Göğe Bakma Durağı *

R.Kemal Sağım Meslektaşımın, “Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Meslek İnsanlarının Karşılaştıkları Güçlük ve Beklentileri” adlı makalemi referans alarak yazdığı “Yöneticilerin Günahı” başlıklı yazısında “yönetim” sorununun, işaret edilen sorun veya beklentilerin önüne yazılmamasının elbet bir sebebi vardır diyerek, yazısına devam etmekte.

Hemen belirtmeliyim ki, muhasebe meslek insanına dönük olarak yazılan olumlu ve veya olumsuz tüm yazılanların, mesleğin geleceğine ışık tutacağı kanaatimi yineliyorum.

Burada şahsıma ait makalemde, elbette yönetişim sorunu olduğunu yok saymak gibi bir yanlışa düşmemekle beraber; direk yöneten insanları kastederek kaosun müsebbibi gibi göstermek yerine, yazının altına yürüdükçe bu camiada var olan kara bulutların Birliğimiz, Odalar ve hatta diğer Sivil Toplum Örgütleri tarafından ortak bir konsensüs dahilinde halledebilineceğine dem vurduğum havidir.

“-Kurumların yönetenlerin yanlışlarına duyarsızlık (Taraftarlık refleksi)” ifademle bunu çok açık ve seçik bir biçimde, tolerans yani demokratik zemininde halledilmesi gerektiğine vurgu yaptığım nettir.

Dolayısı ile taraftar gibi yönetici seçerseniz olacağı budur yani sorunların küçülmez, aksine devleşir.

Yöneticilerimizde bu arada gökten zembille inmedi. Aramızdan özellikle bizler seçtik. Yani bizlerin, büyüyüğüdür-küçüğüdür,meslektaşıdır-abisidir-kardeşidir vs. vs. Hoca Nasrettin ‘in dediğini az biraz çevirirsek, seçenin hiç mi suçu yok ?

Liyakat sahibi olmayanları “başkan” seçen bu kokuşmuş delegelik sisteminde, başkanın adamlarının işaret edilen yerlerde bulunmasını mı yazsam daha iyi olur ?

Yapılmış bir yanlış var ve bu geride kalmıştır.

İze basarak yürümek istenmiş.

Ne yapalım şimdi?

Demek ki, çoğunluk her zaman doğruya hizmet etmiyor.

Adı tam da demokrasi değil mi?

Bir kaç zamandır yazıyorum, takip edenler bilir; sistemi değiştirin, delegelik sistemi yerine doğrudan seçim rejimini getirin. Daha doğru ve isabetli olur.

Peki tüm bu olumsuz variyet için ne yapalım?

Sıraladım. Eksiktir. Fazladır.

Orasını bildiğim kadar yazdım. Kalan da okuyucu hakkıdır..!

Onlar yerecek, yorumlayacak bizler de daha kendimizi revize ederek, bir daha ki sefere fısıltılarda işlediğimiz, gıybet günahlarını, gün yüzüne alarak seslendirmiş olabilelim. Ancak sakın kardeşliğimize saplanan bir hançer gibi değil.

Birbirimizi tuttukça güçleniriz. Kalabalık oluruz.Biz oluruz. Oluruz yani.

Göğe bakma durağındayız.*

Saygılarımla…31/082018 

 

* Turgut UYAR

Not:

Meslektaşımın yazısında “bu makalede” diye linki köprü yapılarak verilmiştir.

Dolayısı ile, bahse konu yazı aşağıdaki linktir.

http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/selahattinipek/008/

Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Meslek İnsanlarının Karşılaştıkları Güçlük ve Beklentileri

Muhasebenin kadim tarihine bakıldığında, kayıtlama kültürünün, devlet ve devleti oluşturan halkının üzerinde çok ciddi olmazsa olmaz etkileşimlerini görmek mümkündür. Elbette meslek, ekonominin bel kemiği ticari faaliyetlerin bir düzen halinde var olması, arzın yerine getirilmesi suretinde tüketim anlayışındaki toplumun güven duygusuna varana  kadar, kamu maliyesi ve dolayısı ile her türlü açıdan büyük öneme havidir. Ve fakat bu minvalde muhasebe mesleğinin gelmiş olduğu günümüz yapısını anlamak ve dahi işletmelerdeki temelden değişimleri inovasyon faktöründe yarıştan düşmeden ileri odaklı alarak kayıt altında tutma işleminin evrensel boyutlar kazanması, iş yükü ile beraber mevzuatların hızlı değişimi de içinden çıkılmaz bir külfet haline dönüşmüştür.

Bununla birlikte, muhasebe camiasının mükellef ile olan boyutunda, saygın ve icrasına gerekli değer verilmeyen bir tavır, davranış biçimi var ki, bu duruma rağmen mükellefler, kendilerine hizmet eden, meslek mensuplarından, olmadık beklentilerini arttırmakta ve karşılaştıkları her konuda, yardım talep ederek angaryalara tahammül etmek zorunda kalmaktadırlar.

Dolayısı ile, muhasebe meslek insanının ilk karşısına çıkan güçlük, iş yükünün ağır olmasıdır.
Tabi olarak buradan da şu sonuca ulaşmak mümkündür. Meslek insanı bu iş yoğunluğunda bir de hayatta kalması için gerekli geçimliğini kazanabilmek adına, yeterli değerlendirilemeyen iş yaşamı neticesi, haddinden fazla muhasebecinin piyasaya girmesi ile haksız rekabet ve sonucunda elbette ucuza defter tutma melaneti ile uğraşmak zorunda kalmaktadır. Mükelleflerin muhasebe ücretlerini ödememeleri veya düzensiz ödemeleri, yapılan hizmet karşılığında oluşan yeterlilik ve sorumluluk anlamında dahi başlı başlına güçlük göstergesidir. Öncelik olarak saygı bağlamından hareketle, muhasebecinin ücreti önem sıralamasının sonunda görülmektedir.

Dolayısı ile muhasebe meslek insanlarının aslında karşılaştıkları güçlükler ile beklentileri iç içe girmiş bir helezonik yapıya işaret eder gibi. Başlıklar altına alacak olursak, muhasebeyi meslek olarak benimseyenlerin realiteden çok uzak bir gelecek öngörmeleri, iş hacminin aynı oranda artmaması gerçeğinde düşündürücüdür.

Hal böyle iken mükelleflerin, faaliyetlerine ait bilgi, belge ve kayıt unsurlarının düzenli olmaması ve yanıltıcı belge kullanması hatta mükellefin sorumluluklarının bilincinde olmaması muhasebeyi icra eden meslek insanının özel yaşantısını ve sağlığını etkilediği malum bir vakadır.

Tüm bu olumsuzlukları sıralamaya kalkarsak, meslek kamuoyunun ne gibi güç koşullarda sorunlar ile boğuştuğuna bir nebze de olsa ışık tutmuş oluruz.

-Üzerine yığılan iş yoğunluğu ve angaryalar münasebeti ile, meslek insanı yapması gereken asıl işi olan, Mali Müşavirlik Hizmetini yapamaması

-Sayılarının çokluğu ve her türlü haksız koşullar altında Pazardan pay alamaması

-Haksız Rekabet (en önemli sebeplerden biri kanaatimce Yabancı Denetim Tekelleri)

-Mesleğe girişin ihtiyaca göre planlanmaması

-Müşterilerde kültür eksikliği-iletişim yetersizliği-sorumluluk bilinci

-Mevzuat karmaşası ile sık sık yapılan düzenlemeler

-Mesleki eğitimdeki yanlışlıklar, bilgi yetersizliği

– Beyan ve bildirimlerin basitleştirilemeyişi. (Son zamanlarda çıkarılan kanun ve kanun yerine geçen yasal yükümlülükleri formülüze ederek, mükellefi sanki tuzağa çekerek cezaya düşmelerine olanak tanınıyor. İndirim ve teşviklerde olduğu gibi.)

