ESNAF AHİLİK SANDIĞI’NIN DENETİM ZAVİYESİ !!! (I)

Bilindiği üzere; 08 Mart 2017 tarihli ve 30001 sayılı Resmi Gazete ile 6824 Sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 9. Maddesi ile 25.08.1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununa “Esnaf Ahilik Sandığı” adlı “Ek Madde 6” eklenmiştir.

Eklenen bu madde 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe girecek olup, “Esnaf Ahilik Sandığının gerektirdiği görev ve hizmetler için malî kaynak sağlamak, piyasa şartlarında kaynakları değerlendirmek, bu Kanunun öngördüğü ödemelerde bulunmak üzere Esnaf Ahilik Sandığı kurulmuştur. Esnaf Ahilik Sandığı, Kurum Yönetim Kurulunun kararları çerçevesinde işletilir ve yönetilir. Esnaf Ahilik Sandığı, Fon kaynakları ile aynı usul ve esaslar çerçevesinde değerlendirilir. Esnaf Ahilik Sandığı, Sayıştay tarafından denetlenir.”

Esnaf Ahilik Sandığı; Gelirleri ve Giderlerinden oluşur. Fakat “bütçe kapsamı dışında olup gelirlerinden vergi kesintileri hariç hiçbir şekilde kesinti yapılamaz ve gelirleri genel bütçeye gelir kaydedilemez.”

Ekonomik zorluklar nedeni ile bir şekilde iş yerini kapatmak zorunda kalan esnaf insanının geçimlik ihtiyaçlarını karşılamak maksadı ile kurulan bu çok olumlu uygulamadan, 4/B diye adlandırdığımız hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan, yaklaşık iki milyon sigortalı olarak faydalanma imkânı bulacaktır. Aynı zamanda esnafımız, hem de sağlık hizmetlerinden yararlanabilecektir.

Sandığa katkı sağlayan, ancak ihtiyacı olmadığı için destek almayan esnafımız da belli bir yaş ve ödeme süresinden sonra toplu olarak emekli ikramiyesi gibi para alabilecek vatan hizmetini yapan esnafa ve ailesine yapılan katkılar ile esnaflığının devamına esas olabilecek tüm düzenlemelerin de yapılması temennimiz dâhilindedir. Bir nevi İşsizlik Fonu türevi olarak da kabul edebileceğimiz bu sistemden tabii olarak sadece esnaflar değil, tacirler ve şirket ortakları olan gerçek kişiler ve noterlerin de sistem kapsamında olduğunu kanunun şümulünden anlamaktayız.

Esnaf Ahilik Sandığı sigortası zorunlu olup, sigortanın gerektirdiği ödemeleri, hizmet ve yönetim giderlerini karşılamak üzere, Esnaf Ahilik Sandığı sigortalıları ve Devlet, Esnaf Ahilik Sandığı primi öder. Kapsama giren ve hâlen faaliyette olanlar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte, faaliyetine daha sonra başlayanlar ise başladıkları tarihten itibaren Esnaf Ahilik Sandığı sigortalısı olurlar. Esnaf Ahilik Sandığı primi sigortalının 5510 sayılı Kanunun 80 inci ve 82’nci maddelerinde belirtilen prime esas günlük kazançlarından, %2 sigortalı ve %1 Devlet payı olarak alınır.

Buna mukabil olarak, isteğe bağlı BAĞ-KUR’lular ile köy ve mahalle muhtarları, tarım-çiftçi BAĞ-KUR’lular, jokey ve antrenörler Esnaf Ahilik Sandığı imkânlarından faydalanamayacaktır.

Bildiğiniz üzere, Ahilik Sandığı, geçmişten bu yana halden hale girerek, bugünün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan, sosyal ekonomik düzendir.

Güzel ahlak ve tüm güzel meziyetlerin hayata geçirilmesi ve dahi esnafın, tüccarın, zanaatkârın bu minval de çalışıyor olması demek, uygulamanın yani Ahilik diye adlandırılan yardım sandığının bilinçaltına yerleşmesi elbette önemlidir.

Kendi kural ve kurulları vardır.

Kurullar da ilgili kanunun şümulünden anladığımız kadarı ile tüm “gelir ve giderleri üçer aylık dönemler hâlinde 3568 sayılı Kanuna göre ruhsat almış, denetim yetkisine sahip meslek mensubu yeminli malî müşavirlere denetlettirilerek denetim raporlarının sonuçları ilân edilir.” …
Diye vurgu yaparak açıkça, ifadenin denetçi insanlarının bir kısmını yok saydığına, tanıklık etmemiz gerçeğinde buluşmamıza vesiledir.

Kanunu, anladığımız kadarı ile yorumlayarak anlatmaya gayret ederken, seyrimizde bizleri rahatsız eden bu cümlenin varlığı, elbet dikkatimize mazhar olmuştur. Konunun iyi yanlarını anlatırken, tabii olarak haksız ve hukuksuz duraklarında da, adalet istemek gibi becerilerimizi serlevha etmemiz şart ve geleceğimizdeki “Asım’ın Nesline” boyun borcumuzdur.

DEVAMI VAR…

KIZILCA KIYAMET KÖYÜ

Kızılca Terzi Köyü sınırları içinde, yaşamsal alanlarımızın da bağlı olduğu köy sahil şeridinde yer alan Dengiz Şantiyesi Siteleri Kızılca Terzi Köyü Muhtarlığının iyi niyetli ama bir o kadarda “acz ve tembellik ile korkak” tutumu yüzünden, “ Şarköy Doğalgaz Kombine Çevrim Santrali (890MWe/900MWm/1532MWt)”  Projesi’nde adı bile geçmeyen (Sadece Binbirinci Köy Tatil Sitesinin adı geçmekte)şu anki hali ile yaklaşık 2.100 yazlıkçı diye tabir edilen ve fakat artık kışlık olarak da kullanılan bir yerleşim yerinden tek bir laf bile edilmiyor.
Toplamda ise mağdur vatandaşların yerlerini kendi imkanları ile yaparak tamamlandığında 5.000 konutluk bir yerleşim yeri kendi kaderine terk edilerek, adeta yok sayılmaktadır. Ve kendi köylüsü tarafından bile bir şey yapmadığı vurgulanan muhtarlık kaldı ki , ilgili hiç bir makama resmiyetinde yer vermemiştir.Çünkü o bilgi ve beceriye sahip olunmadığı gibi köylerinin gelişmişliğinin farkında olmadan bizzat köylüsünü eğitim ve kültür üzerinden yönlendiremedikleri için bir çoğu dışarıdan oraya gelerek sahile yerleşen halkında yanında çalışmaya başlamışlardır.
Şimdi Şarköy’de yine yerel sesli ve görüntülü ve basın v.s. kaynaklarda bu bölgeye bir şekilde gelmiş vatandaşlardan hiç bahsedilmiyor. Köyün yaklaşık 100 ün az üzerinde olan hane sayısına karşılık binler olan Dengiz Şantiyesi Siteleri unutulmamalı ki Kızılca Terzi Köyü sahilidir.
Bununla birlikte projesi belli bir noktaya gelen 2015 yılı ikinci yarısı devreye sokulması planlanan çerçevede yapım aşamasında 800 kişi ve fakat bittikten sonra 50 kişiye iş verileceği yazılan raporda yer almaktadır.
500 milyon Euro’luk bir yatırımla 50 kişiye iş verilmekte ise bu nasıl bir yatırım olmakta; zaten şu an siteler bölgesinde köy halkı çalışmakta veya kendi işini yapmaktadır; Demek ki bu bölgeye göç alacağız bundan böyle !!!!!
Diğer yan getiriler varsayılmamıştır burada –gerçi Samsun-Termedeki gibi ileri teknolojide bile elektrik üretiminin verimi % 60; burada yapılacak olanın ise teknolojik ayrıntısı hakkında tam bir bilgi olmamakla birlikte % 40 gibi bir tahmini verimlilik en iyimser düşünme ile olacaktır.
Denizimizde, havamızda oluşacak kayıplar ve topraklarımızda meydana gelecek tahribatlar ise telafisi mümkün olmayan insanlık kayıpları ve yine insanlık ayıbı olarak karşımıza hemen bir kaç yıl sonra çıkacaktır.
Bu zamanın uyanıklarının, rant uğruna peşkeş çektikleri insanlık menfaatleri, bir gün gelecek onları vicdanlarında karanlığa hapsedecek..!!
Pek sayın Kızılcaterziköy Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mustafa Üstün Şarköyün Sesi Gazetesi’ne verdiği demeçte ilgili alanın kişi adına mera kaydı olduğunu ve diğer bilgileri açıkça anlattıklarının yanında Dengiz Şantiyesi Siteleri gerçeğini ya unuttu !! veya burada da bu gerçeği yok sayarak tek başına hareket etmeyi yeğledi !!!
Bu gibi büyük bir projenin tüm köy halkı ve sahilde yer alan Dengiz Şantiyesi Siteleri ile birlikte örgütlü hareket edilerek savuşturulması gerekir.
İyi niyet kuralları dahilinde düşünmek isteriz -ki tersinin Bizlere bir menfaati yok- bundan sonra resmi yazışmalar sıklaşsın ve hep beraber birlik ve beraberlik ruhu ile hareket edelim.
Ve yine Sayın Muhtarlığın kendi köyünde eğitim ve öğretim faaliyetlerine önem vererek temelinde mefkuresi yerleşmiş bir toplumun basiretli ve vakurluğu ile kin ve nefretleri yok etmesi de gönlümüzden geçen temennimizdir.Hizipçilik, kin ve nefret, ben merkeziyetçilik v.s.ile tüm köylü birbirinin kuyusunu kazarken, yarınlarda Bizim yaşam standartlarımıza da zarar vereceğinden diyalog esaslı iletişim sağlanmasında fayda vardır.

