Ana Sayfa

Taksi Durakları ve Plaka Sahiplerine Denetim

Malum bu zamanlarda mükellefleri, maddi bir külfetle beraber, hem de yetiştiremeyeceğim ve ceza yiyebilirim korkusu ile bir telaş sarmış bulunmaktadır.

Nedeni ise, bildiğimiz bir uygulamanın hayata geçirilme vaktinin gelip çattığı 01 Ocak 2016 tarihidir. İşte bu, 15.06.2013 tarihli resmi gazetede yayınlanan 426 sıra nolu V.U.K. genel tebliği ve 29.06.2013 tarihli resmi gazetede yayınlanan 427 sıra nolu V.U.K. genel tebliği ile, yeni nesil ödeme kaydedici cihazların (YNÖKC) kullanılma mecburiyeti ve onaylanmasına dair usul ve esaslar belirlenmiş ve uygulamaya alınmak üzere verilen süreye çok az bir zaman kalmıştır. Aykırı hareket eden mükellefler hakkında Vergi Usul Kanununun mükerrer 355 inci maddesinde yer alan cezai hükümler uygulanır.

Yoğun ve tempolu geçen bu zamanlarda, E-Fatura, E-Defter, E-Arşiv, YNÖKC (YNÖKC’de bu arada kademeli veya bir yıl mükellef ayırımı yapılmaksızın uzatma söz konusu) v.s. işlerin başvurusu ve hazırlıkları, defter tasdik ve yılsonu yapılması önemli bir takım muhasebe denetimlerini yetiştirmek için emek-yoğun çalışırken, bir başka konu hakkında, fikirlere açık bir işaret koymayı hedefleyerek, yazının amacını açmaya çalışacağım.

Ülkemiz geleceğini yakından ilgilendiren kayıt dışı ekonomi, gelişimin odak noktasında devamlı olarak bir engel olarak yer almıştır. Bunlardan, nakliye, lojistik ve ulaşım konularında devamlı bir kayıp ve kaçak olduğu söylenegelmekle beraber yapılan birkaç iyileştirme de sorunlara çözüm olmamıştır.

Amacım, konumuza esas teşkil eden ve özellik arz eden şehir için de zaman zaman genel networke yakın olmayan lokasyonlar da kullandığımız, ulaşımımız için önemli bir yere sahip olan, taksi ve minibüsleri detaylandırarak, gelirleri üzerinden ekonomimize olan katma değerlerini yazmaya çalışmak olacaktır.
Burada önemli bir hatırlatmayı tekrar yazmak isterim ki; şehir içi ulaşımın çok önemli aktörleri olan bu taksici ve minibüsçü esnafının gelirleri üzerinden, hâkim siyasetlerin, hemen hemen tamamı bir gelir politikası izleyerek vergi salınımına o kadar da girememiş ve bu sektör kendi oligark düzenini kurarak, gerekirse isteklerinde politikalar dizayn etmişlerdir. Böyle gelmiş olan bir düzenin yine aynı yanlış ile devam etmesi tabi ki mümkün değildir.

Öyle ise, durumdan vazife çıkarmak sureti ile, bu esnafların nasıl çalışma içinde olduklarını bilerek, ona göre bir vergisel düzenlemeye gidilmesinde fayda hülasa görmekteyim. Taksi ve minibüs esnafının elbet büyük fiziki güvenlik ve sosyal güvenlik bakımından sorunları var ve acilen çözümlenmesi gerekir. Bu ve buna benzer sorunları buradan bu makale de yazmaktan yana değilim.
Vergisel anlamda konuya bakmaya devam edelim.

Taksici esnafının realitede çok büyük rakamlara ulaşan plaka ücretleri ile, yine minibüsçülerin hat parası bir rantiye olarak ilk bakışta göze çarpan, alış-verişe de konu olan iş sahalarını, hatta kayıt içinde olmayan iş bu durum, kendi illegalitesini (mafyasını) oluşturmuştur. Yüksek değerlerin telaffuz edildiği bu camianın tek tek veya şirketleşen bir yapıya bürünerek, ekmeğini kazananın geleceği olurken, açgözlülerin ise bir bakıma yine zor durumdaki, ekmeğinin peşinden koşanlara kan kusturduğu, bir görünmeyen mekanizma halinde devamlılığını sağlamaktadır.

Taksi ve minibüsçü esnafının geceli ve gündüzlü olarak çalıştığı, patronaj grubunun keyfi tutum ve davranışları ile çalıştırılan şoförlere yüklediği her türlü vergisel yükümlülükler ve dahi bakım onarım gibi sorunların giderilmesi v.s. rantiyeciye yaramakla beraber, bu simsarların gelirlerinden ödedikleri vergileri ise, bir asgari ücretliden daha az ve komik bir tutara isabet etmektedir.

Şimdi, geceli gündüzlü çalışan bir taksinin (ki örneklemi taksi üzerinden veriyorum, minibüs için empati okuyucuya kalsın) ortalama günlük geliri 24 saat üzerinden 150-300 TL ‘dır.
Peki, burada 12 saat esası üzerinden, bir günde taksisini iki kişiye kiraya veren plaka sahibi, bu kira geliri üzerinden Gayri Menkul Sermaye İradı (GMSİ) adı altında bir beyanda bulunmakta mı?
Hayır…

Dolayısı ile bu konuda türev vergi çıkaramayan idare görevini yerine getirememektedir. Üstelik bulundukları semte, plakayı taktıkları arabanın marka ve modeline, durdukları durağa v.s. göre, bu vergileme iyi bir takip ile daha fazla vergi salınmasına sebeptir. Halen üçte iki çoğunluğu çok komik beyanlarda bulunup, haksız rant sağlayarak eşit toplum ilkesini kökünden baltalamaktadırlar.
İş bununla da bitmiyor elbet

O halde yukarda bahsi edilen YNÖKC ‘ın ticari taksilerde kullanımı halinde bir çok kazanımların olacağı muhakkaktır.

Bir bakalım… YNÖKC kullanımı, hem taksici yönünden ve hem de bu araçları kullananlar açısından, yani tarafların fayda gördüğünü bir kenara bırakırsak, kayıt dışı ile mücadeleye de katkı sağlayarak vergi gelirlerinde artışa neden olacaktır.

O halde belki bir benzerlik bağı kuracak olursak, akaryakıt pompalarına bağlanan ödeme kaydedici cihazlarla başlanılan bir sistemin, hiyerarşik olarak sürdürülebilir devamı niteliğinde olması bakımından, Yeni Nesil Ödeme Kaydedici Cihaz kullanımının, taksi ve minibüsçü esnafında zorunlu kullanımının sağlanması ekonomimizin geleceği için önemlilik arz etmektedir.

Tıpkı yukarda yazdığım, Katma Değer Vergisi Mükelleflerinin Ödeme Kaydedici Cihazları Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında 3100 sayılı Kanuna göre akaryakıt pompaları ödeme kaydedici cihazlara bağlanan istasyonlarda yapılan akaryakıt satışlarında düzenlenecek ödeme kaydedici cihaz fişleri ve bu fişlerin faturaya dönüştürülmesi ile ilgili işlemlere ait 68 sıra nolu tebliğ 26282 Sayılı Resmi Gazete ‘de 07 Eylül 2006 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe girdiği gibi…
Evrilerek, taksi ve minibüslerde kullanılır bir tebliğin konusunu oluşturmakta, öneri ve görüşler alınmak sureti ile, gelir idaresinin asli görevi olarak sunulur.