-Sosyalleşememe. Ki, düzen içi kalma kültürü. Bireycilik

-Mesleğe bakışta teknokratlık (yorumdan kaçınma-analiz yerine emredilen kurallar içinde kalma)

-Tahsilat sorunu

-Uzmanlaşmanın olmaması (Gündemin baş köşesinde konulardan biri ve bu Sertifikaların rantiyecilere açılan bir alan gibi algılanarak kıt-kanaat geçinen meslektaşlara dayatılması sosyal devlet anlayışına ters düşmektedir. Bu durumu en hafif hali ile odalarımızın gerekirse çok cüzi bedeller de aşması gerekir düşüncesindeyim.)

-Devlet tarafından desteklenmeme-Teşvik sorunu-Ucuz kredi vs.

-Çalıştıracak kalifiye eleman sorunu (Türmob bu aşama da stajyerlere yönelik bir çalışma yapmadığı ve-veya yapamadığı gibi, yanlış politika ile iş hacminin üzerindeki mali müşaviri eleman statüsüne sokmuştur. Gelecek kaygısını yok etmek adına, Stajyerlere belli bir limit dahilinde yardım da söz konusu olabilmeli.)

-Mali müşavir zorunluluğu her halükarda olmalı (Belli limitleri aşınca imza zorunluluğu olmaması)

-YMM‘ lere  verilen yanlış yetkiler (Beyanname imzalama vb.)

-Kurumların yönetenlerin yanlışlarına duyarsızlık (Taraftarlık refleksi)

-Müşterek-Müteselsil sorumluluk (Ekonomi kayıt dışı iken bu durum yanlış)

Meslek ile alaka içinde olan paydaşların görüşlerine baş vurulacak demogratik çalıştay ve komitelerin olması sonuç olarak muhasebe mesleğinin hak ettiği saygın konumunu kazanmasına destekleyici unsurlardır. Gerçekleştirmesi gerekenler ise aslında Birlik(Türmob) ve Muhasebe Odaları ile, Mükelleflerin bilinçlenmesini sağlayacak Sivil Toplum Kuruluşlarıdır. Yani mükellef gruplarının kendi oda ve birlikleridir.

Yukarda sayılanlar meslek mensuplarının karşılaştıkları sorunlar olmakla beraber, hedef mesleki açıdan geniş yetkilerle donatılmış, mesleğin tüm alanlarında özel ve genel raporlama hakkına sahip, uzmanlık yetisi kazanmış mali müşavirler olmak.

28.08.2018

”Hayalleri ve isyanı”olanlardan olmalıyız *

El ele vererek “ BİZ ” olmak istiyorsak, feragatlarımızı doğru tercihlerden yana kullanmalıyız.
Ya yoksa her Firavun, kendi Musa ‘sı ile doğar… *

“Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda” sözleri ile akıllarda yer eden Usta ‘nın şiiri aslında bir hüzün yumağıdır.

Polisten kaçan Koca Nazım, aynı zamanda sevgilisini de tepeden seyretmiş ve gördüğü halde ben buradayım diyememiştir.

Sebebi mi?

Ceviz ağacının tepesinde Koca Nazım saklanıyor ve altında ise sevgilisi…

Teşbihten hata olmaz derler ya. Yönetimi oluşturanlarımızla “askeri inzibat” şeklindeyiz.
Üçgen diye tarif edecek olursak, bir tarafta eyyamcılar, diğer tarafta klavye silahşorları. Bir başka tarafta, fasoncular, burjuvalar, aristokratlar(bilerek masonik yapılanma demiyorum) vs.vs.vs.

Diğerini merak ettiniz değil mi?

İşte o diğeri de, askeri inzibattan çekinerek, acaba bir şey dersek disipline gider miyiz, sesimizi çıkarmayalım Allah ne takdir etti ise onu yaşıyoruz kaderciliğinde olanlar.
Sırça köşkte oturanlar en çok da bunları seviyor. Ver coşkuyu devam et..! Umut, şişeye saklanan dağ havası gibi.

Duygusal algılar ile oynayarak, gelecek pompalarsın olur biter.

Kimse yok mu?

Diye aranmak yerine, biz buradayız ve artık yeter diyerek geleceği şekillendirmeye çalışmak gibi salak saçma öğretilerden vaz geçerek, günümüzün yapılanmasında izleyeceğimiz yol haritasını oluşturmalıyız.

Buradan şunu özellikle vurgulamak isterim ki, Sayın Ağabeyim; sahanın tam da ortasında ve direk yazı ve söylevlerimde de olduğu gibi mesleğim benim baş koyduğum sevgilim. Nasıl ki bana, “görüyorsun bak mücadele etmek için nasıl çalışıyorum, şahitsin” dediğiniz gibi; şahsen nerelerde ne konuştuğumu da özellikle Siz biliyorsunuz. Böyle gelmişse, böyle gidemez. Söylediğimizde alkışlatanların fıtratı ile bir yürümek ancak çok sesliliği kabulümüz ile olur.

Bir elden bir ses çıkmayacağını, bir sürü değişik elden çıkan seslerin de bir ORKESTRA ŞEFİNE İHTİYACI olduğunu bilerek, bütüncül hareket etmeliyiz.

İşte o zaman o sesler, esere dönüşen bir name gibi, gideceği yerlere ulaşır.
EX ‘ten NEXT olmaz..! Denilebilir. Diyebilirler.

Ve fakat bunun müsebbibi olanlar öncelikle, kabül edilebilir yanıtlar ile iddialarına devam etmeliler. İşte karşılıklı olarak, ortak payda da buluşulacak nokta da burada. Delege avcılığını bırakıp, gerçekten değişen yapılanma ile doğrudan seçilebilir. bir sistemi savunmak idealinde buluşmak esas alınmalıdır.

Bu dönemde, seçilen tüm yöneticiler, bir şey yapmamış gibi atalet içinde gözükse de, var olan dinamik yenilenmenin şaşkınlığını da yabana atmamak lazım gelir. İnşallah bu dönem bu şaşkınlık yaşanmaz.

Lakin sırça köşke çıkarken başka, çıktıktan sonra bir başka havaya bürünenlere tahammül etmiyor ve meslektaşlar da artık bu duruma sessiz kalmıyor.

” beklenti ve talepleri yerine getirmek için meslek mensupları olarak verilen emeğin karşılığı alınamadığı gibi emeğin değerini başta devlet ve iş sahipleri olmak üzere paydaşlar görmezden geliyor ya da farkında değil.”

Değerli Meslektaşlarım…

İşte ceviz ağacının tepesindeyiz ama, inzibata görünsek disipline gideceğiz.
Sevgiliye görünsek eyyamcıdan korkar olduk.

Muradına ereceklerin, kerevetine çıkacaksak bari masal güzel olsun..!

Saygılarımla.23.08.2018

* Dr.Masum TÜRKER(YMM)

* Selahattin İPEK – http://www.bdturkey.com/hayal-ettiklerimizi-basarabilmek-tercihlerimizde-saklidir-makale,68.html

DENETİMDE BAĞIMSIZLIK VE BAĞIMSIZLIĞIN KORUNMASI

Günümüz gerçeği, her nasıl olursa olsun ekonomik bir yapılanmanın temelinde, geleceğimizi şekillendirmek olgusunda birçok kısa, orta ve uzun vadeli projelere ilham veren, esastan ve şeklen denetim unsurlarını içermektedir.