Eski* Dengiz Şantiyesi Siteleri
Üst Yönetim Kurulu Başkanı
Selahattin İPEK

 

**24/05/2011 Şarköyün Sesi Gazetesin’de Yayınlanmıştır.

KİMLİKLERİMİZ HAPİSHANELERİMİZ OLMASIN !!!

Bildiğiniz üzere; Genel Kurul’a Sunulan Mevzuat Değişiklikleri için, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) 10 Haziran 2016 ‘da 2. Olağanüstü Genel Kurula Gitti.

Meslek mensuplarının yararına olabilecek değişiklikler olduğu gibi, yöneticilerin de bir takım işlem yönergelerini rahatça uygulamaya alacakları ve yönetme kabiliyetini kuvvetlendirecek değişikliğe gidilerek, T.C. Maliye Bakanlığı ‘na onaylanmak üzere gönderilmiştir.

Özellik arz eden ve diğerlerinden ayrı gördüğüm bir konuda görüşlerimi açıklayarak, meslek mensuplarına, bir fikrin oluşmasında katkı sağlayacağımı umut ediyorum.

SMMM ve YMM‘lerin Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik;
Ortaklık Bürosu veya Şirket Kurarak Mesleki Faaliyette Bulunma Madde 30 – Birden çok meslek mensubu, ortaklık bürosu veya şirket kurarak mesleki faaliyette bulunabilirler. Bu takdirde;
a) Meslek mensuplarının bu büro veya şirketlerde sürdürdükleri faaliyetler ticari faaliyet sayılmaz. “

İbaresi hem eski metin de ve hem de yeni metin de varlığını korumaktadır.

Bu da çelişkiler yumağına katkı sağlıyor kanaatindeyim.. Çünkü Türkiye olarak verdiğimiz taahhüt, bu yönetmeliğin tersini söylemektedir. 2023 vizyonunda da tahmin edilen veya öngörülen hizmet sektör gelirleri küçümsenmeyecek kadar yüksek ve önemlidir. O halde ilgili taahhüdü aşağıda vererek hatırlamanıza yardımcı olursam, yönetmeliğin ne Türk Ticaret Kanunu ve ne de Hizmet Ticareti Genel Antlaşması ile uyum sağlamadığı açıkça ortada olduğu görülmektedir.

Çelişkiden yukarda kastettiğim de budur..

*** Ticari olarak;

– Hukuk hizmetleri,

– Muhasebe, denetim ve danışmanlık hizmetleri,

– Vergi hizmetleri,

– Mimarlık, mühendislik, entegre mühendislik, şehir plancılığı

gibi sektör ve alt sektörler, piyasa ekonomisine açılması talep edilecek şekilde, hem ulusal çerçevesi ile Türk Ticaret Kanunu(TTK) ve hem de 1994 yılında, GATS (The General Agreement on Trade in Services) Hizmet Ticareti Genel Anlaşması kapsamında taahhütte bulunulduğu gibi sayılan hizmet sektörleridir. ***

Bu maddenin bu şekilde olmasının esas sebebi malumu aliniz, eğer ticari sektör olarak kabul edilecek olması halinde, kimsenin odalara kayıt olmayacağı ve odaların hatırı sayılır bir gelirden eksik olacakları varsayımına dayanmaktadır.

Bu vesile ile örnek teşkil etmesi mukabilinde, şirketleşmiş Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM) şirketleri ve
Yeminli Mali Müşavir (YMM) şirketleri bağlı olmaları gereken odalar yerine, ticaret odalarına kayıt yaptırarak, var olan SMMM ve YMM odalarını bypass ederek, odaları yok olma tehlikesi ile karşı karşıya bırakabileceklerdir.

Tersi de olabilir (mi) ? diğer bilmediğimiz gerekçeleri var ise, bilmediğim için iddia etmek istemem.

Ticaret odalarına ödenen ücret ile, meslek odalarımıza ödediğimiz arasında, epey bir fark olduğu ortadadır.
Başka bir gerçeklik de ticari sektör olarak kabul edilmesi halinde, ilgili faaliyet kodları (şimdide değiştirilebilir düşüncesindeyim) daha rahat tespit edilerek, KOSGEB destek kredilerine rahat ulaşım imkanı sağlanacaktır.

Hali ile yeni piyasaya girecekler için bir fırsat eşitliği olmuş olacaktır. Maliyeti aşağı çekilen meslek mensubu, işine odaklanma şansı yakalayacaktır.

Bir de aynı 30. Maddenin,

g) Ortaklık bürosu veya şirketlerin unvanında meslek unvanının açık şekilde kullanılması zorunludur.

Bu fıkranın (b) bendi uyarınca kurulan şirketlerin unvanında, şirket ortaklık hisselerinin yarısından fazlasına sahip olan meslek grubunun unvanı kullanılır.

Bendi çok da masum ifade gibi durmadığını ifade etmek isterim. Sözleşme serbestliği çerçevesinde, bağımsız denetim yaptıracak şirketin, hissesi yüksek olan, unvanın da YMM geçen Denetim Şirketi ‘ne evrilmesi, diğer bir meslek grubuna daha bir baskın olacağından, çok da alkışlanacak bir yanı olmadığıdır.
YMM, bilinen liyakat düsturu üzerinden öncelikle SMMM ile ortaklık neden kurayım sorusuna, kendi benliğinde cevap verecek. Networkü olmayan bir SMMM ile neden bir şirket kurulsun ki?

Tam tasdik ve defter tutma işlemleri yapılamayacaksa neden?

Yine burada ortaklık geleneğini baz alacak olursak, egoların ve güven unsurlarının tarafları şüpheye düşüreceği kanaatini taşımaktayım.
Her ne kadar bi taraf düşünmeye çalışsak da, %50 yani yarı yarıya oranına dem vurulmaması bu hakikatten dolayı önemlidir.
Tabi ki, hisselerde yarı yarıya oranı var olduğu vakit, karşılıklı anlaşılarak hangi unvan kullanılacaksa o meslek grubunun unvanı kullanılabilir.

Sonuç olarak yukarıdaki konular hakkındaki düşüncelerimi kaleme almak ve aktarmak istedim..

Kimlik denilen hapishanelerimize girmeden; görmez, görünmez diye sandığımız karanlıklarda durmayalım, çıkalım..

Saygılarımla…
11 Haziran 2017

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi

bdselahattinipek@gmail.com

-Selahattin İPEK – Hangi Adalet !!! 03.06.2017
-Gats – Hizmet Ticareti Genel Anlaşması
-TÜRMOB – Yönetmelik Taslağı

HANGİ ADALET !!! ” Bu camiada ardıç kadı, çam müftü olduğu sürece, kime gideyim şikayete …? “

GİRİŞ:

İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası’nın tertiplediği “Bağımsız Denetimin Kalitesinin ve Güvenirliliğinin Artırılmasına Yönelik KGK Faaliyetleri Konulu “, Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu ( KGK ) Başkanı Sayın Dr. Genç Osman YARAŞLI ’nın da açılış konuşması yapmış olduğu Panel 11 Mayıs 2017 tarihinde gerçekleşmiş bulunmaktadır.

“ BDY Değişiklik Taslağı ve Kurul Kararları ile Yapılan Düzenlemeler ” hakkında KGK Başkan Yardımcısı Sayın Rafet DİLMEN panelist olarak sunumlarını yapması dolayısı ile yönelttiğim ve meslek camiasını aşağılayan ve incittiğini bildiğim “Serbest” kelimesinin, Bağımsız Denetçi (BD) ibaresinin başına getirilmesinin gelecekte onanmaz meslektaş ayrımcılığına yapılmış bir yanlış olduğunun altını çizerek, Kurum tarafından verilen kimliklerin SBD olarak değiştirilmesi mi gündeme gelecek… ? Düşünce mi paylaşarak, konunun açıklık kazanmasına yönelik bilgilenme sorumu sordum…!