Böyle bir tebliğin çıkarılması karşılığında, taksici esnafı yeni bir otomobil alırken, Özel Tüketim Vergisi ‘nden muaf tutularak, dolayısı ile hem taksiler yenilenmiş ve hem de diğer sektörlerde bir canlanma ve hareketlilik kazandırılmış olunur.

Cihazın kullanımı sayesinde, korsan taksi olayı asgari ölçütlere çekilebilir ve istihdam edilen şoför personel de kayıt altına alınarak, büyük ölçüde yasal zeminlerde ülke kazanmışlığı sağlanır.

Belli bir kamera kontrol sistemi ile güvenlikleri sağlanırken, taksimetre ile uyumlaştırılan cihazlar münasebeti ile yolcuya verilmeyen veya kesilmeyen fişler vergisel bir döngüye girerek ekonomiye dâhil edilecektir. Üzerinde nakit para taşımak zorunda kalmayan yolcudan, para üstü vermemek adına türlü kılıklara giren şoför mahalli insanına birçok işlevsel değişikler olacaktır.
Dolayısı ile iş dünyası için özellikle yapılması gereken bir düzenleme ile taksi masraflarında ortaya çıkan kötüye kullanımı, ortadan kaldırarak, cihazın kullanımı ile slipler aracılığıyla alınan hizmetin niteliği tam olarak tespit edilebilecektir.

Tüm bu tedbirlerin karşılanarak uygulamaya alınmasında, taksi talebi artacağından, özellikle, kart ve banka türev ürünlerinde lehe artışlar olmakla beraber, bu uygulama ile taksinin sahibi de, kullanan da, devlet de fayda sağlayarak kayıt dışı ekonomi, en azından belli bir oranda kayıt altına alınarak ülkemiz menfaatine zenginleşmeler ile gelişmemize katkı olacaktır.

Son söz olarak yeni nesil ödeme kaydedici cihaz ile Maliye Bakanlığı arasında istenildiği vakit bir köprü kurulacağı varsayımı ortadadır.

Bu suretle, istendiği vakit, direk gözetim altında denetlenebilir ve hazır halde onay bekleyen GMSİ gibi, hazır hale getirilebilir beyanname idare tarafından mükellefe sunulabilir. Yani beyan usulü vergilemeden vazgeçilerek, Gelir İdaresince tercih edilebilir bir yöntem olarak ele alınıp, hayata geçmesi olası bir uygulama olarak geliştirilerek, genişletilebilir.

Selahattin İpek
Serbest Muhasebeci Mali Müşavir
Bağımsız Denetçi

Tarih: 17.12.2015
Kaynak: http://www.muhasebetr.com/yazarlarimiz/selahattinipek/005/

Ana Sayfa

BELEDİYE İÇ DENETÇİSİNE ÜVEY EVLAT MUAMELESİ YAPIYOR !!!

Uluslararası kuruluşlar çok eskiden beri kabul görmüş standartlar eşiğinde yürütülürken, sonraları ortak bir denetimin sağlanabilmesi adına iç denetimin geliştirilerek uygulanmasına örneklik etmişlerdir. Önceleri özel sektöre yönelik olarak uygulama alanı bulan iç denetim, hemen sonra 1941 yılında ABD’de Uluslararası İç Denetim Enstitüsü (IIA) kurulmuş olmakla beraber, 1980 ‘ler ile beraber denetim anlayışının gelişerek evirildiğini ve kamu da kendini göstermeye başladığını görmek mümkündür.
Çeşitli paktlarla bir araya gelen ülkelerde , kamu kurum ve kuruluşlarında mali saydamlığın ve hesap verilebilirliğin sağlanabilmesi amacıyla iç denetimin ve dış denetimin önemine binaen, çeşitli yasalar ile desteklenerek zorunlu uygulamalara geçilmiştir.
Peki özel sektörde başlayarak, daha sonra kamu kurum ve kuruluşlarında evirilerek gelişen ve daha bir önem atfedilen bu durum neleri kapsar?
Hukuka uygunluk, mali denetim ve performans denetimi…

Demek oluyor ki, şeffaflık etiğinde hesap verilebilir olmak, özellikle mali ve hukuki ve hatta performans açısından kamu yararına kim çalışıyor veya çalışmıyor, eldeki var olanları en iyi şekilde kamu menfaatine uygulanabilirliği açısından iç ve dış diye tabir edeceğimiz denetim olgusunda hem fikiriz.
Dünya genel literatüründen kendi ülkemize doğru odaklandığımız vakit, karşımıza bu defa 1990 ‘lar da güçlü sermayeli özel şirketlerde organize olan iç denetim faaliyetlerinin, yine banka ve finans sektöründe meydana gelen çalkantıları neticesi ve uluslararası dalgalanmalar sonucunda Banka ve Denetleme Kurulu (BDDK_2001) tarafından zorunlu kılınarak statü kazanmıştır.
Hatta 2003 yılında kabul edilen 5018 sayılı yasa ile Kamu kurumlarında zorunlu hale getirilmiştir.
5018 sayılı “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu” gereğince Üst Yöneticiye bağlı olarak İlgili kanuna göre İç Denetim Birimi (55.Madde) tüm belediyelerde kurularak görevlendirmeler yapılmıştır.
Kamu kaynaklarının bu yönetimler tarafından kaynağın asıl sahibi vatandaşların azami yararını sağlayacak biçimde kullanılması, üzerinde hassasiyetle durulan bir konudur.
Kanun iç denetimin iç denetçiler tarafından dış denetimin ise Sayıştay tarafından yapılmasını öngörmektedir.
Yerel yönetimleri düzenleyen yasalarda da denetime ilişkin olarak 5018 sayılı Kanuna paralel düzenlemelere yer verilmiştir.

İç denetim faaliyetlerinin yürütülmesinde standardı sağlamak ve iç denetim birimlerinin Kamu İç Denetim Standartlarına uyumunu artırmak amacıyla; iç denetim faaliyetlerinin planlanması, yürütülmesi, raporlanması ve izlenmesi süreçlerinin otomasyon üzerinden yürütülmesini sağlayacak şekilde bir Kamu İç Denetim Yazılımı (İçDen) geliştirilmiş ve iç denetim birimlerinde hayata geçirilmiştir.
Üst Yöneticinin Sorumlulukları kapsamında olan iç denetim birimleri bu vesile ile tüm olması gereken standartlar çerçevesinde ehil olan iç denetçiler ile vazifelendirilirler.
Gelişmişlik düzeyimizi yakından ilgilendiren bu çabaların asıl amacı mali yönetimin yolsuzluklar karşısında saydam ve hesap verebilir bir mücadelede anahtar görevi yerine getirmiş olmaktır.
İlk defa 2006/10911 Karar Sayısı ile, iç denetçi kadrolarının ihdası; İç Denetim Koordinasyon Kurulunun Kararı ve İçişleri Bakanlığının 14/8/2006 tarihli ve 7603 sayılı yazısı üzerine, 22/12/2005 tarihli ve 5436 sayılı Kanunun 16 ncı maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 28/8/2006 tarihinde kararlaştırılmıştır.
Daha sonra 06/05/2013 tarihli ve 2013/4747 sayılı kararname eki ile tahsis edilen kadro ve yine 2014 yılının iç denetçiler için çok önemli olmasının bu kadroya ne kadar önem verildiğinin göstergesidir.
Belediyeler yönünden bakıldığında ise, iç denetçilerin her ne kadar, sınırlı kaynakların ekonomik ve verimli kullanılması için önerilerde bulunarak, harcama sonrasında yasal uygunluk denetimi yaptıkları için, bir nevi kadrolu olarak atandıklarından; üst yönetici yani belediye başkanları kendilerini ‘vesayet’ altında görürler.
Şöyle ki, kontrolü dışında bir idari yapının olması, bu birimin denetim birimi olması ve kendi iş ve işlemlerini de denetleyecek olması, rahatsız olmalarına neden olmaktadır.
Kapalı da olsa hâkimiyet kurmaya çalışmaktalar ve bu durum, çatışmalara neden olmaktadır.

