekrar çok kısa döneceğimi ifade ederek, burada askıya alıyorum.

TÜRMOB çoklu oda tartışmalarının neresinde?

Delegelik dağıtan il odalarının işaret ettiklerini seçmek zorunda kalan taraftar zihniyetinin yok edilmesi ve Birliğimizin vesayet altından kurtularak, “üst meslek kuruluşları” tanımlamasını hakkıyla ifa edebilmesini diliyoruz. Olur ya belki Oda ve Üst Birlik seçimlerini gerekli yerlerden ilgili izinler ve sıkı siber güvenlik önlemleri alınarak iki seçim de aynı anda elektronik ortamda yapılabilir. Hem masraftan kurtulmuş olunur hem de özgür iradenin çok daha fazla tecelli ettiği bir ortamda yüksek katılım oranıyla sonuca gidilmiş olur. Elektronik ortamda haksız rekabet eden, seçime gölge düşüren de azalacağından isabetli bir uygulama olacaktır. Delege ağalığı ortadan kalkacaktır. Bir gider kalemi daha yok olmuş olacaktır.

 Yapılması düşünülen hatta barolar için yapılmış olan düzenlemelerde, hedef birden fazla mesleki kuruluşun meslek insanlarına hizmet veriyor olmasıdır. Meslek insanı istediği mesleki kuruluşu tercih ederek, dayatma ve tekelcilikten kurtulmuş olacaktır. Tabi olarak mesleki kuruluşlar yine bir merkezden mesleki üst kuruluşları tarafından yönetilecektir. Elbette birçok düzenlemeden sonra elde kalan yapılanma, illerde birden fazla çoklu meslek kuruluşlarının kuruluyor olmasıdır.

Mesela, Mali İdare ‘yi yakından ilgilendiren biçimi ile üye sayısı beş bini aşan illerde iki bin üye ile yeni bir mali müşavir odasının kurulması ve örgütlenmesi mümkün olacak. Aslında birkaç ilimizi kapsayan bu düzenlemenin anlamı, o illerdeki oda sayısının artmasından başka bir şey değildir. Bu iller, şimdilik İstanbul, Ankara, İzmir olarak yansımaktadır. İlgili yasal prosedürler gerçekleştiği vakit, seçim zamanlarında görmeye alıştığımız üzere, üyelerin hemşehri politikaları arzu edilen sonuçlara gidilmesine olanak tanıyabilir.

TÜRMOB birlik çatısı altında tüm bağlı odaların 112356 civarında Serbest Muhasebeci Mali Müşavir üyesi var. En fazla üyesi olan odalarımız ise sırasıyla; İstanbul: 44372, Ankara: 13498, İzmir: 7976, Bursa: 5122 ‘tür.(16.10.2020)

Bunun yüzdesinin ne kadar ve nasıl olacağı hususu şimdilik öngörümüzde ve fakat e-Köleliğin var olduğu şu günlerde, bu öngörünün olmamasının önünde bir engel yoktur. Bir tüzel kişilik veya gerçek kişinin noter ile olan işlemlerinde genel teamül, kanuni iş merkezinin bulunduğu veya ikametinin bulunduğu yer noterliğinde işlem yapılması esas kabul edilmektedir. Eğer ki mali müşavire de böyle bir tahdit konulmazsa, kendi serbest meslek iş merkezinin bulunduğu yerden, diğer illerdeki müşterilerine dilediği gibi hizmet vermesinin önünde bir engel olmayacak ve tercihi neticesinde kendini en iyi tanımlayan, yakın hissettiği oda üyeliğine geçecektir.

“Salıncak Odalar” dolayısıyla devamlı kapanma tehlikesi altında bir vesayet savaşı vereceklerdir. Belki de düzenleme neticesinde, coğrafyamızda var olan yedi ana bölgesel oda kurularak hizmet eşiği devam ettirilebilir. Temsilcilik gibi örgütlenmeler ise illerde gerektiğinde meslek insanlarının iletişim ve koordinasyonunu için olmalıdır.    