Değerli Meslektaşlarım, bu soruya aldığım cevabı ve infiali biraz sonraya bırakarak, konunun vahameti üzerinde ki haklılık durumumuza bakalım…

İlk duyurusu Haziran 2017 ‘ye kadar olan, Bağımsız Denetim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik Taslağı kapsamında, tüm kişi ve kuruluşlar görüş ve önerilerini, tarih revize edilerek bu defa, “ 02/05/2017 tarihine kadar hukuk@kgk.gov.tr elektronik posta adresine veya Kurumumuza yazılı olarak bildirebilirler. “ denildi.
-Bu revizenin sebebi neydi ?
-Neden öne çekildi?
-Emek – yoğun bir dönem geçiren meslek kamuoyuna, ansızın bu şekilde baskın bir kararla, düşünce ve önerilerini vermesinler diye sanki önemsenmediği iz düşümünü de merak etmiyor değilim. Değiliz…

KOSGEB İcra Kurulu ‘nun, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler (SMMM) aleyhine olmak üzere,
“İşletmelerin; Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından yetkilendirilmiş
bağımsız denetim kuruluşları ve bağımsız denetim yapan Yeminli Mali Müşavirler’den aldıkları bağımsız denetim hizmetlerine destek verilir. , hükümlerini içeren 20.05.2016 tarih, 6759 sayılı OLUR kararı ile bir düzenleme mevcuttur.

Smmm burada buharlaştırılmıştır. Ki tadil edileceği siyasi kurum tarafından (AKİM),
“talep ve önerileri müteakiben söz konusu destek programına ilişkin revizyonlar değerlendirilme sürecine alınmıştır.” yazısı ile cevaplanmış ve 30 Mart 2017 tarihinde, ilgilisine¹ gönderilmiştir.
KOSGEB İcra Kurulu ‘nun bu değişim sinyali su-i zan etmeden yazmaya çalışıyorum ama, ilerdeki meslek ayırımcılığında, ibrenin malum, devlet kademesinden emekli veya süreç içinde unvan sahibi olanlara çevrilmesine mi dayanaktır ?

Ticari olarak;
– Hukuk hizmetleri,

Muhasebe, denetim ve danışmanlık hizmetleri,

– Vergi hizmetleri,

– Mimarlık, mühendislik, entegre mühendislik, şehir plancılığı

gibi sektör ve alt sektörler, piyasa ekonomisine açılması talep edilecek şekilde, hem ulusal çerçevesi ile Türk Ticaret Kanunu(TTK) ve hem de 1994 yılında, GATS (The General Agreement on Trade in Services) Hizmet Ticareti Genel Anlaşması kapsamında taahhütte bulunulduğu gibi sayılan hizmet sektörleridir.

O halde, ulusal ve uluslararası platformlarda kabullenilen bir reel politiğin, geliştirilerek, 2023 vizyonu olarak açıklanan eylem planında yer alan 150 milyar dolarlık ihracatın içinde Bağımsız Denetim hizmet ihracının da olduğu bilinirken; hedef olarak bir şekilde SMMM ‘lerin kenara atılması ile kimlere yol açarak, ranta yönelik destek ve katkı payı sunulduğunun gelecekteki ayak seslerini duymamız gerekir.
Ön görülerimizi iyi görerek duru bir şekilde geleceğimize ters tepki yapan Bağımsız Denetçi ibaresinin başına “ serbest “ ifadesi tabirimi mazur görün, ucubelikten başka bir şey değildir.
Yıllar var ki, kaldırılmasını temenni ettiğimiz bir ifadenin, illa istenmediği halde meslek insanına yakıştırılarak yaftalanmasının anlamını sorgulamamız gerekmektedir.
“ Ticari işletme ” deyimi TTK ‘da mevcut hali ile, GATS ile örtüşüyor.
Hizmet ticareti ile uğraşanları da aynı şekilde ticari ünvanlı birer, “ ticari işletmesi ” olarak ele almamızda bir mahsur yok.

Hatta bu şekli ile bakarsak 4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ‘un kıyısı, köşesinde de dolanmamızın yolunu aralayabiliriz. Doğru olur, yanlış olur o başka bir şey.. Tartışılır…
İş bu durum aynıyla vaki iken, serbest doktor, avukat, mimar, mühendis, eczacı v.s. var mı ki ?
Buna karşılık tuhaf tuhaf işler yapan da, yapamayan da sorduğunuz zaman “serbest” meslek diye yaptığı işi tanımlayabiliyor. Turist rehberleri(!), topuğuna basanlar, kabadayılar…
Kısaca vergi dışılar…
Şimdi başlarda bırakmış olduğum, o panel anlarına dönelim…
Açıklamaya çalıştığım bu ve daha bir çok sebeplerden dolayı “SERBEST” ile olan imtihanımı, yukarda da belirttiğim üzere, Kurumun değerlendirmeye alması yönündeki kanaatimi tevdi ettiğimde, eski Roma’nın Ölüm Arenası olan Colosseum ‘da bir parya ve kendini aslan zanneden moderatörü ile karşılaştım…
Bitmedi sanki provakatör gibi algılanarak, üstünlerden olduklarını kendilerine fısıldayanlardan bile “güvenliği çağırın atın dışarı” diyecek kadar basiretsiz, vakarsız… seslere tahammül etmek zorunda kaldım…
Ha bir de unutmadan yazayım…
Genel kurula beş kala başkanları… Hem ünvanları SMMM olanlar ve hem de denetim derneği yönetim kurulları v.s. Çıt yok…
Çünkü bir yaprak düşse onların gönülleri sevince havi olur. Cühela bilmez… Ancak tabi olur.
İnadına düşmeden, inadına yancı ve yağdanlık olmadan ve hatta kendimizi ortaya koyarak nerede olursa olsun kıyama kalkarız.
Resmen ve alenen tarafıma “benim kim olduğumu biliyor musun ?” diyerek tehdit eden kibirli söz de aslana (moderatör) dediğim gibi, ben Mali Müşavirim… Sen kimsin…
Yerini de biliyorum, yerim de belli. Senin sırça köşkünden baktığın yerden bakmıyorum.
Bizzat saha da ve çok şükür otuz yıldır aynı yerde çok topuklu ve kabadayı gördüm… Sallıyorsun… Sallama… Azdan az, çok dan çok gider. Eyvallah… Tehdit ettiğinin farkındalığında utandığına eminim… Ancak küçük küçük (!) adamların hiç de sesi çıkmadı. Küçük olduklarından mı ne?
Bunlara aynı konumda aynı şey olsa, bizler protesto ederek o çatıda bir hoş seda bırakırız.
Şükür ki ilk ses İkra (Oku) idi, İstiklal Marşım da Korkma diye başlar… Korkmasınlar…

Bu aralar çok bilinen ve seyredildiğine inandığım, eşofmanlı Şevket Hoca gibi cevaplar vermek istemiyorum.. Lakin, bürokrat görünümündeki devlet ricalinin tarafkir olması başka bir sorun.. Moderatörün agresif ve gereksiz çıkışına ve durumu devam ettirmesine sebep yani manipüle etmesinin sebeplerinden bir diğeri de Gözetim Daire Başkanı ‘nın tutumudur. “Soru anlaşılmadı” gibi bir de vücut dilini kullanarak… Yakışmadı vesselam…
Aynı genç ve tecrübesiz bürokratın, Kendi Başkanı, küçük bir derneğin reklam maskotu olduğunda aynı tepkiyi verdi mi? Merak ediyorum… Ediyoruz…

Kurum dahi en az benim kadar konuşur kanaatindeyim ki, reklam panolarından alınan ücretler karşılığında KGK emaresini gösteren hiç ama hiçbir yerde ne bir flama ve alakalı emtea yoktu.
İlginç olan da, slaytları, bu söz de reklamlar münasebeti ile kafalarını sol yan duvara çevirerek görebiliyorlardı. Sahi ya o daire başkanı neredeydi ?
Kerameti kendinden menkuller ne diye Kurum bilincinde buluşarak, tepki gösteremediler. İlginç… Kimseden bir ses duyuldu mu? Anlamadım… Duyuldu mu?
Haksız rekabeti ilgili panelde hem başkan ve hem de konuşmacılar Kuran ‘dan alıntı ile önlemenin ayet numaralarını duyan ve seyreden, pozitif ilmin din ile yordamına kendimden olan benim, olmayanın canı cehenneme demesi mi doğruydu? Sayın genç bürokrata sormak lazım…
Salonun bir kısmını dolduran çağdaşcılardan bu konuda bir cılız ses bile çıkmadı.
Kimsesizlerin kimsesi olmaya devam ederek, sordum dedim ki, Hak ve hukukun hakkını Hak ‘ka teslim ettiniz de hukuk nerede ? Daire başkanının ne ağırına gitti de herkese eşit durması gereken yerde, bizi sattı…!!!
Benim sicilimi tutan Kurumun daire başkanının bir yeminli odasında ne kadar acz içinde olduğunu hele hiç yazmıyorum… Ne işin vardı uzun zamandır ortada yokken bir ymm odasının bahçesinde… Kendin bu kadar küçük bir organizasyonu yapamaz mıydın?
Cevapların çok enteresan olur ve dinlemek isterim aslında…
Ne zaman devlet kisvesinden ayrılarak, denetçi oda ve birlikleri için seçim yaptırmak sureti ile, vesayet ve baskı unsuru olmaktan bu meslek insanları kurtulacak. Yüce Devletimin asık suratlı ve ekabir bürokratlarına saygım olmadığı gibi, gelebilecek her türlü durumu göze aldığımı açıkça beyan ve ikrah etmekteyim.