Kapalı da olsa hâkimiyet kurmaya çalışmaktalar ve bu durum, çatışmalara neden olmaktadır.
İşbu algı, iç denetçilerin görevlendirme yerlerinde kendilerine ispiyoncu veya durumları ifşa eden olarak farklı bir gözle bakılmasını ortaya koyar. Maalesef denetim denince ürkülen ve kötü bir süreç olduğu yönündeki algılama iç denetim gibi sürekli bir denetimi öngören anlayışın özellikle belediyelerde benimsenmesini engellemek-tedir.
Tıpkı içimizdeki hainler diye adlandırılan bu denetim insanları bu yüzden bulundukları ofislerinde ikinci sınıf bir muameleye tabi olurlar. Birçok belediyede üst yönetici tarafından sahiplenilmemesi, gerekli önemin verilmemesi de dolayısıyla iç denetim sistemine olan inançsızlığı beraberinde getirmektedir.
Gerçekten, siyasal kaygılarla önceden uygulamaya konulan projelerin rafa kaldırılması, belediye meclisi üyelerinin belediyeye dolaylı iş yapma istekleri, liyakat sahibi olmayan kimselerin müdür sıfatında atanması, iç denetçilere gerekli ortamın sağlanmaması gibi bir takım sorunlar, belediyelerde iç kontrol sisteminin işletilmesinde bir takım riskler doğurmaktadır.
Ayrıca, idari personel (Daire Başkanları, Şube Müdürleri gibi) ile iç denetçiler arasında başta maaşlar olmak üzere özlük haklarında farklılıklar olması, içten içe çatışma ve mukayese yaratmaktadır.
İç denetçilere gerekli idari ve fiziki ortam oluşturulmayarak, dolaylı olarak çalışmaları engellenmektedir.
Belediyenin tahsis ettiği yerlerde görevlerini ifa etmekteki zorluklar ortada iken bir insanın günlük mesaisini bu yerlerde bitirmesi, yaşamını idame ettirebilmesi sosyo psikolojik izlerin kalıcılığında mümkün ve hakkani değildir.
Ortalama uluslararası büro standartlarından uzak, izbe yerleşim alanlarının genellikle tahsis edildiği bu yerlerde, çalışanların hayati meslek hastalıklarına yakalanmaları, psikolojilerin bozulması gibi çok temel yaşam haklarına tecavüz edilmesi ve hatta bu sayede mobing ile asli görevini yapamaz hale gelmesi üzücü ve insani değildir.
Mesleğin icra edildiği mekanlarda ve verilen hizmetlerde asgari düzeyde olması gereken standartları oluşturmak için çalışmak ve tüm bunları oluştururken, fiziki mekan ve çalışma standartları olmak üzere iki başlık belirlemek gerekmektedir.
Ve fakat ne büro standartları ve ne de tam olarak çalışma usül ve esasları belirlenmemiş, tabiri caiz ise, iç denetçilere tahsis edilen alanların merdiven altı diye tabir edilen yerler de itibarsızlaştırılarak uygun görülen alanlar olduğunu maalesef an itibari ile görüyor ve yaşıyoruz.
Mesela, tahsis edilen en az denetçi sayısına göre çalışma ofisinin kişi başına düşen, çalışma alanı m² ‘si, bekleme salonu, toplantı salonu ve önemli mevzulardan biri de, arşivi en az kaç m² olacağı, denetçilerin dinlenme salonları ve hobi alanları v.s.ile alakalı hiçbir standart belirlenmiş olmamakla beraber, maddi olarak da bunların yerine getirilme keyfiyetini karşılayacak veya öngörecek kazanımlar yakın geleceğimizde yer almamaktadır.
Avrupa Birliği muktesabatında dahi var olan (32. Fasıl) bu normların kenarından köşesinden geçmeyen, bir karışık düzenimiz olduğunu bilelim. Oysa ki, belediye sosyal tesislerinden bile, fayda ve yarar sağlamak orda görevli olan denetçiler de, moral ve motivasyon yaratarak, merkezine, olması gereken gibi, insanın alındığı bir hizmet anlayışının varlığını aşikar eder.
Atanan bu iç denetçilere, denetlenmeyi hazmedemeyen “ seçilen başkanlar,” istedikleri gibi bir raporlanmaya meydan bulamadıkları çekincesinde, tabiri caiz ise üvey evlat muamelesi yapmaktalar.
09 Kasım 2015
Saygılarımla…
Selahattin İPEK – Bağımsız Denetçi
Bdselahattinipek@gmail.com
Kaynak:
– 5018 sayılı “Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu”
– Mustafa Özdemir – İç Denetçi / Kamu Yönetimlerinde Sürdürülebilirlik
– Belediyelerde İç Kontrol Uygulamaları Ve Karşılaşılan Sorunlar
Abdullah ALTINTAŞ – Sayıştay Denetçisi
Metin KOCABAY – İnönü Ünv. İç Denetçi (Yeminli Mali Müşavir)

Ana Sayfa

Bağımsız Denetim De Kuru Gürültüler…

Zamanımızın en popüler konularından biridir denetim. Kaygan bir zemin üzerinde, yapan ve yaptıran açısından, zaman damgasıdır denetim. Zaman, ilgili veya paydaş kurumların, ülkeyi “temiz ve arzu edilen bir düzenin” olduğu seviyeye yükseltmek uğruna, eksik ve yanlış veya hatalı davranışları bile olsa, pek de yeni olmamakla beraber küllerinden doğacak olan bir mesleğin kadükleşerek, meslektaşa yük olmaması için çalışanların, tam da denetim takvimidir.

Öyleyse neden boşa geçiyor bu zamanlar?

Anı yaşayarak, an be an geleceğimize doğru koştuğumuzun farkındalığında, akla gelen ticari bir sektör olarak, bu alanda kimler ve nasıl duruşlar sergileyerek, hakkıyla bu işi kurtarabilecek?

Bu ve benzeri konularda kendimize gelmenin tam da vaktidir bu zaman da denetim.

Muammanın içinde sürüklenirken, bunun farkında olmak, öyle kolay olmasa gerek…

Devamlı bir söz döğüşünde nasılsa herkes klavyenin başında bir başkalaşarak, varım demekte.!!!

İşin rengi hiç de bu şekilde olmamakla beraber, suya yazılanın bileşik kaplar misali, içerdekini dışarıya vermekten başka bir şey olmadığı gerçeğinde buluşmaktadır. Kuru gürültü de doğruların ve gerçeklerin kaybolduğunu görmek, insanı hem üzmekte ve umudunu kırmaktadır.

Mesleki organizasyonun değişimi ve yeniden yapılanmasının başarısı için yaklaşımımızı gözden geçirerek değer ve öğelerimizi oluşturmamız gerekir.

Bu yaklaşımları teker teker anlamaya çalışalım ve herkesin bu organizasyona katkılarının neler olması gerektiğini irdelemeye mümkün olduğunca hizmet edelim.