Tabi olarak bunun nedeni, özellikle yüz yılımızın başında meydana gelen ve denetleme görevini üstlenen kuruluşların, üst üste güven zedeleyici birçok zafiyetlerini asıl olan işlerinin önüne alacak bir oluşumda savrulmalarıdır.

Başka bir yerlerde pek de rastlamadığım ve fakat burada kanaatim olarak ele alacağım en önemli unsur, teknolojik değişimlerin çok büyük verilere eşdeğer zamanda ulaşabilme aydınlığına kavuşmak, aynı zamanda bu ekonomik yapılanmanın temelini oluşturmaktadır.

Bilginin her türlüsüne artık çılgınca erişilebilecek bir zamanı yaşamaktayız. Sanayi Devriminin ötesinde, Big Data‘yı oluşturabilme halinden, geleceğin niyet okumalarına geçilmesine sebep olunmuştur. Yaptıklarımızın devamlı hafızaya alındığı varsayımında, alış veriş veya seyahat alışkanlığımızın vs. küçük olasılıklar hariç belirlenebilmesi artık olağandır.

Hal böyle iken, klasik var olan firma anlayışı, kendini tasfiye ederek; üretim, satış ve pazarlama gibi birçok faaliyeti yakından ilgilendiren değişimleri yaşayarak, bir şekilde zorunlu uyumlaşma eylemi ile birbirleri arasında kıyasıya yarışa girmekteler. Bu rekabet geride muhasebe denilen kayıtsal sisteminde daha proaktif olarak işlemesine ve dahi bu kayıtlı hale gelen verilerin, tüm finansal analizlerin çıkarımına sebep olması, firmanın hem geçmişi ve hem de geleceğinin Bağımsız Denetim aydınlığında, paydaşlarına her dönem itibari ile arttırılmış güvenirlilik algısını vermesi ve yaşatması gerekmektedir.

Bağımsız Denetim bu sebeple kaliteli ve güvenilir temeller üzerinde yükselerek, içselleştirilmeli ve gözetilmelidir. Ancak bunun nasıl olacağı, denetçi ve denetim kuruluşlarının bağımsızlığında saklı olması, sonuçta açıkladıkları rapor kıskacında kalması, denetim standartlarının uygunluğunun etik kurallar gölgesinde kalmamasına bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.

Denetim kuruluşu ve denetçiler, denetimleri esasen ve şeklen bağımsız olarak gerçekleştirir.(BDY Madde 22/1)

Buradan, “bağımsızlık kavramının” denetim mesleğinde olmazsa olmaz bir çıkarım olduğu sonucuna rahatlıkla ulaşabiliriz. Denetim görüşleri münasebeti ile denetçi ve denetim kuruluşlarının tarafsızlığına inanılarak, dürüst ve mesleki şüpheciliğinin kullanıldığını hissettirebilen bir gerçeklik içinde hareket etmeliyiz.

Denetim kuruluşları ve denetçiler, denetim çalışmalarında denetlenen kuruluştan bağımsız ve tarafsız olmak zorunda olup, hiçbir şekilde denetlenen kuruluşların karar alma mekanizmalarına katılamazlar. İlave olarak, denetim kuruluşları ve denetçilerin bağımsızlıklarını ortadan kaldırabilecek özel durumlarının da bulunmaması gerekir. (BDY Madde 22/2)

Her bir kurallar manzumesinde olduğu üzere, bu bağımsız denetimin bağımsızlığına havi olan kuralların zedelendiği veya ortadan kalktığını görebilmemiz mümkündür. Bu olumsuz hususların varlığını, 3. Derece de dahil olmak üzere, boşanmış olunmasına rağmen, kan ve kayın hısımları, taraf oldukları Bağımsız Denetim dolayısı ile, doğrudan veya dolaylı olarak menfaat, ortaklık, kilit yönetici sıfatıyla iş, olağan ekonomik ilişkiler dışında borç veya alacak ilişkilerine girildiğinde görmek mümkündür. Ayrıca, denetlenecek firmanın, bir önceki denetim ücretinin ödenmemesi de denetimin kalitesine karşı belirsizlikleri ihtiva edebilir.(BDY Madde 22/3)

Bağımsızlığı zedeleyen hallerin ortaya çıkması, sonuca etki edebileceği gibi aynı zamanda Bağımsızlığı tehdit eden hususlar bakımından önlemler alınmalıdır. “Öz-eleştiri, kişisel çıkar, taraf tutma, içlidışlılık veya güven ya da gözdağı gibi tehditlerle etkilendiyse, kanunî denetçi veya denetim firması bu tehditleri azaltmaya yönelik güvenlik önlemleri almalıdır.”(Avrupa Parlamentosu ve Konseyi 17 Mayıs 2006 Tarihli ve 2006/43/EC Sayılı Direktifi’nin “Bağımsızlık ve Tarafsızlık” başlıklı 22/2. Maddesi)

Alınan önlemler neticesi, tehditlerin sonu gelmiyorsa artık bağımsızlığın zedelenerek, ortadan kalktığı sonucuna varılır.

İş bu durum söz konusu iken, durum tespiti yazılı olarak kayda alınarak Kurum’a(Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu) bildirilir ve Kurum’dan onay alınmak sureti ile, ilgili denetim sözleşmesi sonlandırılır.(BDY Madde 22/4)

Tüm bu unsurlardan bahsederken elbette, Denetim Kuruluşu ve Denetçiler, denetlenen işletmeye, 3568 sayılı Kanun çerçevesinde tasdik, vergi danışmanlığı ve vergi denetimi dışında, danışmanlık veya başka bir hizmet veremez. (BDY Madde 22/5)

Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 16 Nisan 2014 tarihli ve 537/1024 EU Sayılı Düzenlemesi’nde açıkça belirtildiği gibi; “yasal denetimin kamu yararı fonksiyonunun manası kurumlara ve halkın insan topluluğunun yasal denetçinin ya da denetim firmasının nitelikli çalışmasına dayanmasıdır. İyi nitelikte bir denetim, finansal tabloların bütünlüğünü ve etkinliğini arttırarak finansal piyasaların düzenli, etkin ve entegre çalışmasını sağlar. Bu sayede, yasal denetçiler özellikle önemli bir toplumsal rolü yerine getirirler.”

Sonuç olarak, olgunlaşma aşamasında, gün be gün yol kateden, Bağımsız Denetim ve denetim anlayışının toplum üzerindeki algısının, olumlama yapılarak, “tavandan tabana” yayılmasına yardımcı olmalıyız. Ülkemize faydası üzerine seminer ve eğitim toplantılarının başta Kurum tarafından olmak üzere, her kesimin katılımını arttırarak, Bağımsız Denetimin yol haritasına katkıda bulunmalıyız. 17.07.2018

Saygılarımla.

Zararsız (!) konuşmalar…

Değerli hayatımızın ömür tazeliğine çıkan bir dönüş yolu yoktur. İşte geldik ve bu zaman dilimini meşgul ederek terki diyar edeceğiz. Hâlbuki her gelen yeni bir gün, dünden ari ve yarından geri olacaktır. Vakti ile ne yaptılarsa yapanlar, mesleki siyasetin sırtına binerek, geleceğin kendi dizlerinin üzerinde kalkmasına mani olduklarının farkında değiller.

“Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” Herakleitos
Hz. Mevlana ‘da tıpkı değişimin önlenemez olduğunu söylediği gibi; “Şu akıp giden kum seline bak; ne durması var, ne dinlenmesi. Bak birdenbire nasıl bozuluyor dünya, nasıl atıyor bir başka dünyanın temelini…” diyerek, her gelenin gölgesine bırakılmayan bir döngüsel çevrim mevcuttur.
Hal dili ile üzerime yapışan ve içinde bulunduğum dünya düzenime uymadığı varsayımında dikkatimi çeken ve altını çizmek istediğim birçok hercai konu hakkında sorgulamalarım mevcuttur.
İlk göze çarpan son zamanlarda, kimsenin kendine bakmadan, bir başkasından daha iyiyim mottosunda hareket ederek meslek siyasetinde yıllardır boy gösterenleri, seçim sandığından uğurlayarak “Dünle beraber gitti cancağızım / Ne kadar söz varsa düne ait” farkındalığında “Şimdi yeni şeyler söylemek lazım
Oysa görülen ve hissedilen o ki,
— Daha bitmedim
— Yeniden geleceğim.
kibarı kelamında takılmış plak gibi dönenler, yeni yüzlerin ve yine genç nesillerin gelecek hayallerine duvar olmamaları, bulundukları bilgelik makamlarından merdiven psikoloji ile moral motive ederek, genç kuşağa gereken değeri vererek geleceklerini tayin hakkı yolunu açmaları gerekmektedir.
Değerli hayatımızın ömür tazeliğine çıkan bir dönüş yolu yoktur. İşte geldik ve bu zaman dilimini meşgul ederek terki diyar edeceğiz. Hâlbuki her gelen yeni bir gün, dünden ari ve yarından geri olacaktır. Vakti ile ne yaptılarsa yapanlar, mesleki siyasetin sırtına binerek, geleceğin kendi dizlerinin üzerinde kalkmasına mani olduklarının farkında değiller.
Tıpkı bir mecranın başında kendi kulvarında ve hatta hak mücadelesinde, simge olmuş bir yönetici gibi. Değişimi öngöremeyen ve yine yeniden başa gelmek için, ısrarcı bir yaklaşımda, gözünü kör eden ve öfke nöbetleri geçiren muhteremin, aslında yarışa girmeyerek efsane olması an meselesi idi. Ve fakat hırsına yenik düşerek, demokratik bir platform üzerinde yapılan kongre sayesinde, yeni seçilen başkanı tebrik etmeden bulunduğu yeri terk etmesi, beyaz gülün bile gölgesinin kara olduğuna ispattır. (Aziz Yıldırım – Ali Koç arasında geçen Fenerbahçe Kongresi. Kazanan taraf, değişimi anlatan Ali Koç)
Yöneticiliği kendine hak makamı görenler, köprü edinerek menfaatlerini geliştirip, mesleki burjuvaların birlikteliğindeki hayatlarında (!) protokol alanları yaratarak, mensubu olduğu kesime yük olmaya başlamışlardır.
Garip meslek insanı ise arkadan ense tıraşını seyrederek, kürsüye çıkıp bir parmak umut verecek bu kalantorların ağzının içine düşmek için kırk takla atmayı beklemek ve sonunda küçük resimde iğreti duruşunun fotoğrafını çektirmektedir.
Büyük resimde ara ki bulasın. Salonda alkış ünitesi, yemekte protokol sponsoru. Vs. Çok uzatmak mümkün.
Devletin, Ana Yasa’nın 135.Madde kapsamına aldığı Sivil Toplum Örgütleri ile, örgütlenmeyi oluşturanların, başlarına getirdikleri bu yöneticiler, meslek insanlarının bir takım hak ve menfaatlerine aracılık ederler. Adaletsiz yaklaşımları ile, meslek mensuplarına hizmet ederek, onların adına ve çıkarlarına aykırı olmayan bir konforu sunması beklenen kurullardan, zulmeden ilkesiz yapılanmalara dönüşürler. Kurallı olarak…
Sonrasında ne mi oluyor?
Hani bana, hani bana? Diye çocuklarımızla oynadığımız salak – saçma oyuna bakalım hep beraber.
Hatırladınız değil mi?
Beynimizde bir fon alanı oluşturarak, çocuğunuz ile oynadığınız oyunu dudaklarınızda müziğin verdiği bir fonetik etkileşimle mırıldanırken, müsaadenizle devam edeyim yazıya…
Hemen bir üst paragrafta tasviri yapmaya çalıştığımız bölümde, parmak oyununu monte edelim. Bir farkla.
Bu oyun çocuklarımıza, kavgacı, yaygaracı ve “hani bana” diyende dahil aynı düşüncenin sonucu olarak, bencillik ve kapital sistemin masumane öğretilerini, küçük beyinlerine sokmaktan başka bir şey değil midir?
O zaman bir saptama yapmak gerekirse, bu yöneticilerin hak ve adaletli olanlarını ari tuttuğumuz vakit, ne kadar menfaat kültürü üzerine yapılandıklarına tanık olmaktayız.
Peki, yöneten sınıfı bu rol modeli üstlenirken, bu parmak oyununda yönetilen kim olmakta?
Külfet içinde geçen stresli bir hayatı olan meslek insanlarının adaletsiz emek bölüşümü burada başlamaz mı?
İşte sonradan gözü açılıp, iş işten geçtikten sonra aklı başına gelen meslek insanları yönetilen insanlar değil midir?
Onlar da “hani bana, hani bana” diyerek haklı olarak paylarının telaşı içinde seslerini duyurmaya çalışmaktalar.
Maksadım elbet kafanızı karıştırmak değil ve fakat tespiti ortaya koyarak, netleşmeyi vurgulamamız lazım. Kadim kültür bu minvaldedir.
İnsanlar hak ettikleri gibi yönetilirler. Demokratik sistemler, her halükarda doğru sonuçlara odaklanmayabilir.
Algılarla oynayarak, kimliklere hapsedilirseniz her türlü açığınız oluşmaktadır.
Senaryoyu başka türlü ele almaya çalışalım… Oyun bu ya…
Avucunuza konan kuşun hikâyesini farklı rol modeller kullanarak revize edip, hatta özgür bırakmayı seçsek olmaz mı?
Neden dünyamızı mahvetme üzerine kurgulayanlardan oluyoruz. Dayatma bir öğreti, geleceğimizin vesayet altına girmesine sebep olmaktadır. İster istemez bilinç altına yerleşen bu komutla yöneten veya yönetilen olmaktayız.
Davranış bilimi, insanın bu halinin direk psikolojik bir sarsıntı olması ile ilintisini ortaya koyuyor. Ve disipline etmeye çalışıyor.
Güzel ahlakla bezenmiş nesiller yetiştiremiyorsak, kendimizi sorgulayarak milli eğitime özel ihtimam göstermemiz gerekmektedir.
Ya yoksa, avucumuza konan kuşun, neticede “bir parmak tarafından yenilmesinde” tüm parmaklar suça ortaktır ve bu durum akla izana sığmamaktadır.
Dolayısı ile, büyük resmini çizmeye çalıştığımız meslek ve meslektaşlarımızın bu içinde bulunulan durumu, aslında zaman içinde bize vaatler ve veya taahhütlerde bulunup da yerine getirmeyen adam sendeciler nezdinde, koltuk müptelası olanların duygu ve düşüncelerini anlayarak, hatta onlara yardımcı olmaya başladığımız sendrom halimizdir..! Yerine getirilmesi gereken hedefleri önce hayal edip veya ettirilip, sonrası hayali sükut olur ise, sebebini yine kendimizde aramalıyız. Sempatik geliyorlar artık (!)
İşte o hayaller bir yerden sonra agresifleşir. Sabırlar yorulur..!
Öngörümüz neticesi, geçmiş zamanda geleceğin mimarisini duyurduğumuz vakit, bizleri yanlış söylevleri bırakın diyerek uyaran bilge insanlar şimdilerde ne söyledikse yakın ve veya daha yukarıdan söylemler ile dinleyenleri mest(!) etmektedirler. Bugünlerde TÜRMOB ve O‘na bağlı odaların işlevsel değişimler geçirmesi gerektiğini ve hatta isimlerinin değişmesi gerektiğini yüksek sesle konuşabiliyorsa, neden geçmişte bizleri susturmaya kalktıklarını sorgulamamız icap etmektedir.
Hatta bizler, oda ve birlik bünyesinde açılacak birimler diye ifade ederken bile bir yamanın ilk yıllarda yapılmasının garabeti meslek insanlarının üzerinde olduğunu yazdık ve bu yama yanlıştı.
O günde, bu günde aynı şeyleri ısrarla vurgulayarak tekraren yazarım. Pilavdan dönmem.
Döneninde yolundan bana ne?
Hatta bu yapılanmanın yama şeklini tasvip etmeyerek, dışında bir oluşumu işaret ettik.
Şimdi durduğumuz yere geldiniz.. Söz de yeni bir hikaye yazmaya kalkarak..! Vs. vs. vs.
O halde değişim zamanıdır. “bir başka dünyanın temelini” atma zamanı gelmiştir.
Sepetinizdeki eskilerinizi atmazsanız, yeni olan hiçbir şeyi sahiplenemezsiniz.
İnanın bu meddücezirlerden meslek kendine geç kalmakta..!