Devletimin olduğu bir yerde, ara verildiği vakit moderatör hazretlerine yaklaşıp niye böyle oldu dediğim de “ burası yeri değil git kendi odanda derdini anlat “ diyene, diyecek bir şeyim yok. Devlet ricali de onların bir zamanlar birlikte çalıştıkları değil mi? Hele ki bu duruma düşüren odamın da Allah…
Olan biten kameralar tarafından belgeli olmasına rağmen yayınlanmamıştır. Veya yayınlatılmamıştır.
Güvenli ellerde olduğundan o kadar eminim ki, tezviran etmiyorum…
Hasılı hülasa tüm olup biten elbette geride kaldı. Had bilene Eyvallah. Gerisi etiksiz…
Hep kötü şeylerden bahsedecek değilim.

“SERBEST” ibaresi vardı ya hani…Bilin bakalım ne oldu…
Hizmetlerin ağırlık kazanması eğilimini “sanayisizleşme” benzeri terimlerle açıklamak doğru değildir. Bu vesile ile genişleyen hizmetler sanayiye hizmet vererek gelişmektedir.
Tam da burada mesleğimizi tarif eden ibarelerimizin de “kapitalist çevrime” dahil edilerek kaybolmaması gerekir.
Belki son noktayı benimle koydu Kamu Gözetim Kurumu, gaza sahibi bir gazi olarak, çok değerli Meslektaşım, Üstadım, Türmob Yönetim Kurulu Üyesi Hayri ÖZTÜRK ‘ün tekraren sorgulayarak emin bir biçimde, Sayın Kurum Başkanı ‘mız Dr. Genç Osman YARAŞLI ‘ya teyit ettirerek bilgilendirme yapmış olduğu şekli ile “SERBEST” İBARESİ KALDIRILMIŞTIR.

Yerine ise “DENETİMİ ÜSTLENEN BAĞIMSIZ DENETÇİ” İBARESİ KULLANILACAKTIR.
Bilgilendirme için Sayın Türmob Yönetim Kurulu Üyesi Hayri ÖZTÜRK ‘e teşekkürlerimi sunarım.
SON SÖZ:
Hodri meydan dedik bir kere, kimseye dikleşmeden dik durarak…

Kaynak:
– Pınar EROL – 4 Temmuz 2002
¹ Savaş Yıldız – Akim bilgilendirme

TÜRK AKREDİTASYON KURUMU’N DA YANLIŞTAN DÖNÜLDÜ !!

Bildiğiniz üzere, 14.03.2017 tarihinde BDTURKEY.COM manşeti ileKABULLENDİĞİMİZ KADERE İSYAN ETME HAKKIMIZ YOKTUR…!makalemde aşağıya alıntıladıladığım durumu sizlerle paylaşmıştım.
İlk defa Türkiye Muhasebe cenahının Tarafımdan öğrenmiş olduğu bu haber ile, yine bir kurumumuz Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavir meslek insanlarına haksızlık fitili tutuşturarak, sessiz sedasız uygulamaya almış bulunmakta idi.
Kısaca makaleyi hatırlayacak olursak;
“Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) diye bir kurumumuz var. 
4 Kasım 1999’da 4457 sayılı kanunla Başbakanlığa bağlı olarak kurulan kurum, 2011 yılından günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Bakanlığı ile “ilgili” olarak; Uygunluk değerlendirme kuruluşlarının yeterliliklerinin, uluslararası standartlar esas alınarak değerlendirmesini ve onaylanması görevini yerine getirmektedir. ISO/IEC 17011[2] standardına uyum sağlamış olan TÜRKAK; Laboratuvar, belgelendirme ve muayene hizmetlerini yürütecek yurt içi ve yurt dışındaki kuruluşları akredite etmek, bu kuruluşların belirlenen ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyetlerde bulunmalarını ve bu suretle; ürün/hizmet, sistem, personel ve laboratuvar belgelerinin ulusal ve uluslar arası geçerliliğini temin etme görevini yürütmektedir. “(Vikipedi)

Kurumun mantık dairesindeki bu görevlerine elbette bir şey dediğimiz olamaz …

Karşı çıktığımız ise, her şeyin olup bitmiş ve Bizlerin de uyutularak, uygulamanın hazmettirildiği sonucunda mevcuttur. Detaylandıracak olursak;
11 Mayıs 2016 29709 Sayılı  Resmi Gazete ile Uygulanacak Akreditasyon Kullanım Ücreti/Payına Dair Tebliğ ‘de, TÜRKAK ‘a yatırılması gereken pay ile alakalıdır.
Yurt içinde faaliyet gösteren akredite kuruluşların, akreditasyon kapsamında elde ettikleri brüt gelirlerini hesaplayıp, bu bildirimlerini ispat eden mali belgelerin, imzalanarak onaylanması  ve bir örneğinin de Türk Akreditasyon Kurumuna gönderilmesi işlemi, tebliğden evvel Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlerce yapılır iken, tebliğden sonra “yeminli mali müşavirler” tarafından yapılacağı ortaya konmaktadır.

Hali ile de kazanılmış (!) bir hak gibi, her nedense hep karşımızda olan diğer tebliğ ve yönetmelikler gibi ve hatta kararlar gibi, tebliğ ile yasalaşan bu hak (!) münasebetin de YMM ‘ler de firmalara mail yolluyorlar… ”
şeklinde idi.

Makalamizin yayınlanmasından sonra bu defa, T.C. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER)’ ne yapılmış olunan 1700390963 sayılı başvuru 24.03.2017 tarihinde AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI tarafından cevaplanmış ve gelecek yıllarda (neden hemen değil o da ayrı bir konu ya neyse) yayınlanacak Tebliğde, ” beyanların doğruluğunun teyidine ilişkin belgelerin onaylanmasında söz konusu talep ” dikkate alınarak düzenlemenin önü açılmış oldu.
Sonuç olarak, ” 
Bununla birlikte, bu yıl ilk defa uygulanan bu kontrol mekanizmasında kuruluşların sadece yeminli mali müşavirleri değil serbest muhasebeci ve mali müşavirlerince ya da kamu kurumlarının yetkili mercilerince onaylanıp gönderilen tüm belgeler kabul edilmiştir.” diyereke meslek ve meslektaşın kabullenmediği kadere haklı olarak çok şiddetle katılım sağlanarak ” olur ” hükmüne gidilmiştir. 
Emeğimizin berhava olmaması için birlik olalım..

Kader Gayrete Aşıktır…! 

Saygılarımla…
Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

Not:15.03.2017 Tarihinde, ilgili makale üst yazısı ile beraber, aşağıdaki ünvanlara gönderilmiş ve hala bir sonuç Tarafıma tevdi edilmemiştir.

DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM…

Başkanlık Makamına…

Bilgi maksatlı olarak Tarafınıza gönderilmiştir.
Gereğini yapacağınız hususun da harekete geçeceğinize olan inancım ile
Saygılarımı sunarım…

Selahattin İPEK
SMMM – BD
bdselahattinipek@gmail.com

KABULLENDİĞİMİZ KADERE İSYAN ETME HAKKIMIZ YOKTUR…!

Başlığında yazmış olduğum Makalem ile Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) ‘nun yapmış olduğu bir haksızlığı daha ortaya koymuş bulunmaktayız. ” Yurt içinde faaliyet gösteren akredite kuruluşların, akreditasyon kapsamında elde ettikleri brüt gelirlerini hesaplayıp, bu bildirimlerini ispat eden mali belgelerin, imzalanarak onaylanması ve bir örneğinin de Türk Akreditasyon Kurumuna gönderilmesi işlemi, tebliğden evvel Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlerce yapılır iken, tebliğden sonra “yeminli mali müşavirler” tarafından yapılacağı ortaya konmaktadır.”
SMMM ‘lere yapılan bu haksızlıklar öteden beri süregelmekte ve artarak devam etmektedir.
An itibari ile uyandığımız bu haksızlığı da aşağıda isimleri bulunan Oda ve TÜRMOB Başkanlık Makamlarına e-mail yolu ile göndermiş bulunuyorum…
Değerli Yöneticilerimden gereğini arz ettim…

KABULLENDİĞİMİZ KADERE İSYAN ETME HAKKIMIZ YOKTUR…!