“ Değişim ve yeniden yapılanmadan önce organizasyon yapısının “Ne” olduğunu ve “Ne” tür özelliklere sahip olduğunu bilmek gereklidir.

Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Niçin (Neden)” gerek olduğu iyi bir şekilde ortaya konulmalıdır.

Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanmaya “Ne Zaman” başlanması gerektiği bir zaman planlaması yapılarak ortaya konulmalıdır. Değişim ve yeniden yapılanma sürecinde tüm yapılacak işlemlerin kilometre taşlarının bir zaman akım şeması içerisinde gösterilmesi gereklidir.

Organizasyon içerisinde değişimin “Nasıl” gerçekleştirileceğine ilişkin bir stratejik planlama yapılmalıdır. Stratejik planlama organizasyonun değişim ve yeniden yapılanma ile başarmak istediği ve ulaşmayı arzuladığı amaçları ve bunun nasıl yapılabileceğini ortaya koyan bir planlama ve programlama aracıdır.

Organizasyonda değişim ve yeniden yapılanma reformu ile “Nereye” ulaşılmak istendiği öncelikle organizasyonun Vizyon Bildirisi içerisinde açık bir şekilde ortaya konulmalıdır. Stratejik planlama içerisinde ayrıca organizasyonda üstlenilen misyon ile “Nereye” ulaşılmak istendiğinin açık ve anlaşılır olması gereklidir.

Organizasyonda değişimi “Kim” gerçekleştirecektir.”

Alıntıladığım 5N ve 1K ‘da olduğu gibi hiç kimse, denetimin değişim ve yeniden yapılanması organizasyonunda yer almayarak, sorumluluktan kaçmış ve bunu az seviyeli meslek siyaseti duygusu içinde, sorgulama cesaretini gösterememiştir.

Peki bu eksikliğimiz neden?

Boş ve tenekeci konuşmaları bırakarak, hem eğitme ve hem de eğitilme, gerçeğinde uyanarak, elimizi taşın altına koymuyoruz.

Denetim, kendi izinde emin adımlarla geleceğin prezantabl bir ticari sektörü olarak ilerlerken;

bu işi yöneten ve yönlendiren Kurum değil belki ama, denetçilerin hazır olmadıkları ve sabırsız oldukları ortadadır. Denetimi yöneten ve yönlendiren ve hatta gözetenin yanlış ve yavaşlıkların dan bahsedebiliriz. (!) Mamafih denetimi kurtaracak denetçiler, hatta boş monologlar ile örgütlenmeyi, bir takım “denetim hortumcularına” bıraktıkları için, gerçeğe uyandıkları vakit çoktan iş işten geçmiş olacak. Biz yine hantal 3568 ‘den bir şeyler dilenerek dolaşacağız.

An itibari ile “Islık Çalarak” geleceğe yürümemiz gerekir.

Ya yoksa dernek adı altında, özellikle, yönetim kurulu elitistlerini (!), maalesef boy aynasında seyretmeye devam edeceğiz.

Denetim alanının bir ekip işi olduğu bir vakadır.

Kimsenin bu konuda bir endişesi olmadan kabul edeceği bu durum hakkında, bir şeyleri tekrar tekrar yazmanın bir anlamı yok.

Buradan yola çıkarak bir takım geçiş pozisyonlarından belge alamayanlar, birkaç kişi olan provakatif eylemcilerin(!) arkasında, hatta bu eylemcilerin bir çoğunun da belgesi var üstelik, sanırsın denetimin kucağına doğmuş şahsiyetler ve sanki sınav ile denetçi belgesi alacak olanların bu işlerin kompetanı gibi kendilerini göstermeleri veya gösterilmesi yanlışlığına düşmeyelim.

Toparlayıcı olmak, güçleri birleştirmek, v.s…(!)

Hâsılı hülasa tam tasdik yapan ve elinde bundan başkada bir şey kalmayan YMM ‘lerin de, denetimde eşit hak ve hukuk kapsamında kalmalarını sağlayarak, tek tek bireylerin birleşerek, kuvvet olmaları gerçeğini insanlara hatırlatmamız gerekir.

İşte bundandır ki nazire olarak birbirlerine paralel hareket eden meslek ve meslektaş gruplarının varlığında, kazanan bizler olmuyoruz.

Evet. Kümeleşmeler veya ötekileştirmeler bir gücü ortaya çıkarır belki (!)

Lakin neyin pahasına? Kibirlilerin yörüngesinde yok olma pahasına olabilir mi?

En iyisi mi akıl okuma yanlışlığına girerek kimse kendine ayrılan cürümü fazlaca abartmamalı ve gökkuşağı renklerinde ahenkle hizmet eden değer olmalıdır.

Elbet denetçi insanların varlığı kurumları oluşturarak gereken işlerin yapılmasına imkân sağlar. Ki denetçi olacak birey de zaten bunun ekip ile olacağı gerçeğini bilmektedir sanırım.

Hak ve hukukta eşitlik olduğu hükmünden yola çıkarak ister birey ve isterse A.Ş., Dernek, Oda, Birlik v.s en güçsüzünden en güçlüsüne kadar ve hatta en güçlüsünden de en zayıfını korumak adına, metodlaşmak gerekir …

Dolayısı ile bu alanda ” free zone ” olmaz.

Örgütlü topluma yapılan yolculukta, öncelikle didişmeler yerine ortak bir konsensüs ile uyanmaları gerçekleştirmek gerektiğinin altını çizmekte fayda var.

Yoksa yatıp, kalkıp da henüz daha yasası, yönetmeliği v.s. oluşmaya devam eden, BAĞIMSIZ DENETİM sektörüne, belli bir hiyerarşik yapılanma neticesinde geçen insanların aldığı belge ile uğraşmanın bir anlamı yok.

Kimseye bir şeyde kazandırmaz ayrıca…

Vicdanınızda kendinize mahkeme kurun. Diyelim ki bedavadan verilen unvan ve belgeler Size verilseydi almayacak mıydınız? Almayanın yüzdesi kaç olurdu?

Kendimizi yormamızın, şu saatten sonra, mesleğimize veya meslektaşımıza ne faydası var? Veren kim? AB 8. yönerge çerçevesinde TÜRKİYE CUMHURİYETİ…

Yani?

Yani, kimse bu özel sınavlar ile verilen belgeleri çalmadı veya çırpmadı. Böyle bir imkânı veren, meslek üst birliği tavsiyesi neticesi, Devlet organlarınca kabul edilmiş ise, bu kısır döngü niye?

KGK hesaplarında denetime girecek firmalar ile sektörde varlığını devam ettiremeyecek veya bir yere bağlanamayacak biçare mahsun ve masum ile âleme yolculuk edecek DENETÇİ İNSANLARININ tahmini belli bir seviye oranına yükselmeleri, 2025 yılı olarak kabul edilmekte sanırım.

Bu istatistikleri hemen hemen herkes kendi kafasında çok basit olarak yapmakta.

Böyle ise vaveylaya hacet olmadan eli yeten, gücü olanın bir şeyler yapma zamanı.

Denetim yapamasa dahi diyelim, ameline yazılacak güzelliklere imza atmalı.

Materyal pozisyon elbet önemli. Lakin maneviyat önde olmalı, ideası olmayan birey ufuksuz bir geleceğe yolculuk eder.