FAYDALI ÖMÜR:BEYİN AMORTİSMANI

Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlerin bilindiği üzere kanunla öngörülen bir faydalı ömürleri mevcuttur.(Vergi Usul Kanunu –VUK- Md. 315)

Şahsına münhasır olmak üzere, tüm serbest meslek erbabı olan gerçek kişiler, faaliyet gösterdikleri süre içinde Anayasanın da teminat altına aldığı biçimde(AY-73.Md.) kazandıkları ölçüsünde vergi vermekle mükelleftirler.

Burada altını çizmek istediğim ise, tabi ki bu mevzuu değil… Ve fakat ayrıcalıklı, hakkında, daha önce büyüklerimizin ve muhasebe meslek insanlarının tabi olduğu en üst Birliğimizin de(TÜRMOB) aslında işaret ettiği bir konu: Beyin Amortismanı…

Özellikle serbest meslek erbabı insanları, elbette faaliyetlerini devam ettirdikleri süre içinde, bedensel ve zihinsel bir yıpranmaya maruz kalmaktalar.

Oysa ki, bu durum hiç yasa koyucular tarafından indirim unsuru olarak dikkate alınmaz. Gelir Vergisi Kanunu Md. 65 bu işleri yapan meslek erbabı insanların faaliyetlerinin, “sermayeden ziyade şahsi mesaiye” dayandığını ifade etmektedir.

Şahsi mesai. Yani, şahsi yıpranma…

Peki bu durum, serbest meslek işini yapanlar için, “bizzat kendi mesaileri, kendi yıpranmaları yoluyla kazanç elde ettiklerinden…” hem bedensel ve hem de onun da ziyadesinde zihinsel bir yıpranmayı işaret etmiyor mu?

Beyinsel bir yıpranmanın olduğunu kabul ediyorsak, beyinsel bir amortismanı da beraberinde görmemiz gerekir.

O halde, “işletmelerin kazanç elde etmek için edindikleri makine, demirbaş, otomobil, bina gibi varlıklar için nasıl amortisman gideri yazma imkanı varsa, serbest meslek erbabı için de ‘beyin amortismanı’ yoluyla vergide indirim imkanı tanınmalı.”

Saygılarımla.14/05/2018

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

Kaynak:
Hürriyet | Ahmet Karabıyık

MUHASEBE CAMİASI NEYİN SER HOŞLUĞUNDA ?

Muhasebe camiası bugüne kadar, hiç olmadığı bir durumla karşı karşıya kalarak, fetret devri yaşamaktadır.

Bunun elbette bir çok sebebi ve bakış açısı mevcutludur.

Ve fakat, sorunlarını görerek ayağa kalktığı bir zamandan sonra, alışkanlıklarından vazgeçemeyen tutum ve davranış psikolojisi ile, bu camia kendini mağdur edenlere sempati(!) ile bakmaya başlamışlardır. Adına ne sendromu derseniz deyin.

Seçilenler veya atananlar hiçbir sorunun üstesinden gelemedikleri gibi, son olarak da Gelir İdaresi Başkanlığı ‘nın organizasyonunda da keenlemyekün sayılarak yani “baştan itibaren anlam ifade etmez” * konumuna düşmüşlerdir.

İnovatif öngörü olmadığından, bir Sivil Toplum Örgütlenmesi(STK) olarak hayata geçen tüm bu atanan ve seçilenlerin bu örgütleri bir arpalık alanı olarak görmesiyle gelinen noktada artık yok sayılmaları olağan kabul edilmelidir.

Amaç ve kapsam olarak bu örgütlenmeler yapılırken, meslek insanlarının sorunlarını çözmek ve üstesinden gelinemeyecek ölçütlü olanları da hiyerarşik unsurlara iletecek olması, bu insanların günün değişen ve gelişen şartlarında fiziki ve mevzuat açısından bilgilenme, zamana uyumlaşma v.s. her türlü görsel ve eğitsel çalışmalara imza atmak temel olarak alınmıştır.

Peki bu camia neyin ser hoşluğunda?

Seçim bittikten sonra lale devri yaşayan gevezelik diz boyu insanlarına ve yancılarına neden hala bu insanlar geleceklerini emanet ederek başlarına taç, kahvaltılı etkinliklerine protokol, yeni moda seyahat turlarına da turist rehberi(!) ilan ediyorlar.

Adına dikkat edecek olursak “kahvaltılı eğitim etkinliği”… Sözüm ona etkinlik amacı da Meslektaşlar arasında kaynaşmayı sağlamak v.s. Kaynaşan kaynaşanadır elbet..!

O zaman bu koca koca STK yani birlik ve altında toplanan odaları kutlamak gerekir.

Hem zordayım diyene ve hem de iş yükünden sızlanan, daralan, geleceğini korku tünellerinde gezerek arayan insanlara inat bu sözde etkinliklerde selfie çektirmek kolay iş değildir..! Resimlerinde hayal satan tacirler gibi, pozlara savrularak, halden hale girmekteler. Sanırsın herkes mutlu, mesut. Çeken çekene…

Mesleğin burjuvası elbet olmalı. Ve fakat bu durum maskelenmemeli. Eğitim yapılacaksa, eğitim gibi yapılmalı. Bir odanın veya grubun, dernek veya her ne ise, görevi yazılan amaç kadardır. O seyahat, amaca dahil eğitsel bir kol olarak yapılmalıdır. Ya yoksa, herkesin masasında varmış gibi gösterilen kral sofralarına meze olunur. Bu da resimlenir. Gerisini yazmıyorum artık. Ariflere bıraktım..!