* TÜRMOB-TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALARI BİRLİĞİ
* ISMMMO-İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası
* ASMMMO-Ankara Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası
* İZSMMMO-İZMİR SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASI

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI tarafından cevaplanan başvuru aşağıdadır…

T.C. Başbakanlık İletişim Merkezi (BİMER)’ ne yapmış olduğunuz 1700390963 sayılı başvurunuz 24.03.2017 tarihinde AVRUPA BİRLİĞİ BAKANLIĞI tarafından cevaplanmıştır:

Sayın İlgili,
1700390963 Sayılı BİMER’e yaptığınız 16.03.2017 tarihli başvuru.
İlgi dilekçenizdeki hususlar incelenip değerlendirilmiş ve başvurunuz ile ilgili açıklama ve değerlendirmelerimiz aşağıda belirtilmiştir.Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK), 4457 sayılı Kanunun 21. maddesi gereğince akredite kuruluşların elde ettiği gelirlerden alacağı katkı payları ile ilgili olarak her yıl Tebliğ yayınlamaktadır. 2016 yılında bu konuda hazırlanan Tebliğ, 11.05.2016 tarih ve 29709 sayılı Resmi Gazetede yayınlanmış ve katkı payının hesaplanıp ödenmesi ile ilgili usul ve esaslar belirlenmiştir.Anılan Tebliğde geçmiş yıllardan farklı olarak, dilekçede belirtildiği üzere, beyan edilen gelirlerin dayanağı olan mali belgelerin 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununa göre yeminli malî müşavirlere tasdik ettirilerek bir örneğinin Kurumumuza gönderilmesi istenmiştir. Hâlbuki daha önceki Tebliğlerde yalnızca kuruluşların kalite yöneticilerinin beyanları yeterli görülmekte, Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlerce beyanların onaylanması veya başka bir belge istenmemekteydi.Son Tebliğde bu şekilde düzenlenmesinin sebebi, Kurumumuzun 5018 sayılı Kanun kapsamında Sayıştay denetimine tabi olmasıdır. Sayıştay Başkanlığınca düzenlenen denetim raporlarında, uygunluk değerlendirme kuruluşlarının katkı payı beyanlarının doğruluğunu kontrol edebilecek herhangi bir mekanizmanın bulunmadığı tespitine yer verilmiş ve bunun için bir kontrol mekanizmasının kurulması gerektiği belirtilmiştir.Bunun üzerine TÜRKAK olarak, akredite kuruluşların beyanlarının doğruluğunu teyit edebilmek amacıyla, 2016 yılında yayınlanan Tebliğde, benzer kamu kurumlarındaki uygulamalar dikkate alınarak düzenleme yapılmıştır. Bu çerçevede özel kuruluşların beyanlarına ilişkin mali belge, defter ve raporlarını, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununa göre yeminli malî müşavirlere tasdik ettirerek bir örneğini Kurumumuza göndermeleri istenmiştir.Bu konudaki örnek Tebliğ: Milli Emlak Genel Tebliği (4) (Sıra No: 324) olup,“…Hak lehdarı ile varsa alt kiracıların yıllık hasılatını gösteren ve ilgili vergi dairesine yıllık beyanname ekinde verilen gelir tabloları, 1/6/1989 tarihli 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Malî Müşavirlik ve Yeminli Malî Müşavirlik Kanununa göre yeminli malî müşavirlere tasdik ettirilerek bir örneği İdareye verilecektir.” Denilmiştir.

Bununla birlikte, bu yıl ilk defa uygulanan bu kontrol mekanizmasında kuruluşların sadece yeminli mali müşavirleri değil serbest muhasebeci ve mali müşavirlerince ya da kamu kurumlarının yetkili mercilerince onaylanıp gönderilen tüm belgeler kabul edilmiştir.

Gelecek yıllarda yayınlanacak Tebliğde, beyanların doğruluğunun teyidine ilişkin belgelerin onaylanmasında söz konusu talebiniz dikkate alınarak düzenleme yapılmaya çalışılacaktır.Bilgilerinizi rica ederiz.

EN BÜYÜK(!) BAŞKAN… SİZİN OLSUN…

Bugünlerde Mali Müşavirler olarak hakikaten bazı şeylerin sorgulandığına tanık olmaktayız. Bu beni inanılmaz mutlu etmekte. Daha bir zaman önce ” En düşük kademeden en tepeye sizi temsil etmesi için seçtiğiniz kişiler, çalışma ve çabalarının dörtte üç ‘ünü kendi mevkilerini korumak, dörtte birini sizi temsil ettiklerini göstermek için mÜcadele ederler, sizde kendiniz için yararlı bir şeyler yaptiklarını sanıp inanırsınız, inanmayın eleştirin SORGULAYIN… ” (Özkan Zeyrek) diye bir paylaşımı okuduk…

Şimdi ise alıntıladığım şekline tanık oluyoruz…

” Neden biz meslek mensuplarının vakıf olması gereken konularda genelde televizyon programlarına meslek mensubu olmayan danışmanlar davet edilir? Bizden danışman çıkmıyor mu? Yani meslek mensubu defter yazıp beyanname göndermekten başka bir şey bilmiyor mu? Biz belli konularda uzmanlaşamıyor muyuz? “(İsmet Argın)

Durumun fark edilerek farkındalık yaratılmaya çalışılması hem meslek ve hem de meslektaşın uzmanlaşması açısından çok önemlidir. Meslek insanları önce kendilerine olan öz güvenlerini kazanacak ve sonra saygınlıklarını..
Onun için altını bir kez daha çizmek adına aşağıda bu konuya benzer bir biçimi ile itirazım vardı.

Acz içinde olanların ne feveran halde cevaplara sığındıkları da akıl okuması yapılarak ortada.

Halbuki çok haklı ve derneği öne çıkaran bir konuşma ile üyelerin daha çok söz hakkı alması ile öz güven aşılaması yapılmaya çalışılmıştır.

Ve fakat başkan ve adamı özellikle bu reel politikten değil de işte akademisyen biri anlatsın koyunlar da (kusura bakmasın kimse… ses çıkartmayan sorgulamayanlara lafım) dinlesin merkezindeler.
Biz de başkancılık yaparak show yapalım….

Sanki akademisyeni dövüyoruz anlayışında bizi yok etmeye ve dahası hem sorgulayan ve hem de asan durumuna geçtiler. Canları sağ ve fakat İnşallah zihniyetleri salim olsun.

Akademisyen kimliğe saygım sonsuz. Ama onlarında Bizlerin kimliğine olması şartı ile. Herkes işini yapsın.
Onlar kendi dersliklerinde ders mi veriyor..? Onu yapsın.. Beni çağırıyorlar mı ki? Ders vermeye…

Eee siz öğretmen değilsiniz veya akademik kariyeriniz yok..
Senin benim mekanımdaki yerin ise abartılıyor.

Gezici VAİZ MİSİN? 🙂 (Özel bir eğitim ile alınan vaizlik belgesi)

Çünkü formen veya formatör kendim yaratamıyorum. Basiretsizim…
Güvenemiyorum kendi üyelerime… Alt yapıdan haberim yok.
Ancak iyi gezerim ve boş konuşurum…
Diyorsan yönetici olarak, o zaman o atalet içinde benim üzerime esneme. (!) An itibari derneklerin genel profili bu…
Mantar gibi açıldılar. Adları var, ama kendileri olmayan yolculuklarında uykudalar…

Özellikle de hele ki o üniversitenin ilgili birimi ile görüşerek, yüksek lisans modacılığına başlanılmış ise durum daha da vahim…
Bu yüksek lisans mesleğe yeni girecekler için bir avantaj olmasında hem fikirim. Ve fakat diğerleri pompalanmış gündeme malzeme olmuyorlar mı?
Bu da başlı başına tartışılması gereken bir konu… Belki bir gün ya ben veya bir başkası yazar…

Bu arada, bir dernek yine bir ortak panel düzenlediğini sanıyor..
İsmi var ve fakat dernekten kimse yok…(Var olan üniversite titri kullanıyor) Çünkü derneğin içinden çıkacak bir panelist yok.!!!
Bence var da… Başkan ve adamı.. Neyse…

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

İLGİLİ VİDEO İÇİN RESMİ TIKLAYINIZ…

KABULLENDİĞİMİZ KADERE İSYAN ETME HAKKIMIZ YOKTUR…!