Dağ başında çeşme yaptıran anamızın, babamızın neden bunları yaptırdığını düşünün ve ona göre her ne yapıyor iseniz, biraz daha fazla sorumluluk alarak hak ve adalet peşinde durumdan kendinizi vazifelendirip, lider konumunda hareket edin…

Saygılarımla… 29 Ekim 2015

Selahattin İPEK
SMMM-Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

http://www.iktisadidayanisma.com/Bagimsiz-de-Netim–De-Kuru-Gurultuler%E2%80%A6—-/Haber/209517b7-345b-4c6b-8aff-aaf59ec35c95.aspx

Kaynak: 5n1k.nedir.com

Ana Sayfa

Denetim ve “Islık Çalma”

          denetim-ve-islik-calma-387

Tam olarak Türkçe ‘ye çevrilememesi münasebeti ile çeşitli kaynaklarda da görüleceği üzere, bilgi uçurma, bilgi ifşası, gammazlama, ele verme, jurnalcilik, ajanlık, içerdeki hain v.s. gibi olumsuz ifadeler ile yer almaktadır.

Başlığın bir anlamda okuyucuya bir şeyler vermek gibi algı yaratan bir tarafı vardır.
Yazım teknikleri açısından baktığımız vakit, teknik anlamda böyle bir kurala göre, başlık aslında konuyu anlatan ve girişte tanımlama faslından sonra, gelişmede başlıkta geçen terimleri açıklayan, detaylandıran, sonuç bölümünde de kıssadan hisse çıkarılabilecek derslerin yazıldığı bölüm şeklinde, okuyucunun dünyasına bırakılır.

Dolayısı ile farklı dünyaların dışa vurumunda ise, Biz de bir diğer yazı için kaleme sır vermeye başlarız.

Konumuzu oluşturan işte bu “Islık Çalma” nedir o zaman?

Islık Çalma aslında “Whistleblowing” adlı terimin Türkçe de tam olmayan karşılığıdır. Bazı yerlerde her ne kadar İngiliz polis teşkilatının bir suçluyu önceden uyarma tekniği olarak gösterilse de, aslında “İlk “ıslık çalma” olayı, Amerikan Bağımsızlık Bildirisi imzalandıktan bir süre sonra (1777) ABD Deniz Kuvvetleri’nin başındaki Amiral Esek Hopkins’i görevinden etmişti. Amiral Hopkins’i İngiliz savaş esirlerine yaptığı işkencelerden dolayı Kongre’ye şikâyet eden iki üst teğmen, hiç de hesapta yokken ABD’de herhangi bir vatandaşın kamu görevlilerini görevi kötüye kullanmakla şikâyet edebilmesi hakkının önünü açmıştı.”

          Tam olarak Türkçe ‘ye çevrilememesi münasebeti ile çeşitli kaynaklarda da görüleceği üzere, bilgi uçurma, bilgi ifşası, gammazlama, ele verme, jurnalcilik, ajanlık, içerdeki hain v.s. gibi olumsuz ifadeler ile yer almaktadır.
Bir başka doğrudan bakacak olursak, whistleblowing etik kurallar çerçevesinde ahlaki ve kanuna uygun olmayan ve devamlı olarak suistimal edilen eylemlerin duyurulması ile ortadan kaldırılması maksadına yönelik, tamamen insan ve vicdan arasına sıkışmış bir “ sorun giderme” olarak da ele alınabilir.
“Üstün bir “sivil erdem” (civic virtue) davranışıdır. “
Whistleblowing ’in firma sadakatine karşı bir hainlik olarak algılanması düşünülebilir ve fakat etik kurallar bağlamında dürüstlüğü ön plana çıkaran cesur davranışlar olarak da görmek mümkündür. Yasa dışı illegal durumları çalıştıkları firmada fark ederek, etik dışı olarak kabul edilen davranış ve uygulamaları ifşa ederek ortaya çıkaran bu insanlara da whistleblower denilmektedir. Bu davranışlar nerden baktığınıza göre değişiklik göstererek “ yüksek bir kişisel sorumluluk ahlakının gereği, diye bir anlamda “Vijdani redçi”  (conscientious objectors) olarak da adlandırılabilir. “

Popüler kültürle Russel Crowe’un başrolünü oynadığı ‘Köstebek’ filmiyle buluşan ve daha geniş kitlelerce tanınır hale gelen “Whistleblower” yani bilgi ifşacılığı eylemi,  zorlama veya zorunluluktan ziyade gönüllülük esası içinde yapılır.

            Devlet kurumları veya firmalar çalışanlarına ne kadar güvenebilecekler?

Bu tür bir sorgulama inanıyorum ki, bütün şirket üst düzeylerinde tartışılan bir süreçtir.
Diğer yandan ise toplum yararı vb. uğruna, işlerinden ve sosyal güvencelerinden olmayı göze alan bu kişilerin, aslında birer idealist mi yoksa birer hain mi olduğu sorgusunu su yüzüne çıkartıyor.

O zaman konuyu hukuki açıdan da değerlendirmek de yarar var. Bu defa yukardaki sorumuzu değiştirerek, tarafların karşılıklı olarak nelere maruz kalacağı hususunda, fikir sahibi olabiliriz.
          Öyleyse,
Şirketlerin büyük sırlarını korkusuzca ifşa eden bu kişiler, ne derece koruma altındalar?
          Enron, WorldCom, Parmalat vb. firmalarda yaşanan denetim skandalları sonrası özellikle yeni yasalarla desteklenerek, önlemler alınmaya çalışılmıştır.
Ya bunları ortaya çıkaran bilgi ifşacıları hakkında ne tür koruma veya geleceklerini garantiye alacak hangi tedbirler alındı?
Dolayısı ile bilgi ifşa etmenin avantajları ve dezavantajları muhakkak vardır.
Bu gibi hukuk konularının ivedilikle halledilmesi gerekir ki, dünya interlandında günümüzde en önemli sorunların başında denetim sonucunda ortaya muhasebe hata, hile ve skandalları çıkmaktadır. Yaşanan bu ahlakdışı/etikdışı davranışların ve hilelerin ortaya çıkarılmasında bilgi ifşası (whistleblowing) önemli bir araç olarak kabul edilmektedir.
Özellikle burada üzerinde durulması gereken halka açık şirketler de meydana gelen veya gelebilecek sahtekârlıkları ortaya çıkaran ve bunları ihbar edenlerin kendi bulundukları konumlarını koruyarak, firma içinde diğer çalışanlar nezdinde herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmamalarını kanun ile güvence altına alınması gerekmektedir.
Denetim öncelikle içsel olarak karşımıza gelirken, dış denetim bu kontrolün neticesinde bir hata olup / olmadığı veya yolsuzluk ile hile varsayımına bakar. Firmaların yaşadığı yanlışlıklar hata ve hile şeklinde karşımıza çıkar. Hata bilmeden ve istemeyerek yapılan bir davranış olmasına rağmen, aynı şeyi hile için söylemek mümkün değildir. Hata bilmeden yapılan yanlışlık iken hile bilerek yapılan yanlışlıktır. Hile; varlıkları kötüye kullanma ve hileli finansal tablolar olmak üzere iki şekilde ortaya çıkar. Değişen ve gelişen teknoloji karşısında yapılan hileleri bulmak ve ortaya çıkarmak teknik ve karmaşık bir iştir. Kolay değildir.