Derseniz ki, mesleki sorunlara çözümler bulduk ve önerilerimizi de yerine getiriyoruz. Sıkıntı yok.

Amaca bir madde daha ekleyerek, turizm işine evrilip, dünyayı gezeriz. Tamam. Bu da olur. Herkes bahtiyar.

Maksat ne? Niyet ne?

Kendimizi bu şekilde pazarladıkça, hangi büyük sorunumuz çözüm bulacak.

Ya yoksa bunların durumu iyi, yiyerek, içerek, biri birleri ile kaynaşarak “oh ne ala dünya” mottosunu; ağlanıp, sızlananlara bunları yem atarak özendirmek sureti ile, altımızdaki zemini mi boşaltıyorlar ?

Zemin mi kaldı? Diyenleri duyar gibiyim. Eh işte, o da kaldığı kadar.

Ahh ah… Niyet ser hoş olunca görüyoruz ki, akıbet belli değildir.

Saygılarımla…08/05/2018

Selahattin İPEK

Bağımsız Denetçi

bdselahattinipek@gmail.com

* (ekşi)

Döviz Pozisyonunu Etkileyen İşlemlerin Bağımsız Denetimi

Döviz Pozisyonunu Etkileyen İşlemlerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB) Tarafından İzlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik, Sayı: 30335 ve 17 Şubat 2018 Tarihli Resmi Gazete ‘de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yönetmelik dışına çıkmadan, amacına bakarak, “türev” bağımsız denetimi anlamaya çalışalım.

Yayımlanan Yönetmelik ile 15 milyon ABD Doları ve üstünde kredisi olan firmalara bildirim ve bağımsız denetim yükümlülüğü getirilmiştir.

14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 44 üncü maddesine dayanılarak hazırlanan bu yönetmelikte amaç, döviz pozisyonunu etkileyen işlemleri izlemek üzere Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının belirleyeceği firmalardan bilgi ve belge toplamasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektir. Bu Yönetmelik, Bankanın, döviz pozisyonunu etkileyen işlemlerini izleyeceği firmaları, istenilecek bilgi ve belgeleri, bu bilgi ve belgelerin toplanma ve izlenme yöntemini, paylaşımını, doğruluğunun denetimini ve konuya ilişkin destek hizmeti teminini kapsar.

Yükümlülük, yurt içinden ve yurt dışından sağlanan yabancı para nakdi krediler ile dövize endeksli kredilerinin toplamı ilgili hesap döneminin son iş günü itibarıyla 15 milyon ABD doları ve üstünde olan firmalar, veri formu ile talep edilen bilgileri, açıklama formuna uygun olarak Bankaya müteakip hesap döneminden itibaren, dönemin son iş gününe ilişkin TCMB döviz alış kuru ile bildirmekle başlar.(Yönetmelik 5/1)

Leasing, factoring firmalarından alınan döviz borçlanmaları (kredi borçlanmaları(alımları)-temin edilen krediler) bu yönetmelik kapsamındadır.

Yükümlülüğün başladığı tarihten itibaren 60 gün içinde denetçi ile denetim sözleşmesi yapmak zorunda olup (Yönetmelik 5/4) yine, Bankaca tanımlanan sınırın altında kalması durumunda, müteakip yıllık hesap döneminden itibaren bildirim yükümlülüğü sona erer.(Yönetmelik 5/3)

Bildirim, Sistemde bulunan açıklama formuna uygun olarak, ilgili yılın 31 Mart, 30 Haziran ve 30 Eylül tarihlerinde sona eren ara hesap dönemleri için takip eden birinci ayın sonuna kadar ve 31 Aralık tarihinde sona eren yıllık hesap dönemi için takip eden üçüncü ayın sonuna kadar tamamlanır.(Yönetmelik 6/3)

Ayrıca, ara dönemler itibari ile firmanın yaptığı hiçbir bildirim bağımsız denetimden geçmeyecektir. Bağımsız denetim yılın tamamını kapsadığından denetçi cari yılda ara dönemlerinde verilen beyanların tutarlı olup olmadığına bakacaktır.

Merak edilen diğer bir konu ise, grup şirketleri arasındaki bildirimler nasıl ve ne şekilde olacak? Konsolide veriler dikkate alınmayacak. Solo yani, her şirket için geçerli olan finansal tablolar ele alınarak, bildirimde bulunulacaktır.

Bu çerçevede, Yönetmelik ile ortaya çıkan Bağımsız Denetim, hangi kriterler doğruluğunda ele alınarak, edimler yerine nasıl getirilecek onlara çok kısa bakalım.

Yönetmeliğin amacına uygun olarak yapılması gereken Bağımsız Denetim, 7.Maddesin de yer alan esaslar ile belirlenmiştir.

Yıllık hesap dönemine ilişkin bildirilen verilerin denetimi, bu verilerin ara dönemlerde bildirilen veriler ile tutarlılığının denetimi de dahil, denetçi tarafından KGK düzenlemelerine uygun olarak izleyen yılın 31 Mayıs tarihine kadar tamamlanır.

Bu denetimlerde, “Özel Hususlar – Tek Bir Finansal Tablonun Bağımsız Denetimi ile Finansal Tablolardaki Belirli Unsurların, Hesapların veya Kalemlerin Bağımsız Denetimi” başlıklı BDS 805 ile birlikte denetimle ilgili tüm BDS’lere uyulur.

Denetçi, bildirilen verilerde, bariz biçimde önemsiz sayılanlar dışında yanlışlık tespit etmesi durumunda firmadan gerekli düzeltmeleri yapmasını Sistem üzerinden talep eder. Denetçi tarafından bildirilen yanlışlıklar firma tarafından beş iş günü içerisinde düzeltilerek Sisteme yüklenir.

Denetçi, olumlu görüş içeren denetim raporunun imzalanmış kopyasını birinci fıkrada belirtilen tarihe kadar Sisteme yükler ve onay işlemini gerçekleştirir.

Denetçi tarafından düzeltilmesi talep edilen yanlışlıkların firma yönetimi tarafından düzeltilmemesi halinde bildirilen veriler için onay işlemi yapılamaz ve olumsuz görüş verilir. Olumsuz görüşü içeren denetim raporunun imzalanmış kopyası birinci fıkrada belirtilen tarihe kadar Sisteme yüklenir.

Bildirilmesi zorunlu olan verilerin denetiminin mümkün olmaması halinde denetçi denetimden çekilir ve bu durumun nedenlerini yazılı olarak Sisteme yükler.

Denetçi, denetim sözleşmesini, Sisteme yüklediği raporları ve altıncı fıkra uyarınca yazdığı yazıyı KGK düzenlemelerinde belirlenen süreler içerisinde KGK’ya bildirir.

Denetçi, büyük sapmalar ve hile göstergesine bakarak, gerekli raporlamayı imza eder.

Burada yönetmelikte direk yer almayan ve fakat günümüz sorunlarından olan bir konuyu paylaşmak isterim. Şöyle ki, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yani TMSF ‘de olan firmalar için yükümlülük, malum Olağanüstü Hal yasaları ile çerçevelenir. Bu halde, Kanun Hükmünde Kararname ile yönetimlerinin belirlendiği bir yapılanma da, bağımsız denetim için gerekli görüş, olumsuz olmakla beraber, görüş bildirilmemektedir.