Şimdi yukarıda askıya bıraktığımız 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu‘nda Oda Kuruluşu (Madde 15) başlığı altını okuryazar olmalıydık.(!)” çıkarımına. Maddenin 1.paragrafı;

“Bölgesi içinde kendi mesleği konusunda en az 250 meslek mensubu bulunan il merkezlerinde ve bölgesi içinde 250 meslek mensubu bulunan ilçelerde (Büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçeler hariç) bir oda kurulur. Ayrı ayrı kurulan serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları, bulundukları ilin veya ilçenin adıyla anılır. Ancak, ilçelerde oda kurulabilmesi için o ilçedeki en az 100 meslek mensubunun yazılı başvurusu aranır.”
Diye yol haritası verir.

Oysa 3568 sayılı Kanun ‘un 15. Maddesi zaten an itibari ile il merkezlerinde ve bölgesi içinde 250 meslek mensubu bulunan ilçelerde (Büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçeler hariç) olmak üzere zaten “çoklu oda”(!) kuruluyor. Hatta yeni yapılması düşünülen Mali Müşavir Odaları düzenlemeleri belki de çoklu oda olgusunu zora sokacaktır.(!) Şöyle ki;

TÜRMOB resmi web sitesinden birebir alıntıladığım şekli ile aslında Üst Birlik çatısı altında kanunla istenen şartları karşılayarak kurulmuş, hizmet veren iller ve çoklu odaları (ilçe odaları) mevcuttur.
Bunları tablo yardımıyla gösterelim.;

ANTALYA

HATAY

MUĞLA

TEKİRDAĞ

ANTALYA

3271

HATAY

791

MUĞLA

735

TEKİRDAĞ

583

ALANYA

592

İSKENDERUN

391

BODRUM

388

ÇORLU

375

MANAVGAT

389

FETHİYE

299

Dikkatinize sunmak istediğim bir tersliği yazarak, sorgulamanıza bırakıyorum.
Tabloda yüksek üye sayısı olan odaları göremiyoruz değil mi? 

Yıllardır aynı grup ve o gruplarda yer alan simaların meslek insanları karşısında laftan öteye geçmeyen konuşmalarında, birbirlerine servis ettiklerinin boş şeyler olmasından öteye geçmediği ortada bir gerçekliktir. Algı ise, kapalı kapılar ardında aynılaşarak bulundukları makamın o meslek üzerine olan üstünlüğü sayesinde getirisi ve menfaat temini üzerinedir. Gerçekten bir lider yönetişim yapmak isteyenlerin bir şekilde yeni bir oda kurma gayret ve tenezzülü dahi olmamıştır.
Manidar değilse bu durum, güçlü olana karşı boyun eğen diğer muhalif odakları sorgulamak gerekecektir.(!) Yahut da bu durum koz kullanılıp, başka çıkarlar mı elde edildi?

ÇOKLU ODA DOĞRU TERCİH OLABİLİR Mİ?

Yıllardır yöneticiliği meslek edinmiş kendini üstünlerden görenler için, “çok” tabiri zahmet anlamı taşıdığına delalet eder. Çünkü çoklanma her anlamda olacağından orkestral bir idare zorlanarak tek sese doğru itilmeye çalışılacaktır. Bu gerçeklik demokratik bir manifestoyu zorlayıcıdır. “Enstrümantal” aletlerin her birini farklı renk ve ahenk içinde saklanmış, toplu halde yaşayabilmenin neticesi ayrı fikir ve karakterleri renk, dil, din tezatında birleştirmenin sırrı içinde kendinizi bulursunuz.

Birleşme gerçekleşirse ne ala. Ya tersi olursa?

Demek ki doğru notalar üzerinden kendimizi dinlemeliyiz. Ben diyerek sadece kendimizi ilah görmeye başlarız ki, işte orkestra kendini bir başkasından dinleme sanatıdır. Başkası sizin nefesinizin enstrümantal karşılığıdır. Aynadaki yansımanızdır.