Etik dışı bu faaliyetlerin önlenmesi, büyük oranda çalışanların sosyal denetim eylemlerine, denetim kuruluşlarına ve denetçilere düşmektedir. Tabii olarak bilgi ifşası, devlet ve özel sektör kurumlarında örgüt içi hiyerarşik düzenin kuvvetlendirilmesinde, hataların ortaya çıkarılmasında ve hile ile yolsuzluklara karşı iç kontrol sisteminin etkinliğinin arttırılmasında da bir araç olarak kullanılmaktadır.

dt-Whistle_03

Ne yazık ki, birçok denetim kuruluşu ve denetçiler ise denetledikleri firmalarda karşılarına çıkan yolsuzluk, hile ve suistimallere şahit oldukları halde, bunları ifşa etme ve bilgi ifşası eylemi yapıp yapmama konusunda kararsız kalmaktadırlar. Ya da kendileri de o sarmalın içinde yer alıyorlar.
Toplumsal fayda yahut tersi olarak da kişisel çıkar ikilemi de olsa, whistleblowerslar denetim camiasında denetçilerin ve kamuoyunun dikkatlice takiplerinde olacaklardır.
İçimizdeki İrlandalılardan öğreneceğimiz çok şeylerin (!) vatan ve millete daha iyi bir “ arzu edilen düzenin “,  yürürlükteki hukuk kuralları doğrultusunda sağlanması ve korunması için ıslık çalanları hain olarak damgalamaktan imtina ederek, illegal olan etik dışı davranışları korkusuzca ifşa edebilen, bağımsız denetim olgusunun toplum algısına yerleşmesine dair, her türlü tedbirin alınması vazgeçilmezdir. 17.10.2015

Saygılarımla…

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

Kaynak:
* Serpil Çiğdem – Büro Yönetiminde Whistleblowing ve Etik İlişkisi
* Bilgi İfşası (Whistleblowing) ve Denetim – Doç. Dr. Süleyman UYAR – Arş. Gör. Esin YELGEN
* İçerdeki Hain ya da İdealist? Whistleblower – Deniz ERALP

Ana Sayfa

Denetim ve Hukuk Bilimi İlişkisi

denetim-ve-hukuk-bilimi-iliskisi-366Denetim, fiili olarak firmanın ve iş sahibinin haklarının korunmasının yanında, çalışanların ve ortaklarının, kamuyu aydınlatma adına ve doğru yönlenmeler ile, doğru girişimlerde bulunmak üzere denetlenen, bağımsız olarak yapılması gereken dış denetim ilişkisinin doğruluk ve dürüstlük prensibinde hukuki altyapısı ve standartları olan, ancak tarafları itibariyle psikolojik ve sosyal etkileşim gerektiren bilimsel bir faaliyettir.
Denetimin kaynak kodlarını ele alarak, nereden ve ne şekilde hangi ihtiyaçlara dayanarak ortaya çıktığının tespitine ulaşmak mümkündür. İnsanlık bu anlamda kapalı gibi görünse de açık kaynak kod gibi
“ daha iyi bir düzen “ bulabilmenin peşinde, katkı ve paylaşım içinde olmuş ve denetim olgusunu işte bu kazanımların sürekliliği için hayata geçirmiştir.
Denetimin bu anlamda geniş bir yelpazede kapsam belirleyicilik yönünde ilişkili olduğu disiplinler olarak, elde edilen kazanımların herkese eşit ve adalet içinde uygulanarak korunmasını sağlamak maksadı ile Hukuk, kayıtlamayı doğru ve gerçek belgelemeye dayandıran Muhasebe, doğru yönetimin nasıl olması gerektiğiyle ilgilenen Yönetim, kamu hizmetlerinin siyasal erk eliyle eşit dağıtılıp dağıtılmadığının tespitini yapan mali, idari ve yargı denetimi şeklinde kendisini gösteren  Kamu Yönetimi ve denetim faaliyetlerinin icrasında, üretilen kamusal hizmetin üretim performansının ve bu arada denetimin bizzat kendi “denetim hizmetinin” üretiminde verimlilik, etkinlik ve tutumluluğunun (VET) değerlendirilmesinde faydalanılan İktisat bilimlerini sayabiliriz.

                Denetimin tarihi, Hz. Yusuf ‘un doğduğu ve Kral Ninova ‘nın ismini taşıyan Asur başkenti Ninova kentinde başlayarak, bir çok evrimlerden geçerek günümüze geldiği kaynakçalardan görülebilmektedir.
Oldukça eski dönemlere kadar uzanan ve günümüzde güçlü emperyalist şirketlerin can damarı olan denetim hususunun, uzun ve hassas olması münasebeti ile, ufuklarda bir aydınlanmaya vesile olacak başlıklar üzerinden, ilişkili bulunduğu disiplinlerden, hukuk bilimi üzerinden hareketle, özet vermeye çalışacağım.

Pozitif bilim, her hal ve halükarda zaten bir şekilde yaşatılan, günümüze kadar gelmiş, yani var olan tüm kanun hükümlerinin kabullenişi ile başlayarak bu yasaları açıklama gayretinde olan çalışma ve çabaların tamamını oluşturur. Diğer bir tabiri ile, tarihi noktaları bir kenara bırakarak, şimdiki zamanı kapsayan “ hukuk kurallarının “ tümünü kabul ederek, detaylandırıp, topluma indirgeyen çalışmaları yapar.
Hukuk terminolojisini üst bir algı olarak ele alırsak, türevlerini veya disiplinlerini, anayasa hukuku, idare hukuku, ceza hukuku, medeni hukuk, ticaret hukuk gibi ifade etmek mümkündür.
Amaç, tüm bu disiplinler ile beraber, bir kurallar veya fikirler sistemine ulaşmaktır.

                Zira hukuk düzeni bir değerler ve inançlar sisteminin somutlaşması, harekete geçirilmesi demektir.

dt-denetim_01Keza, hukuk kuralları, koyucuları tarafından “daha iyi” bir düzen yaratmak amacıyla konulurlar.
Hiyerarşik bir anlatımla betimlemeye çalıştığımız hukuk sisteminin olmazsa olmaz kabul şekillerinden biri de inanç düzeyinde olanıdır. Bir başka deyimle irade dışı olanıdır. Bunun değişmez hükümler içermesi ise toplumsal psikoloji ve sosyolojik yan disiplinler ile ifade edilmesi gerekir. Yani somutlaştırılması gerekir.
Maddi anlamda hukuk kuralları ile toplumlar yönetilir gerçeğinden yola çıkılarak sistem oluşturulur.
Hali ile, körü körüne inanma ve diğer fikirleri kabul etmemeyi (!) öğreten din eğitimlerinden uzak durmak gerekir. Ya da askeri militarist toplum düzeninden uzak kalmak gerekir. Doğru ve yanlış üzerinde yorum yapabilme erki olmayan birey, kayıtsız ve şartsız inanmak zorundadır. Hali ile konumuz dışıdır.!!!

                Daha iyi bir “ arzu edilen düzenin “,  yürürlükteki hukuk kuralları ile sağlanması ve korunması nasıl olacak ?

Tüm bu hukuk kuralları vasıtası ile yani doğru ve yanlışı bulabilmek adına ortaya konan ütopyanın, gerçekleştirilebilmesi adına ve korunması için, nelerin yapılıp yapılmadığı,  yapılmış veya yapılmakta olan faaliyetlerin ise düzenin temelini oluşturan hukuk sistemine uygunluğunun kontrol edilmesi ancak
“ denetim ” yolu ile mümkündür.
Denetimin buradaki  “ arzu edilen düzen “ ile ilişkisi ise, yapılan iş ve işlemlerin, hukukun genel varlığından yola çıkarak üretilen hukuk kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı ile ilgilenir olmasıdır.
Ancak denetim ile hukuk arasındaki ilişkiyi de genel olarak değerlendirirsek, her iki disiplinin amacı da aslında “temiz ve arzu edilen bir düzenin” sağlanmasıdır.