Tüm bu kapsama dahilinde yapılan ve neticesinde ortaya çıkan raporların, Banka tarafından yapılan çapraz kontrolleri ile, gerektiğinde doğruluk denetimi yapılır.(Yönetmelik 8)

Yönetmelik gereği, toplanan kişisel ve özel nitelikli veriler, yayınlanamaz ve açıklanamaz. (Yönetmelik 11)

İlgili firmaların üzerlerine düşen işlemleri aksatmaları neticesinde, aşağıdaki ceza hükümlerine muhatap olacakları aşikardır.

Eğer, veri bildiriminin yapılmaması, doğru veya eksiksiz gerçekleştirilmemesi veya olumsuz görüş verilmesini gerektiren durumların düzeltilmemesi hallerinde 1211 sayılı Kanunun 68 inci maddesi gereğince işlem başlatılabilir. Bu cezai işlem 2016 Yılına kadar hapis cezası verilebilirken, bu tarihten itibaren, kamu da çalışmaya çevrilmiştir. Veya bin günden iki bin güne kadar adli para cezası verilebilecek. Ve fakat, kast unsuru var ise, mahkemece tespit edilecek ve ona göre cezası değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Firma yönetimi Bankaya bildirilecek verilerin tam ve doğru olmasından sorumlu tutulmuştur.

Banka, doğru veya tam olmayan verileri onaylayan veya bu Yönetmelikte belirlenen denetim sürelerine uymayan denetçi hakkında KGK’ya bildirimde bulunur.

Sonuç olarak, ilk defa olması münasebeti ile, 31 Aralık 2017 tarihindeki veriler bağımsız denetim kapsamına girmemektedir. Ancak TCMB, verileri biriktirmek ve daha sonrasında karşılaştırmalı olarak bakabilmek için şirketlerden 31 Aralık 2017 verilerini de girmelerini talep etmektedir.
Yönetmelik uygulama tarihi, her ne kadar 30.04.2018 olarak deklare edilmesine rağmen, firmaların iş yoğunluğu talebi üzerine, 31.05.2018 tarihine ertelenmiştir.

Saygılarımla…
30.04.02018

bdselahattinipek@gmail.com

Kaynak:
Döviz Pozisyonunu Etkileyen İşlemlerin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Tarafından İzlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik

E-TİCARET SİTELERİ ÜZERİNDEN YAPILAN SATIŞLARIN MUHASEBE KAYITLARI

Günümüz ticaret hayatında en yaygın kullanılan ve bilinen e-ticaret siteleri veya diğer adıyla platformları hepsiburada.com, gittigidiyor.com, n11.com gibi sanal mağazalar üzerinden yapılan satışlar, muhasebe meslek camiasında ortak bir kayıtlama ile yapılamamakla beraber, çeşitli karışıklık ve karmaşaya da sebep olmaktadır.

Belirsizliğe bir nebze de olsa katkı sağlayacak düzenlemeler eşliğinde ilgili hesapların sürecini yevmiye kayıtlarını göstererek düzenlemeyi birlikte yapmaya çalışalım..!

E-Ticaret Siteleri veya Sanal Mağaza zincirlerini oluşturan bu siteler üzerinden ve / veya  PTT – Kargo Şirketleri aracılığı ile, emtia ve hizmetlerini satanlar arasında mutlak surette bir SÖZLEŞME düzenlendiğini biliyoruz. Bunun yanında PTT ve / veya Kargo Şirketleri ile de, KAPIDA ÖDEME yönteminin de, aynı kayıtlama türünde yapılabileceğini unutmayalım.

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 229 uncu maddesinde faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu belirtilmiştir.

O halde, her satış yapıldığı vakit, alıcılara fatura keserek, malı kimin aldığını ve kimin borçlandığını tevsik etmiş oluruz.

Burada bir istisna yapmak yararımıza olacağı kanaatini taşımaktayım.

Şöyle ki, borçlusunu belli ettiğimiz müşterilere kesilen faturaları, ayrı ayrı cari hesaplarda takip etmek yerine, 120 ALICILAR (MÜŞTERİLER) Hesabının altında, satış yapılan hangi platform site ise onun cari hesabı ile MUHTELİF OLARAK takip etmemiz de bir sakınca yoktur.

120 MUHTELİF Alıcılar

xxx

600 A Alıcısı

xxx

391 A Alıcısı

xxx

Platform üzerinden A Müşterine kesilen satış faturası.

İkinci maddemiz ise, yapılan sözleşme çerçevesinde, kesilen faturada gösterilen ilgili alacağın, platform şirketine devrinin muhasebe kaydıdır.
Burada dikkat edilmesi gereken bir konu da, fatura üzerine konacak bir not.

“Fatura Tutarı… Hesabına Devredilmiştir.”

Bu notun faturanın uygun bir yerine matbu baskı veya kaşe vurulması ile, gösterilmesinden, bir nevi fatura alacağının müşteriden değil de, sözleşme gereği alacağımızı devrettiğimiz platform şirketini tevsik etmiş kanaati oluşmaktadır.

136 hepsiburada.com

xxx

136 gittigidiyor.com

xxx

136 n11.com

xxx

136 PTT – Y Kargo Şirketi

xxx

120 MUHTELİF Alıcılar

xxx

A Alıcısından (MUHTELİF) alacağın Platform Şirketine devri.

Sözleşme gereği, üzerinde satışlarını gerçekleştiren e-ticaret firmalarına, platform şirketler tarafından ödemeleri banka yolu ile yapılmaktadır.

102 X Bankası

xxx

136 hepsiburada.com

xxx

136 gittigidiyor.com

xxx

136 n11.com

xxx

136 PTT – Y Kargo Şirketi

xxx

Platform Firmadan bankaya yapılan ödeme kaydı

Elbette, yukarıda bankadan yapılan ödemeler kaydını yapmadan evvel, ilgili hizmet, komisyon ve varsa fark faturalarını kendi müşterileri olan firmalara düzenler.

760 Hizmet Bedeli

xxx

760 Komisyon

xxx

760 Fark Faturası

xxx

191

xxx

 329 hepsiburada.com

xxx

 329 gittigidiyor.com

xxx

 329 n11.com

xxx

 329 PTT – Y Kargo Şirketi

xxx

Platform Sitenin Hizmet Bedeli, Komisyon, Fark Faturası Muh. Kaydı

Son olarak, platform şirketinin, tarafımıza kesmiş olduğu, hizmet, komisyon, fark faturalarının hesaplar arasındaki mahsuplaşma muhasebe kaydını aşağıda gösterildiği gibi yaparız.

 329 hepsiburada.com

xxx

 329 gittigidiyor.com

xxx

 329 n11.com

xxx

 329 PTT – Y Kargo Şirketi

xxx

136 hepsiburada.com

xxx

136 gittigidiyor.com

xxx

136 n11.com

xxx

136 PTT – Y Kargo Şirketi

xxx

Cari Hesaplar Arası Mahsuplaşmanın muhasebe kaydı.

Teknolojik gelişimler neticesi, günümüzde maliyeti düşürmek ve daha geniş kitlelere ulaşmak amacıyla gittikçe yaygınlaşan bir uygulama olan bu platform mağazalar aracılığıyla yapılan satışlar, özellik arz ettikleri gibi, bir takım mahallî yani off line satışlardan ari tutulmalıdırlar.

E-Ticaret Mevzuatlarına uyularak, takip edilmesi ve muhasebe kayıtlarının doğru yapılabilmesi önemli bir konudur. Dikkat etmeleri gerekmektedir. 27.03.2018

Saygılarımla.

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi

bdselahattinipek@gmail.com

SMMM KDV RAPORU MU HAZIRLAYACAK?