Bildiğiniz üzere 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre muhasebe mesleğini icra etmek üzere tüm meslek ve meslektaşlarımız yetki almak zorundadır.
Bu vesile ile Anayasamızın bizlere vermiş olduğu eşitlikçi hak ve özgürlükler çerçevesinde, herkesin gücüne göre vergi verebilmesi ve bunu gerçekleştirirken de çalışma sözleşmelerinin taraflar arasındaki hürriyetine azami önem gösterilmesi gerekir.

Peki tüm bunları millet adına kim yapar… Meclis..

Dolayısı ile Meclis kendi üzerindeki iş yükümlülükleri ve takibatını bir ağ gibi tüm kamu kurum ve kuruluşları nezdinde bir yapılanma sağlayarak, anayasal hak ve özgürlüklerimizi ilgili maddesinde de belirttiği gibi,  koruma altına alarak, güvenlik ortamını sağlamakla mükelleftir.
Şimdi nereden çıktı tüm bunlar dediğinizi duyar gibiyim..
Hem biraz dertleşmek maksadım ve hem de bir felaket tellallığı yapmadan, yine yeniden, haksızlık üzerine havi olan bir durumu Siz değerli meslektaşlarıma duyurmak dileğindeyim…

                Konumuzla alakalı yazmaya çalıştığımdan, diğer yapılan haksızlıklar üzerinde durmayacağım..

Türk Akreditasyon Kurumu (TÜRKAK) diye bir kurumumuz var.
“4 Kasım 1999’da 4457 sayılı kanunla Başbakanlığa bağlı olarak kurulan kurum, 2011 yılından günümüzde Türkiye Cumhuriyeti Avrupa Birliği Bakanlığı ile “ilgili” olarak; Uygunluk değerlendirme kuruluşlarının yeterliliklerinin, uluslararası standartlar esas alınarak değerlendirmesini ve onaylanması görevini yerine getirmektedir. ISO/IEC 17011[2] standardına uyum sağlamış olan TÜRKAK; Laboratuvar, belgelendirme ve muayene hizmetlerini yürütecek yurt içi ve yurt dışındaki kuruluşları akredite etmek, bu kuruluşların belirlenen ulusal ve uluslararası standartlara göre faaliyetlerde bulunmalarını ve bu suretle; ürün/hizmet, sistem, personel ve laboratuvar belgelerinin ulusal ve uluslar arası geçerliliğini temin etme görevini yürütmektedir. “(Vikipedi)

Kurumun mantık dairesindeki bu görevlerine elbette bir şey dediğimiz olamaz …

Karşı çıktığımız ise, her şeyin olup bitmiş ve Bizlerin de uyutularak, uygulamanın hazmettirildiği sonucunda mevcuttur. Detaylandıracak olursak;
11 Mayıs 2016 29709 Sayılı  Resmi Gazete ile Uygulanacak Akreditasyon Kullanım Ücreti/Payına Dair Tebliğ ‘de, TÜRKAK ‘a yatırılması gereken pay ile alakalıdır.
Yurt içinde faaliyet gösteren akredite kuruluşların, akreditasyon kapsamında elde ettikleri brüt gelirlerini hesaplayıp, bu bildirimlerini ispat eden mali belgelerin, imzalanarak onaylanması  ve bir örneğinin de Türk Akreditasyon Kurumuna gönderilmesi işlemi, tebliğden evvel Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlerce yapılır iken, tebliğden sonra “yeminli mali müşavirler” tarafından yapılacağı ortaya konmaktadır.

Hali ile de kazanılmış (!) bir hak gibi, her nedense hep karşımızda olan diğer tebliğ ve yönetmelikler gibi ve hatta kararlar gibi, tebliğ ile yasalaşan bu hak (!) münasebetin de YMM ‘ler de firmalara mail yolluyorlar…

Kurumlara yeterince tanıtamamışız demek ki mesleğimizi Mali Müşavirlerin çalışma alanı içinde, “belgelerine dayanılarak, inceleme, tahlil, denetim yapmak, malî tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek, tahkim, bilirkişilik, değerleme, derecelendirme ve benzeri işleri yapmak.” ( Serbest Muhasebeci Mali Müşavir Ve Yeminli Mali Müşavirlerin Çalışma Usul Ve Esasları Hakkında Yönetmelik (1) Md 18) bulunmasına rağmen,
bu  işlemleri bizlere yaptırmaktan kaçınıyorlar. Ya da kaçınmaları konusunda zorlanıyorlar.

Eh ne diyelim onlar ermiş muradına, artık biz de ortalık yerde durmayalım bari, çıkalım kerevetine… Bu da gelmiş ve bu da geçmiş… Hayırlısı olsun…!!!

Ancak tam da burada , Miguel de Cervantes Saavedra (Don Kişot) ‘dan  bir alıntı yapmak istiyorum..
Don Kişot: Bir dakika bekle! Sana son bir soru daha soracağım! Ondan sonra hangi cehenneme gitmek istiyorsan yolun açık olsun!
Şeytan Atının dizginlerini çekti:
Şeytan: Sor bakalım… dedi alaylı bir sesle, ama lafı uzatma, işim acele…
Don Kişot: Ormanda savaş naraları atanlar senin adamların mıydı?
Şeytan: Elbette… Benim adamlarım çoktur!
Don Kişot: Ama Mağripliler gibi “Allah, Allah” diye bağırıyorlardı.
Şeytan: Ne sandın ya! “Şeytan, Şeytan” diye mi bağıracaklardı? Bizim işimiz bu aslanım: ALDATMAK, daima ALDATMAK!”

Sahi ya ! Bizleri ALDATAN KİM ?

Saygılarımla…

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi

bdselahattinipek@gmail.com

* Sayın Meslektaşım SMMM Zehra Göker ELMAS ‘a, bilgilendirme için teşekkürlerimi sunarım..

İLGİ TEBLİĞ BİLGİNİZİE VE İLGİNİZE SUNULMUŞTUR…

11 Mayıs 2016 ÇARŞAMBA Resmî Gazete Sayı : 29709
TEBLİĞ
Türk Akreditasyon Kurumundan:

TÜRK AKREDİTASYON KURUMUNCA UYGULANACAK AKREDİTASYON

KULLANIM ÜCRETİ/PAYINA DAİR TEBLİĞ

(TÜRKAK: 2016/1)

Amaç ve kapsam

MADDE 1 – (1) Bu Tebliğin amacı, Türk Akreditasyon Kurumu tarafından akredite edilen kuruluşların 2016 yılı için ödeyecekleri akreditasyon kullanım ücreti veya paylarını belirlemek ve bunların ödenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Dayanak

MADDE 2 – (1) Bu Tebliğ, 27/10/1999 tarihli ve 4457 sayılı Türk Akreditasyon Kurumu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 21 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.

Akreditasyon kullanım ücreti/payları ve bildirimi

MADDE 3 – (1) Türk Akreditasyon Kurumu tarafından akredite edilen kuruluşlar, akredite oldukları kapsamlarda yürüttükleri faaliyetleri dolayısıyla, 2016 yılı içinde elde ettikleri brüt gelirlerden (akredite kuruluşların devlete ödediği vergi ve kesinti dâhil) 4 üncü maddede belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde akreditasyon kullanım ücreti/payını Türk Akreditasyon Kurumuna beyan etmekle ve ödemekle yükümlüdür.

(2) Yurt içinde faaliyet gösteren akredite kuruluşların tamamı, 2016 yılında akreditasyon kapsamında elde ettikleri brüt gelirlerini hesaplayıp, usul ve esasları Türk Akreditasyon Kurumu tarafından yıl sonunda, www.turkak.org.tr adresinde yayınlanan duyuruya uygun şekilde, 2017 yılı Mart ayı sonuna kadar Türk Akreditasyon Kurumuna bildirir.

(3) Yurt içinde faaliyet gösteren akredite kuruluşların bu bildirimlerini ispat eden mali belgeleri, 1/6/1989tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yeminli mali müşavirler ya da 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 61 inci maddesinde sayılan genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin muhasebe hizmetlerini yürüten muhasebe yetkilisi tarafından imzalanıp onaylanır ve bir örneği Türk Akreditasyon Kurumuna gönderilir.