Bir başka bakış açısından ise, ortak nokta ise her iki bilimin“meşruiyet”i arama ve sağlama amacında olmasıdır.
İş ve eylem koyma kabiliyetinde olanların, yapmış oldukları bu faaliyetlerin uygunluk denetimlerinin, yargısal denetim (Anayasamızın 125. maddesi) marifetiyle, hukuka uygunluklarının yani meşruluğun varlığının aranması ve araştırılması bakımından amaca hizmet etmektedir.
Hukuk ve denetim arasında meşruiyetin aranmasında ve sağlanmasında diğer bir ortak nokta, her ikisinin de “kanıt” kaynaklı sonuca ulaşmayı hedef almasıdır.
“ Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz ” mottosundan yola çıkacak olursak, kanıtsız suç olmaz diyebiliriz.  Şimdi dikkatle analizimize devam edecek olursak; denetimde de elde edilen bulguların yeterli ve uygun denetim kanıtı ile desteklenmesi gerekmektedir.
Bunun için denetim mesleğini uygulayıcılar, çeşitli kanıt toplama teknikleri kullanarak denetim görüşlerini destekleyici kanıtlar elde ederler.
Mali denetimde “kanıt toplama” terimi, geniş bir çerçevede değerlendirildiğinde, denetçinin bilançonun doğruluğuna ilişkin bir görüş oluşturmak için yapmış olduğu faaliyetlerin büyük çoğunluğunu kapsamaktadır.
Harcama yerleri ile alakalı olmak üzere yapılan masrafların, muhasebe biriminde  yürütülen iç çalışmalar ile bu mali işlemlerin doğruluğu (hatadan arınmışlığı) ve gerçekliği, belgeye dayanmış olup olmadığı, muhasebe düzeninin yeterliliği, kanun tüzük ve yönetmeliklere uygunluğu araştırılır.
Bu denetimin sonucuna göre bilanço muhasebeye uygun, muhasebede belgeye uygun ve tek düzene uygunsa işlem tamam ve uygunluk denetimi de gerçekleşmiş olmaktadır..
Önemli olan bu uygunlukta belge düzeni nasıl olmalı ve senelerce sorumluluk olgusunun nasıl bir stres ile yük olarak işi yapanı psikolojik yıpranmaya maruz bırakacağı düşünmek gerekir.
O haldemali denetim bilanço hakkında maddi hatanın olmadığına dair “makul güvence” sağlamak için dizayn edilmiştir. Bundan dolayı denetçi imkânı olsa bile kesin ve tam güvence verme gibi bir girişimde bulunmayacaktır.
Görüldüğü üzere, hukuk nasıl ki hükmün verilmesinden evvel kanıt ve ispatı şart koşuyorsa, denetim de denetime konu edilen hakkındaki iddiaların ve denetim görüşünün kanıtlara dayanmasını zorunlu kılmaktadır. 

Denetim, hukuk kavramından daha geniş bir kavramdır. Mesela verimlik, etkinlik ve tutumluluk yönünden yapılan VET denetim türünde hukukla bir ilişki söz konusu değildir.
Denetim ve hukuk arasındaki ilişki; denetim tarafından ele alınacak olursa, yukarıda bahsedildiği üzere denetim türleri bağlamında “uygunluk denetimi” yahut denetim hedefleri açısından “uygunluk hedefi” konusunda kurulabilir.

Sonuç olarak, denetim faaliyeti, yürürlükteki bu hukuk kurallarından alınan yetki ile ve hukuk kurallarının çizmiş olduğu çerçevede icra edilmektedir.
Saygılarımla…13.08.2015

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

 

Kaynak:
Denetimin İlişkili Olduğu Disiplinler Üzerine Bir Değerlendirme – S.Tunahan BAYKARA

İKTİSADİ DAYANIŞMA HABER AJANSI ‘NDA VE BAĞIMSIZ DENETİM UZMANLARI DERNEĞİ RESMİ WEB SAYFASINDA YAYINLANMIŞTIR…

Ana Sayfa

Yaptırılmayan Dış Denetimin Sonuçları?

denetim_007

6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK)  denetime ilişkin hükümlerine göre bağımsız denetim yaptırmayan firmaların, katlanacakları birtakım sonuçlar vardır. Bu sonuçların müsebbibi olan ve dış denetimi göz ardı eden yöneticilerde hali ile hak ettikleri cezalara katlanmak zorunda kalırlar.

Denetime tabi olan şirketler her nasılsa eğer denetim yaptırmazlar ise bu durumda direk bir cezai müeyyide ile karşılaşacakları hukuki pozisyonları yoktur.

Fakat buna neden olan yöneticilerin cezai sorumluluğu bulunmaktadır. Yani TTK ‘na göre bu durumu aralamak gerekirse finansal tablolarını, kriterlere uygunlukları olduğu halde denetime tabi tutmayan şirketler bu tabloları hiç düzenlenmemiş sayılacaklardır. Dolayısıyla finansal tabloları  düzenlemeyen firmanın sorumlularının, cezai sorumluluğu bulunmaktadır.

Bu detaylandırma gereği, Denetime tabi olunduğu halde denetim yaptırılmayacak olunur ise, TTK 553’üncü madde uyarınca, yönetim kurulu üyeleri firma adına sorumlu tutulabilecektir.

Birde TTK ‘na tabi olmayan -ki dış denetim usul ve esasları ile bu denetimi yapan denetçiler KGK ‘nın kapsamındadır- ve fakat özel kendi iç düzenlemeleri ile var olan SPK, BDDK, EPDK gibi ortada olan kurumlar var ki, onlarda kendi düzenlemeleri çerçevesinde sorumlular hakkında ceza kesebilmektedirler.

Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca 2015 yılı için bağımsız denetime tabi olma kriterleri olarak;

a- Aktif toplamının 50 milyon TL ve üstü Türk Lirası olması,

b- Yıllık net satış hasılatının 100 milyon TL ve üstü Türk Lirası olması,

c- Çalışan sayısının 200 ve üstü olarak belirlenmiştir.

Şirketlerin bağımsız denetime tabi olması için yukarıda belirtilen üç ölçütten ikisini üst üste iki hesap dönemi sağlaması gerekmektedir. Birbirini takip eden hesap dönemlerinde sağlanan iki ölçütün, aynı ölçütler olması şartı bulunmamaktadır.

TTK’na göre kriterler eşiğini geçen her firma bağımsız denetime tabi iken (TTK Mad. 397/4), yine denetime tabi olan şirketlerin ve şirketler topluluğunun finansal tabloları Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca yayımlanan uluslararası denetim standartlarıyla uyumlu Türkiye Denetim Standartlarına göre denetlenir (TTK Mad.397/1).”

Denetime tabi olanlar, hazırlanmış olan finansal tablolarının denetimden geçip geçmediğini, denetimden geçmiş ise denetçi görüşünü ilgili finansal tablonun başlığında açıkça belirtmek zorundadır. Bu hüküm, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu için de uygulanır. Denetime tabi olduğu hâlde, denetlettirilmemiş finansal tablolar ile yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, düzenlenmemiş hükmündedir (TTK Md. 397/2).

Denetlenmemiş finansal tabloların varlığı halinde, genel kurul tartışmalı hale gelerek mali verilerin incelenerek, gündeme alınması ve ibrası söz konusu bile olmaz.

İncelenemeyen, genel kurulda tarafların görüşlerine sunulamayan ve ibra edilemeyen bu durum neticesinde , “ finansal tablolara, yönetim kurulunun yıllık raporuna, yıllık kar üzerinden tasarrufa, kar payları ile kazanç paylarının belirlenmesine, yedek akçenin sermayeye veya dağıtılacak kara katılması dâhil, kullanılmasına dair kararlar alınamaz.