Her enstrüman kendine has varlığı ile ayrı ayrı kendini ifade eder. Ehil elde ise sırra kadem basmaz ve doğru tercih ile çok sesliliğin muhteşem sonucuna dem vurur.
İnanılmaz belki ama (ah)lanmadan, (vah)lanmadan All(ah)’a şehadet eden sırda kendini bulur.

Demek ki “çok” olandan korkmadan, “çoklanmayı” öğrenmemiz icap eder.  

Var olan sistemin değiştirilerek geliştirilmesi de belki çözümün adresi olabilir. Ve fakat öncelikle yönetişim katında olanların zihniyet değişikliğine evrilerek, bulundukları yerleri terk ederek, onursallığa ulaşmalarını daha bir önemsiyorum.

Öyle ki, şu an yaşadığımız ve her kesimin hemen hemen memnuniyetine mazhar olmayan, haybeci tanıdık simaları döngüsel olarak karşımıza çıkaran kendi içinde tutarlı ve fakat dışındakilere çarpık olan sistem acilen değişime uğramalıdır. Hem de TÜRMOB ‘dan başlayarak, TÜRMOB ‘a rağmen her bir il odaları da dâhil. Bu revize yapılırken evvelden beri dileğim olan şekilde, DENETÇİ ODALARI kurulması ve Yeminli Mali Müşavir Odalarının da ayrılması üzerindeki tazyiklerin kaldırılması icap eder. Böylece Mali Sistem üç ana oda etrafında toplanarak, bir üst birlik çatısına kavuşabilir.
Şart değil ise, üst birlik dahi üç oda için ayrı ayrı olabilir.    

Sorgulama yapalım diyecek olursak; bu defa da şunu sorabiliriz belki. Gerçekten çoklu meslek odası neye göre ve kime göre çözüm olabilir; kime göre hangi tehlikeyi içeriyor da neye göre tehlike görülmekte?

Bir meslek insanı olarak konunun siyasi ayağından ari olarak, kendi fikirlerimden yola çıkarak biraz da mesleki örgütlenmelerimize zorunlu olarak at gözlüğü ile baktığımız varsayımına ulaştığım kanaatindeyim. Yıllar var ki belki geçimlik derdi beni ve her bir meslektaşımı öyle perdelemiş ki yönetişim katına bakmak aklımızın ucundan bile geçmemiş.

Üst katta neler oluyor diye bakmak yerine üst akıllara kiraya verdiğimiz bu yerleri cam tavan sendromunda olduğu gibi görerek, bana dokunmayan bin yaşasın gözlüğünü takarak devamlı bir şeyler tasarruf etmişiz. Ki, on binlerce üyesi olan bir odanın seçimlerini dahi pas geçerek, küçük küçük zihniyetlerin büyük kazanımlarına yol açmışız(!) Hak ettiğimiz gibi yönetildik kısaca.(!)
Bizim olan aidatlar ile bizi baskılamaya çalışanları görmezden gelerek.

Çoklu meslek odaları çalışması henüz başlamış ve tezahürleri ise, öncelikli olarak Türk Tabipler Birliği (TTP) ve Türkiye Makine Mühendisleri Odası(TMMO) ile Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odalar Birliği üzerinden “sicili bozuk” diye yapılmaktadır.
Birlik olup güçlü irade ortaya koyarak; şiddetle, istememiz mutlak olan kimseyi ötekileştirmeyen ve değişimi düşünülen sistem ile dil, din, ırk ayırmayan, yani etnik-mezhepsel temelini öne çıkaran odaların kurulmasına izin vermemeliyiz.    

Bu vesile ile olası düzenlemelerin, meslek etiği çizgisinde meslek kuruluşları ve üst kuruluşları üyelerinin geleceğine katkısının faydalı olmasını temenni ederim.  
Belki de neme lazım, endişe etmeye hacet kalmaz. Beyhudedir belki de. Bilemeyiz ki, hakkımızda hayır olan hangisi?