Akreditasyon kullanım ücreti/payı hesaplanması ve ödenmesi

MADDE 4 – (1) Yurt içinde faaliyet gösteren akredite kuruluşlardan;

a) Akredite oldukları kapsamlarda yürüttükleri faaliyetler dolayısıyla 2016 yılında elde ettikleri brüt gelirleri toplamı yirmi bin (20.000) Türk Lirası ve altında olanlar ile akreditasyon kapsamındaki faaliyetlerden herhangi bir gelir elde etmeyenler, gelirleri ile ilgili bildirimde bulunur, ancak akreditasyon kullanım ücreti/payı ödemez.

b) Akredite oldukları kapsamlarda yürüttükleri faaliyetler dolayısıyla 2016 yılı içinde elde ettikleri brüt gelirlerinin toplamı yirmi bin (20.000) Türk Lirasının üzerinde olanlar, brüt gelirlerinin toplamı üzerinden binde altı (%0,6) oranında hesaplanacak payı, izleyen yılın Mart ayı sonuna kadar Türk Akreditasyon Kurumunun bildireceği banka hesap numaralarına öder.

(2) Yurt dışında faaliyet gösteren akredite kuruluşlar ise, akreditasyon kullanımı ile ilgili herhangi bir bildirimde bulunmaz ve kullanım ücreti/payı ödemez.

(3) Yurt içinde faaliyet gösteren kuruluşların kullanım ücreti/payı ile ilgili bildirim yapmaması ya da hesaplanan ücret ve payı süresi içerisinde Türk Akreditasyon Kurumu hesaplarına yatırmaması halinde, kuruluş hakkında hem yasal takip işlemi hem de akreditasyonun askıya alınması işlemi başlatılır.

Yürürlük

MADDE 5 – (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 6 – (1) Bu Tebliğ hükümlerini Türk Akreditasyon Kurumu Yönetim Kurulu yürütür.

Yazı da gelmedi, Tura da…

“ Birliğiniz birimi marifetiyle, altında imzaları olanlar tarafından genelge ile duyurulan ve sonuç kısmında “PİYASA MUHASEBECİLERİ” (Mali Müşavirler) olarak bahsi geçen 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile Resmi Sicilde kayıtlı parantez içi Mali Müşavirler kastediliyorsa –ki algıda seçicilik anlamında başka bir anlaşılacak taraf bırakmıyor bu imzayı koyanları kınıyor ve derhal büyük bir hatadan dönülerek tüm camiamızdan bir tekzip ile aynı şekilde, ”özür dilenmesini” arz ve talep ediyorum. 

Diye Denetim Kütüphanesi olarak yaptığımız yayınla, Siz Değerli Meslektaşlarımıza ilk defa duyurmuş ve gereğini de ilgili kurumlardan istem yapmıştık..
Bilhassa, açık bir dilekçe mahiyetinde de olan duyuru haberin ardından, çeşitli platformlarda bu haksızlık ve neresinden tutarsanız tutun hukuka aykırılık durumu bir nebzede olsa çözüme kavuşmuştur.
Bir bir birleşerek nasıl bir güç olduğumuzun farkındalığında, ilgili odanın genelge iptaline gidebiliyorsak, artık UYANDIĞIMIZIN DA farkına her bir devlet organının veya siyasi erkin veya her kim ve organ ise, alanımıza giren sahamızda rahat at koşturamayacağına GERİ ADIM ATMIŞTIR.
Genelgenin geri çekilmesi elbet yetmez ama şimdilik kafi diyoruz. Ve fakat, artık bizlerin yönetici diye tayin ettiklerimiz ile de daha dikkatle ve “arz” etmeden, hak aramamız gerekir.
“Birliğiniz ve Ziraat Odaları kullanımına sunmuş olduğunuz Ziraat Odaları Bilgi Sistemi (ZOBİS) Muhasebe Modülü ‘nün liyakat noksanlığı olanlar ile Birliğiniz kullanımına açılması tabi ki tüm emek yoğun çalışmaların heba olması anlamın da değersizleşmektedir.”
Formatörün eşi diye birilerine peşkeş çekilerek yapılan kasıtlı yanlışın tekrarlanmaması için, daima uyanık ve daima kıyam da olmamız kayıt şartı ile, geri adım atanların yanına kar kalmadan, gerekli hukuki çalışmaların yapılması ve aymazlığın cezalandırılması, temennilere cevap şeklinde olmalıdır. 

Dikkatinizi çekmedi ise, imzaları kontrol edin lütfen…
Yazı da gelmedi, Tura da…
O hal de genelge nasılsa kaldırıldı, yani ” Dik ” geldi demeden gereğinin her halükarda yapılması ve bir daha, bir atanmışın aymazlığına heder edilmemiz önlenmelidir…

Saygılarımla…

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

PİYASA MUHASEBECİLERİ (Mali Müşavirler) SELAHATTİN İPEK

VARLIK FONU NASIL OKUNMALI?

Bildiğiniz üzere; Türkiye Varlık Fonu (TVF) 6741 Sayılı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketinin Kurulması İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 26.08.2016 tarih ve 28913 Sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak kurulmuştur.

Türkiye Varlık Fonu, 23.07.2016 tarih ve 29779 Sayılı Resmi Gazete ile Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnameden sonra kurulmuş olup, kesinlikle KANUN ile yasalaşmıştır. Bazı kesimlerde bu durum yanlış algı yaratılmak üzere dayatılmakta ise de, karıştırmamak gerektiğinin altını bir kez daha çizmek isterim.

Türkiye Varlık Fonu Yönetimi, bir Anonim Şirket “özel hukuk” yapısında, 50 milyon lira kuruluş sermayesi ile kuruldu. Tamamı ödenmiş olan bu sermaye Özelleştirme Fonu’ndan karşılandı. Bu sermayeyi temsil eden paylar Özelleştirme İdaresi Başkanlığına aittir. Şirketin hisse senetleri nama yazılıdır.

Varlık Fonu A.Ş. Ana Sözleşmesine bakacak olursak, amacı ile alakalı olarak çok kısaca şu şekilde özetleyebiliriz. Başbakanlığa bağlı, ana faaliyet konusu fonların kurulması ve yönetimi olan, sermaye piyasalarında araç çeşitliliği ve derinliğine katkı sağlamak, yurt içinde kamuya ait varlıkları ekonomiye kazandırmak, dış kaynak temin etmek, stratejik, büyük ölçekli yatırımlara iştirak etmek için bu fon oluşturulmuş ve bu fona bağlı alt fonları kurmak ve yönetmektir.

Birden bire hayatımıza giren varlık fonu gerçekten istikrarlı şekilde bütçe fazlası veren veya sosyal güvenlik sistemi fazla veren ülkeler de karşımıza çıkan bir uygulama ise, bu durum ne kadar reel politiğe uygun onu çözümlemeye çalışmamızda fayda var… Ülkemiz de o kadar insanımızın gerçekten başkaca bir istihdama gerek yokmuş gibi ortaya çıkan bu fonlaşmanın, o halde gerçek amacına bakmamız da fayda hülasa görmekteyim. Çünkü genelde Türkiye gibi bütçe ve cari açığı olan ülkelerde Varlık Fonu anlamsızdır.

Tam da burada bir başka bakış açısından konuya mercek tutacak olursak, WELFARE STATE (Refah Devleti) olmamamız için hiç bir neden yok… Kıyama kalkmanın bir başka adıdır.

Memleketim için ayrıca, yoruma genişlik vererek baktığımızda Varlık Fonu’nun, REFAH DEVLETİ açılımına işaret etmesi de çok manidar değildir. Liberal ekonomi temelinde Kapitalizmi yaşatmakla beraber, bir nevi burada, VAHŞİ KAPİTALİZM kendi silahları ile vuruldukça, dünya daha da güzel olacaktır. Hayalimizi uyguluyor olmamız, doğru algının hayata geçmiş hali olsa gerek. Vahşi Kapitalizm ve onun silahları ile mücadele ederek sosyal adaleti ve Refah Toplumunu oluşturmak elbette mümkündür diye düşünüyorum.

Şimdi buradan yola çıkacak olursak, 05 Şubat 2017 tarihli ve 29970 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2017/9756 Türkiye Varlık Fonuna Aktarılan Kuruluş, Kaynak ve Varlıklar Hakkında Bakanlar Kurulu Kararında; Aktarılan, Türkiye’nin önde gelen varlıkları, oluşturulan yönetim kurulu da dâhil olmak üzere yazılı, görsel ve sosyal medya da gündemi değiştirerek, üzerinde durulması gereken hangi konular, neden konuşulmaya başlanmıştır?

Borçlanma maliyetinin düşürülmesi esas alınarak fon sağlanması amaçlanırken, diyelim ki maliyeti yüksek bir borçlanma bize göre tehlike oluşturabileceği gibi, ipotek edilerek borçlanılan fon yapısı zamanında borcunu ödeyemediği vakit ne olacak? Çok manidar olan ve son yazılarımda sırası geldikçe anlatmaya çalıştığım, kapitülasyonların hortlaması gibi bir tehlike kapımıza gelmiyor mu? Yap-işlet-devret ile hazinemizin yabancılara tahsilatını taahhüt verdiği ve riski üstlendiği bir zamanda,
elbette ki, komplo teorileri ister istemez aklımıza düşmektedir. Doğal olarak fonda var olan kuruluşların tüm gelirleri yapılması planlanan büyük projelerde kullanılması ile dış kaynak ihtiyacının azalarak işlerin hızlanması düşünülmektedir.