1985 yılında yürürlüğe giren 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu, o günden bu yana, hayatımıza dokunarak süre gelmiş ve 33 yıldır uygulanmaktadır. Zaman zaman Kanunda genişlemeler yapılarak, bir takım revizyonlara uğramıştır. Ve fakat kanunun aslında pek de temel yapısın da bir sapma olmamış ve günümüze kadar çok önemli bir değişikliğe gidilmemiştir..

Ancak bu demek değil ki, Katma Değer Vergisi kanununa ilişkin sorunları yok sayalım..!
İşte tam da bu çerçevede, özellikle son birkaç yıldır konu ile alakalı bazı sorunlar masaya yatırılarak çözümler aranmaya başlanmıştır.

Biraz geriye gidelim. 21 Ocak 2015…
Gündemde Yeminli Mali Müşavirler(YMM) var. O günlerde bazı taleplerde bulundular.

Neler konuşuluyordu bir bakalım.
Gelir ve Kurumlar Vergisi Beyannamelerinde tasdik zorunlu hale getirilsin.
Yeminli mali müşavirlikte çok ağır sorumluluklar var.
Hiç olmazsa bazı sorumluluklar üzerimizden alınsın bazılarına da sınırlandırılma getirilsin.
Bunun için gerekli düzenlemeler yapılsın.
Vergi beyannamelerinin elektronik ortamda gönderilmesine aracılık edebilme yetkisinin de önü açılsın.
Aracılık sözleşmesine yetki verilsin ama sorumluluk verilmesin.
Diğeri ve genel kanaate göre, YMM ve Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) arasındaki en önemli kırılma noktası, Bağımsız Denetim işi tamamen Yeminli Mali Müşavirlere bırakılsın…
Bu amaca uygun olarak şunun altını çizmeden geçmeyelim!.. SMMM ile YMM arasındaki haksız ve eşitliksiz bir yaklaşım olan aşağıdaki alıntı, bilerek aralık bırakılmıştır.

Bilindiği üzere, mali müşavirlik mesleği bir danışmanlık işi olmasına rağmen, SMMM ‘ler serbest ve solo halde büroları açıkken, danışmanlıkta yapsalar sözleşmeleri gereği, o şirketin denetimini yapamıyorlar ve hali ile tam tasdik yapan YMM ‘ler her nedense denetim işini yapmaya havidirler.

“Tam Tasdik hizmetleri bir çeşit vergi denetimidir. 6102 sayılı TTK 400/3 uyarınca “Denetçi, denetleme yaptığı şirkete, vergi danışmanlığı ve vergi denetimi dışında, danışmanlık veya hizmet veremez, bunu bir yavru şirketi aracılığıyla yapamaz.” Bu nedenle, danışmanlık veya tam tasdik hizmetleri bağımsız denetim yapılmasına engel teşkil etmez.”

Aklımıza gelen peki!.. Yeminli Mali Müşavirlerin Gelir ve Kurumlar Vergisinde tasdik zorunluluğu istemelerinin asıl amacı nedir?

Çok basit cevabı var…
Yapılacak yeni bir düzenleme ile Bağımsız Denetim sürecinde YMM ‘ler kan kaybedecek gibi görünüyor ve Bağımsız denetim yapılan her yerde tam tasdik uygulaması isteniyor, zaten bu konuda çalışmalarda var.
Şimdi birde Bağımsız Denetçi statüsü oluşturuldu.
Bir çok meslektaş bağımsız denetçi ruhsatı aldı. Ne işe yaradı?
Kamu Gözetim Kurumu Başkanın yaptığı bir söyleşisinde “Bir kısım SMMM ’ler Bağımsız Denetçi ruhsatını duvarda süs olarak asacaklar” diyerek cevabı vermişti.

Artık çizgiler daha belirgin olmaya başladı…
Bağımsız denetçi isen sadece bağımsız denetim işi yapacaksın. Eğer SMMM isen muhasebeyi bırakıp denetim yapacaksın. YMM isen tam tasdik ve iade gibi işleri bırakıp sadece denetim yapacaksın.

Kimse kusura bakmasın.

Ne SMMM meslek mensupları muhasebe işini bırakırlar; ne de YMM meslek mensupları tasdik ve iade işlerini bırakırlar. SMMM ‘lerin, KDV Raporu düzenleyebilme yetkisi için, Tasarının 19.Maddesi ile, 3568 sayılı yasamızda 8 inci maddesinden sonra gelmek üzere “beyannamelerini imzaladıkları dönem ve mükelleflerle sınırlı olmak kaydı ile” sınırlı bir kazanım ekleme olarak yer almıştır.

Diyelim ki; yasada gerekli düzenleme yapıldı ve “SMMM KDV Raporu düzenleyebilir” denildi.

Peki YMM ler bu işe razı olur mu?

Olur. Bağımsız Denetim yetkisinde bir çok sınırı olmayan haklara sahip olan YMM ‘lere, yine
e-ticaret münasebeti ile, değişen dünyamızda alan sağlayan gelir getirici unsurlar vuku bulmuştur.

Vergi üzerine oynanan, skandallar ile sarsılan ve bu sayede ne kadar illegal kapıların kapatılması gerektiğini gören insanlar, tedbirleri arttırarak, buhran zamanlarından dersler almışlardır.

Dolayısı ile, Liborun 2021 yılı sonuna ötelenmesi ile mali sistemimize 2013 ‘ten bu yana girmiş ve fakat uygulamaya tam manası ile geçememiş olan, BEPS (Matrah Aşındırma ve Kâr Aktarımı) eylem planında yer alan, “tahkim” müessesesi tamamen YMM kontrolünde yapılacak. İddia edilen odur ki, 30 bin civarında olan tam tasdik ve KDV İadesinden varsayalım giden gelir getirici enstrüman; yerini yine 70 bin, hatta daha fazla olduğu genel kabul görmüş sayıda, piyasaya kavuşmuştur. 2020 yılında yürürlüğe girecek, Ahilik Sandığı ve diğer türev sahalardaki potansiyel, daralmanın aksine, daha da artan oranlı gelir faktörlerine yönelmiştir.

Şunu da belirtmeden geçmemek lazım;

İade Raporu düzenleme, belirli sınırlar dahilinde SMMM ‘lere veriliyor olma yetkisi Maliye Bakanlığı ‘ndadır. Dolayısı ile limitli bir rapor yazma yetkisi, YMM meslek insanını saf dışı etmek yerine, doğruyu yazmak gerekirse, angaryanın SMMM ‘lerce yapılarak üst elitlerin eleman ihtiyacına cevap niteliği taşımaktadır.

Tüm bu yazılan veya yazılamayan sebeplerin ar-ge hazırlıklarında, çalışma sonuçlarına göre düzenlenen 25 maddeden oluşan tasarı, gelecekte sadece Mali Müşavir ve Bağımsız Denetçi unvanlarının var olmasına dönük önemli bir gelişme olarak algılanmıştır.

Başka bir açıdan okuma yapacak olursak, “Kanun Tasarısının amacı yatırımı, üretimi ve ihracatı desteklemek; işletmeler üzerinde oluşan finansman yükünü ortadan kaldırmak; küçük ve orta ölçekli işletmelerin vergiye uyumunu kolaylaştırmak; kayıtlılığı teşvik etmek ve vergi uygulamalarında mükellef haklarını güçlendirmektir.”

Saygılarımızla…
28.02.2018

Emir ES Selahattin İPEK
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Bağımsız Denetçi
malimusavir.emir@hotmail.com bdselahattinipek@gmail.com

 

Go to Top