Öyleyse söz büyüğün olsun. Buyurun;

“Düzenim bozulur, hayatım alt üst olur diye, endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?” Şems-i Tebrizi

Saygılarımla.16.10.2020

Selahattin İPEK
Sorumlu Denetçi

bdselahattinipek@gmail.com

Kaynak: www.bdTurkey.com
(Bu makale kaynak göstermeden yayınlanamaz. Kaynak gösterilse dahi, makale aktif link verilerek yayınlanabilir. Kaynak göstermeden ve aktif link vermeden yayınlayanlar hakkında yasal işlem yapılacaktır.)

MALİ MÜŞAVİR RAPORLARI ALAN GENİŞLETMEYE DEVAM EDİYOR

Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin de artık, tıpkı Yeminli Mali Müşavirler gibi, Kurum raporu düzenleyebilecekleri hakkının teslim edilmesidir.

Bilindiği üzere; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumundan: Türkiye Bilimsel Ve Teknolojik Araştırma Kurumu Teknoloji Ve Yenilik Destek Programlarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik 18 Temmuz 2020 Cumartesi günü 31189 sayılı Resmi Gazete ile yayımlanmıştır.

Birçoğumuzun dikkatini çekmediğinden emin olduğum önemli bir konu, bu yönetmelik değişikliği ile sessiz sedasız günlük hayatımıza girmiş bulunmaktadır. Öncelikle yönetmeliğin amacı ne diye bir bakalım.

Bu Yönetmeliğin amacı; Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu tarafından oluşturulan destek programları kapsamında; gerçek ve tüzel kişilerin bilimsel ve teknolojik bilgiyi ürüne, sürece, yönteme veya sisteme dönüştürme aşamalarında yapacağı, teknoloji ve yenilik odaklı araştırma, geliştirme, iyileştirme faaliyetleri ile üniversite-sanayi iş birliği, kümeleşme, girişimcilik ve ticarileştirme faaliyetlerine ilişkin proje önerilerinin değerlendirilmesi, söz konusu projelerin hibe ve/veya geri ödemeli olarak desteklenmesi, izlenmesi, sonuçlandırılması ve sonuçların değerlendirilmesi ile erken aşamadaki gelişme potansiyeli olan Ar-Ge yoğun başlangıç firmalarının desteklenmesi amacıyla tüzel kişi ve fonların hibe ve/veya geri ödemeli olarak desteklenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. 

Peki, yönetmelik dayanak noktasını nereden alıyor?

Bu Yönetmelik, 17/7/1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun ile 15/7/2018 tarihli ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine dayanılarak hazırlanmıştır.

O halde asıl önemli noktayı, aşağıya alıntıladığım yönetmeliğin ilgili maddesinin, değişen bentleri arasından bulup çıkarma zamanı gelmiştir. Bakalım bu yönetmelikle ne değişmiş ve bizim için önemi nedir?

Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (b), (ı), (s) ve (ş) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“a) Yönetim Kurulu: 278 sayılı Kanunda tanımlanan TÜBİTAK Yönetim Kurulunu,

b) Destek başvurusu: Dönemsel teknik kazanımları, gerçekleştirilen çalışmaları, projedeki ilerlemeyi, ara çıktıları, zaman/maliyet/kapsam gerçekleşmelerini, planlanandan sapmaları ve nedenlerini, bu sapmaların proje gelişimine etkisini, alınması gerekli önlemleri, talep edilen değişiklikleri, benzeri bilgileri ve programın uygulama esaslarına göre hazırlanan mali rapor veya mali müşavirlik proje harcamaları değerlendirme raporunu içeren dokümanı,”

“ı) Mali rapor: Dönemsel olarak hazırlanıp kuruluş yetkilisi/yetkilileri tarafından imzalanan, sağlanan desteğe ilişkin gider formları, belgeleri ve gerekli ekleri ile tamamlayıcı mali belgelerden oluşan ve gerektiğinde mali müşavir tarafından onaylanan dokümanı,”

“s) Mali müşavir: 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu hükümleri uyarınca serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir odalarının çalışanlar listesine kayıtlı olan ve fiilen mesleğini icra eden serbest muhasebeci mali müşavirleri veya yeminli mali müşavirleri,

ş) Mali müşavirlik proje harcamaları değerlendirme raporu: Kuruluşa ait mali raporun, mevzuatına göre değerlendirilmesi sonucu, TÜBİTAK tarafından belirlenen biçime uygun olarak serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir tarafından hazırlanan raporu,”  

Ee değiştirilen 4 ncü maddenin bizlerde yarattığı önem ifadesi ile ne kastediyorum anlatayım.

Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (Kurum) Mali İdarenin en önemli unsurları olan Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirleri tek bir unvanda topladığını dikkatlerinize sunarım. Olması gereken unvan kullanımının en kısa zamanda Mali Müşavirlik olması temennimi tekrarlamak isterim. Ancak yazı başlığı ile dikkat çekmek istediğim durum farklı olduğundan, önem arz etmesine rağmen unvan birlikteliği değil elbet.

Kazanım olarak dikkatlere sunmak istediğim önemli husus;

Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin de artık, tıpkı Yeminli Mali Müşavirler gibi,  Kurum raporu düzenleyebilecekleri hakkının teslim edilmesidir.  

3568 sayılı Meslek Kanunu, 2. Maddesi ilk kanunun çıktığı zamanlardaki elde edilmiş hakları ifade etmemektedir. Yıllar yılı bilinçsiz bir takım uğraşlar neticesi yıllar içinde kazanımların çoğu erozyona uğrayarak kadük hale gelmiştir. Özellikle serbest muhasebeci mali müşavir meslek insanları kendi hallerine terk edilerek, kazanılmış haklarını koruyamamışlardır. Bunun en önemli sebebi ise lobi faaliyetlerinin zayıf ve siyasi erkin kanun yapıcı özelliğine geç uyanmasıdır. Hali ile kendilerine olumlu kanunlar için teklif verecek ve meclisten çıkarabilecek siyaseti yeni yeni tanıyarak uyanış hamlelerine başlamıştır.

Yeri gelmişken hemen hatırlatayım; bilindiği üzere, 7104 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlar ile 178 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 06/04/2018 tarih ve 30383 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Kanun ile serbest muhasebeci mali müşavirler meslek insanı karşıt inceleme yetkisi ve KDV iade raporu yazma yetkisi almıştır.

Bu yetkiyi kullanabilmesi ise T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı ‘nın elinde olup, Bakanlık hala konuyla ilgili şekil ve şartları hususunda bir uygulama tebliği ve veya yönetmelik ortaya koymamıştır.

Bu yüzden 3568 sayılı Kanun’un 8/A maddesine göre Bakanlık yetkisinde olan çıkarımları yapmadığı müddetçe muhasebe meslek insanları Katma Değer Vergisi iade raporu düzenleyemez. 

O halde yapmamız gereken konuyu yatırmaktansa, hayata geçirmenin yollarını aralamaya gayret etmeliyiz.

Yine bir başka bir yararlı durumdan hatırlatma yaparak; serbest muhasebeci mali müşavirlere saygınlık ve değer katacak, aynı zamanda Bağımsız Denetimi de yakından ilgilendiren bir standarttan bahsetmek isterim.

Bağımsız Denetim Standardı 315 – İşletme Ve Çevresini Tanımak Suretiyle “Önemli Yanlışlık” Risklerinin Belirlenmesi Ve Değerlendirilmesi. Bunun konumuzla ilgisini ilk bakışta kuramadığınızın farkındayım.!
Fakat eğitim ve seminerlerimizde bahsettiğimizi katılımcılarımız hemen hatırlayacaktır.

“Bu Bağımsız Denetim Standardı (BDS), denetçinin işletmenin iç kontrolü dâhil işletme ve çevresini tanımak suretiyle, finansal tablolardaki “önemli yanlışlık” risklerini belirleme ve değerlendirme sorumluluğunu düzenler.”