Bunu yaparken varlık fonu yönetimi, birkaç enstrümandan yararlanacaktır. Tahvil ihracı ve sukuk burada kullanılabilir yöntemler olarak karşımıza çıkabilir.

Diğer bir kullanacağı yöntem ise, bilançosunun dönen varlıklar bölümünde stok halindeki uzun vadeli ancak taksitlere dayanan alacakların likit hale dönüştürülmesi işlemidir ki(Seküritizasyon), sıklıkla kullanacağı aşikar görünmektedir. Yani, kredi kartı alacakları, otomobil alacakları, konuttan kaynaklanan ipotek alacakları v.s. örnek olarak gösterilebilir.

Bunun ne mahsuru var diyenlere ise, 2008 Dünya Krizini hatırlatmak isterim. Gündemimizde de var olan ve büyüme lokomotifi olarak görülen, diğer sektörleri de kalkındıran, konut projelerinin, fonlar münasebeti ile bir krize dönüşmesi, yanlış yönetimlerin elinde an meselesidir.

Öyle ise, TVF denetimleri nasıl olacak?

Bunu anlamak için tabi ki yine 6741 Sayılı kanuna bakmak lazım…
TVF bağımsız denetime tabi olacak. Ayrıca bağımsız denetimden geçen mali tablolar ile şirket ve fonların faaliyetleri, Başbakan’ın görevlendirdiği 3 merkezi denetim elemanı tarafından da denetlenecek. Bu heyet, her yıl haziran ayı sonuna kadar raporunu Bakanlar Kurulu’na sunacak. Daha sonra      Başbakanlık bu iki denetim raporu kapsamında hazırladığı raporu Ekim ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’na gönderecek. Başbakanlığın göndermiş olduğu rapor çerçevesinde Plan ve Bütçe Komisyonu da bir denetim yapmış olacak.

Yeter mi?

Yetmez tabi… Her şeyden evvel fonun, 200 milyarlık bir varlığa sahip olmasına rağmen, Bütçe Denetimi ve Sayıştay Denetiminden ari tutulması çok da doğru değil.

Bu arada yapılacak bağımsız denetimin big-four diye tabir edilen kökü dışarda büyük denetim kuruluşlarına yaptırılması ise manidardır. Gelecekte elbet ulusal denetim kuruluşlarından biri tarafından denetlenir olması ise, denetim alanımızın ne kadar güvenilir bir hal aldığının delaleti olarak, ortaya çıkacaktır.

Son söz olarak, “ Türkiye Varlık Fonuna aktarılan kuruluş, kaynak ve varlıklar hakkındaki uygulama ile ilgili olarak ortaya çıkabilecek tereddütleri gidermeye ve gerektiğinde uygulama esaslarını belirlemeye Başbakan yetkilidir. “

PİYASA MUHASEBECİLERİ (Mali Müşavirler)

Birliğiniz birimi marifetiyle, altında imzaları olanlar tarafından genelge ile duyurulan ve sonuç kısmında “PİYASA MUHASEBECİLERİ” (Mali Müşavirler) olarak bahsi geçen 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile Resmi Sicilde kayıtlı parantez içi Mali Müşavirler kastediliyorsa –ki algıda seçicilik anlamında başka bir anlaşılacak taraf bırakmıyor bu imzayı koyanları kınıyor ve derhal büyük bir hatadan dönülerek tüm camiamızdan bir tekzip ile aynı şekilde, ”özür dilenmesini” arz ve talep ediyorum.

TÜRKİYE ZİRAAT ODALARI BİRLİĞİNE

(Gazi Mustafa Kemal Bulvarı No:25
06440 Demirtepe – Ankara / Türkiye)

Sayın Ş. Şemsi BAYRAKTAR

Genel Başkana İletilmek Üzere

 

03.02.2017 tarihinde 15 Numaralı Genelge ile Ziraat Odası Başkanları Muhasebe Müdürlüğü Biriminize göndermiş olduğu, Muhasebe İşlemleri Hakkındaki yazınız Sosyal Medya da infiale sebep olmuştur.

Birliğiniz ve Ziraat Odaları kullanımına sunmuş olduğunuz Ziraat Odaları Bilgi Sistemi (ZOBİS) Muhasebe Modülü ‘nün liyakat noksanlığı olanlar ile Birliğiniz kullanımına açılması tabi ki tüm emek yoğun çalışmaların heba olması anlamın da değersizleşmektedir.

İlgili yazılım neticesi eğitim noksanlığı bilgi akışının zayıflığı da elbet önemli ölçüde bu farkındalığınızı zayıflatarak,  uygulama da birlik belli ki sağlanamamıştır. İş bu durumun neticesi, Başkanlığınızın 3568 sayılı yasa ile ruhsata havi bir Mali Müşavir meslektaşımız ile anlaşarak, uygulama birliğinde tüm Odalarınız ile Muhasebe Sisteminizi tek bir elde toplama yoluna gitmişliğiniz bulunmaktadır.

Elbette ki, Sayın Meslektaşım bu konu da diğer tüm Mali Müşavirler gibi konuya ehil ve üstesinden gelebilecek liyakat ile camiasına ve mesleğine sahip çıkan sadakata havidir.  En azından şahsım olarak Ben bu şekilde düşünmek istiyorum.

“Bu açıdan her bir Odamızın mevcut sistemini, hızla gözden geçirerek, en kısa sürede PİYASA MUHASEBECİLERİ (Mali Müşavirler) ile ilişkisini kesmek sureti ile ortak muhasebe sistemine geçmek için çaba göstermeleri odaların muhasebe yönetiminin, doğruluğu, güvenilirliği ve kalitesi açısından yerinde, yararlı ve daha ekonomik olacaktır.”

Diyorum ki, Muhasebe Müdürlüğü Biriminiz 15 numaralı GENELGE ile yaklaşık 100 bin kişilik,
Türkiye Muhasebe insanlarına hakaret ederken umuyorum ki, Sayın meslektaşım, mesleğini ve tabi olarak meslektaşını korumak için, gerekli girişimleri hem söylev ve hem de yazılı olarak tarafınıza ifade etmişlerdir.  Öncelik oradan gelmesi beklenir.

Birliğiniz birimi marifetiyle,  altında imzaları olanlar tarafından genelge ile duyurulan ve sonuç kısmında  “PİYASA MUHASEBECİLERİ” (Mali Müşavirler)  olarak bahsi geçen 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile Resmi Sicilde kayıtlı parantez içi Mali Müşavirler kastediliyorsa –ki algıda seçicilik anlamında başka bir anlaşılacak taraf bırakmıyor bu imzayı koyanları kınıyor ve derhal büyük bir hatadan dönülerek tüm camiamızdan bir tekzip ile aynı şekilde, ”özür dilenmesini” arz ve talep ediyorum.

Hiç kimsenin bir kaç istisna olsa bile, güzide bir Mali Müşavirlik meslek camiasını karartarak, hakaret etmesine hakkı yoktur. Konu hakkında Sayın İSMMMO Başkanım ve yine Sayın TÜRMOB Başkanımın gerekli girişimlerde bulunması temennilerimi de bu vesile ile kendilerine, Dağıtım “Gereği ve Bilgi İçin” bu dilekçenin ekleri ile beraber bilhassa fax ve mail çekerek nakletmiş olacağımdan,    ziraatodalari@tzob.org.tr e-posta adresine iletilmiş ayrıca, Birliğinizin (0312) 231 76 27 nolu faksınıza gönderilmiştir.

Bilgi edinilmesini ve Birliğinizin bu konu hakkındaki tutumunuz ve cevabınızı (TÜRMOB) Türkiye Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği ile (İSMMMO) İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odasına bir örneğinin de Şahsıma gönderilmesini arz ve talep ederim. 20.02.2017

Saygılarımla…

bdselahattinipek@gmail.com

DAĞITIM

GEREĞİ İÇİN :

-TÜRKİYE ZİRAAT ODALARI BİRLİĞİNE

BİLGİ İÇİN :

– (TÜRMOB) TÜRKİYE SERBEST MUHASEBECİ VE MALİ MÜŞAVİRLER
VE YEMİNLİ MALİ MÜŞAVİRLER ODALARI BİRLİĞİNE

– (İSMMMO) İSTANBUL SERBEST MUHASEBECİ MALİ MÜŞAVİRLER ODASINA

Not: Değerli Meslektaşlarım, adı geçen yukarıdaki üç kurumun e-posta adreslerine gönderim yapıldı.

Ek / Genelge No:15 Aşağıdadır…

Go to Top