İş bu standart düz olarak ele alınıp okunduğu vakit, pek de bir çıkarım elde edilemeyebilir. Ve fakat üzerine düşünülmeye başladığımızda ön görülerimizle yüksek muhasebeye giden yolun, aynı zamanda Ülkemiz mali idaresine büyük katkı sunacağı ortaya aşikâr etmektedir. Biz bize konuşur gibi sohbete devam ettiğimiz varsayımından, şirket rasyolarının içler acısı olduğu gerçeğine çıkıyoruz. Esaslı bir incelemenin yüksek istatistikle nerelere varacağını tahayyül etmek dahi istemeyiz.

Bu sebepten dolayı, serbest muhasebeci mali müşavirlerin kendi müşterileri için düzenledikleri mali tabloların BDS315 Standardı dayanak alınarak bir başka serbest muhasebeci mali müşavir tarafından denetlenerek, mali tabloların onaylanması mutlak olarak ele alınarak hayata geçirilmelidir.

Hem yeni iş sahası olanakları açısından hem de meslek insanı istihdamı için önemli bir iş kapısı olacağına kanaatim yüksektir.

Değerlendirilmesi kuşkusuz Ülkemiz ve muhasebe meslek insanı yararına olacaktır.

İşte bu bakımdan da ele alacak olursak, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumundan gerçeğin altı çizilerek rapor hakkı verilmesi önemli bir gelişmedir. Diğerleri de.

Ve fakat işin gereği olarak raporu hazırlarken ve diğer yaptığımız işlerde olduğu gibi temkinli ve hassas olmak zorundayız. Ki, haksız veya fazla ödeme başlıklı Madde 19 da ise hiç yabancı olmadığımız bir durum söz konusudur;

“(3) Mali müşavirin yanıltıcı bilgi vermesinden dolayı kuruluşa yapılan haksız ve fazla ödemenin TÜBİTAK tarafından anlaşılması halinde, söz konusu desteğin geri alınması sürecinde mali müşavir kuruluşlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.“

Diye Mali Müşavirlere atfedilen bu duruma azami dikkat göstermemiz lehimize olacaktır.

Sonuç olarak;

Şimdi meslek mensupları açısından önemli olduğunu kabul ettiğimiz bu tür kazanımlar, aynı zamanda serbest muhasebeci mali müşavir uygulama alanlarının da genişletilerek, psikolojik rahatlık sağlanması da ayrıca algı yönetişimi açısından manevi tutarlılığı olan bir olgudur.

Geleceğin vergi hukuku ve mali denetim üzerinden yürüyeceği varsayımı ile meslek insanlarına rapor yazabilme alışkanlığının kazandırılması çok önemlidir. Elektronik kayıtlamanın öne çıktığı konjonktür, tabi olarak dijitalleşmenin zorlama olarak dayatması sonucudur.

Uzun yıllar var ki, mesleğin yenilikler dünyasında eriyerek yok olacağı üzerine gevezelikler edilerek heba edilmiş, ileri muhasebe teknikleri ile geleceğin muhasebesi üzerinde tartışılmamıştır.

Önümüzde ufukların açılarak sanki bir başka boyut ya da boyutların, yenidünya düzenine uyumlu muhasebe sertifikaları ile uzmanlık üzerine organize olacağı, şüphesiz kaçınılmazdır.

Amerika ve Avrupa tüm bu çalışmalara çok önceden başlamış ve birçok otonom hak ve hukukunda ilerlemeler sağlanmıştır. Dar kapsamlı lokal denemeler de yüksek başarılar elde edilmiştir.

Aydınlık yarınlar için;

“Devletimize güveniyoruz, Devletimizin yanındayız.”

Saygılarımla. 23 Temmuz 2020

Selahattin İPEK

Bağımsız Denetçi

bdselahattinipek@gmail.com

Kaynak:

—Türkiye Bilimsel Ve Teknolojik Araştırma Kurumu Teknoloji

Ve Yenilik Destek Programlarına İlişkin Yönetmelikte Değişiklik

Yapılmasına Dair Yönetmelik

https://www.resmigazete.gov.tr/…/2020/07/20200718-4.htm…
Bağımsız Denetim Standardı 315
—1982 Anayasası

Go to Top