Hatta kredi kullanan firmaların bilançolarını bankalar dahi kabul etmeyebilecektir.

    Finansal tabloların düzenlenmemiş sayılması şirketin;

  1. Kar dağıtmasına,
  2. Sermaye artırmasına,
  3. Sermaye azaltmasına,

Engel olur.

Finansman sağlayan şirketlere mali tablolar sunulamaz. Bu durum kredilendirmeyi etkiler. Mali tabloları YMM ve MM’ler tarafından onaylanamaz.

Denetçi seçilmemesinden doğacak zararlardan yönetim kurulu sorumlu olur.

Seçilen denetçinin bağımsız denetime tabi şirketlere ait internet siteleri üzerinden duyurulmaması durumunda Türk Ticaret Kanunun 562. maddesinin 12. bendi gereği  1524. maddede öngörülen internet sitesini oluşturmayan şirketlerin yönetim organı üyeleri, yüz günden üçyüz güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır (Para cezası günlük 20 TL -100 TL olup 300 gün için 6.000 TL – 30.000 TL dir -TCK Md. 52/1- Genel kurulun bağımsız denetim raporu olmadığı halde bu konuda alacağı kararlar, yok hükmündedir.”

Sonuç olarak denetime tabi olunduğu halde denetim yaptırmayan firmaların, öncelikli olarak genel kurulları ve sonra yürütmeyi sağlayan yönetim kurullarının, telafisi zor yaptırımlarla karşılaşmaması için dikkat etmeleri gerekmektedir.

Kaynak:

-6102 Sayılı TTK

-Bağımsız Denetim-Ymm Esra Deniz Demirçalı

-Bağımsız Denetim Kalktı Mı?- MuhasebeTR.com 

Bayram Tebriği

bayram-tebrigi-383

Kurban, dilinde ettiği duayı, eli ile teyit edenlere bir ödüldür. Teslimiyetlere..

İnsanın kendi içinde vazgeçemediği dünya ve dünyalıklarından feragat ederek, bir çocuk gülüşü savurduğu tebessümlerin günüdür.

İçimizdeki İsmail ‘lerden vazgeçtiğimiz anda Yaradan Bizlere hem O ‘nu bağışlar ve hem de karşılığında Kurban ‘ı.

Çocuk sesleri ile dolu bir muhabbetle bayramınız hediye olsun…

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi 

Ana Sayfa

Mesleki Etik İlkelere Uyma

Bağımsız Denetim Yönetmeliği bilindiği gibi Resmi Gazete ‘de 26.12.2012 tarihinde, 28509 Sayı ile yayınlanmıştır

Yönetmelik esasları çerçevesinde birçok konu meslek ve meslektaş açısından, kanuna uygun olarak bölüm ve başlıklar halinde açıklanmıştır.

Bu yönetmeliğin Mesleki etik ilkelere uyma başlıklı 21’inci maddesinde,

“ (1) Denetim kuruluşları ve denetçiler;

a) Dürüstlük; bütün mesleki ve iş ilişkilerinde dürüst, açık, doğru ve güvenilir olmak,

b) Tarafsızlık; önyargıların, temayüllerin, çıkar çatışmalarının veya başkalarının nüfuzlarını kötüye kullanarak meslek veya işle ilgili muhakemelerini ve kararlarını etkilemesine izin vermemek,

c) Mesleki yeterlik ve özen; uygulama, mevzuat ve denetim tekniklerindeki güncel gelişmeler ışığında, mesleki bilgi ve beceriyi, denetlenen işletmelerin yeterli denetim hizmeti almalarını temin edecek bir seviyede tutmak ve TDS’ye uygun bir şekilde ve özen içinde hareket etmek,

ç) Sır saklama; mesleğin icrası sırasında elde edilen bilgilerin gizliliğine riayet etmek; söz konusu bilgilerin açıklanması için yasal veya mesleki bir hak veya görevin bulunması durumu saklı olmak kaydıyla, uygun ve belirli bir yetki olmaksızın bu tür bilgileri üçüncü kişilere açıklamamak ve kendisi veya üçüncü kişilerin çıkarlarına kullanmamak,

d) Mesleğe uygun davranış; ilgili mevzuata uymak ve denetim mesleğinin itibarını zedeleyici fiil ve davranışlardan kaçınmak, şeklindeki ayrıntıları Kurum tarafından belirlenecek mesleki etik ilkelere uymak zorundadır.

(2) Denetim kuruluşları, denetçiler ve denetime katılanlardan, her bir denetimden önce ve her halükarda yılda en az bir kez, bağımsızlık, tarafsızlık ve sır saklamayla ilgili kuruluş politika ve süreçlerine uygun davrandıklarına ve davranacaklarına ilişkin yazılı taahhüt alır. Denetçiler ve denetime katılanlar, denetime başladıktan sonra birinci fıkrada belirtilen hususları olumsuz yönde etkileyebilecek hususların ortaya çıkması halinde ise, bu durumu denetim kuruluşuna yazılı olarak bildirir. “
hükümlerine yer verilmiştir.

Geçmişten gelen doğru ya da yanlış birçok eksikleri ve neticesinde de sorunları tartışarak günümüzü boş, hantal, biçarelikte geçirmeden, dersler çıkararak geleceğe hazırlanmamız lazım. Gelecek ile alakalı devamlı olarak, herkesin kendine göre bir kâhinliği mevcuttur elbet. Dünya artık uzak ifadeler yerine, hemen yanı başımızda ki komşumuz gibi algılarımıza girmiş ve buna sebep olan ise, bilişim çağının devamlı olarak inovasyon halinde sürgit olmasının payıdır. Lakin toplumsal dünya düzeninde, tüm bu gelişimlere uyum sağlayarak, yarını düşünmeden geçirebileceğimiz bir sosyoekonomik hayat düzeninin de, kendine göre uyulması gereken kuralları vardır. Tıpkı aslında Roma’dan beri demir çağına girmiş insanlığın, bu vesile ile buluştuğu beton teknolojisi hala kendi konumunu korumakla beraber, an itibari ile bilgi, bilişim toplumuna evirilen insanlığın, beton gibi sağlam olması gereken ahlak ve etik kavramlarına odaklanması gerekmektedir.;

Etik, erdem ve değerler silsilesinden, iyi, kötü veya doğru, yanlış niteliklerini ve temellerini araştıran bir feylesof yaklaşımdır. Meslek ahlakı ve meslek etiği olarak ele alınacak olursa, iyi ve kötü veya doğru, yanlış ahlakından; genel kabul görmüş meslek ile alakalı kurallar bütününde ise etikten bahsetmek gerekir.

Yönergede ele alınan iki üst madde ve yine bu maddelere ait alt maddeler, denetim kuruluşları ve denetçilerin uyması gereken kuralları açıklar.

Genel bir çerçeve çizmek gerekirse eğer, denetim kuruluşları ve denetçilerin, denetim görevlerini yerine getirirken dürüst olma, tutarlı doğru karar alma, tarafsız olma ve mesleki davranışlarına özen gösterme gibi kurallara uymak yükümlülüğü vardır.

Mesleki Etik İlkelere Uyma, aynı zamanda denetim kuruluşları ve denetçilere olan mesleki etik kavramının iyi ve doğru algılanmasına yönelik ahlaklı bir düşünceye de olanak sağlamaktadır.
İyi bir meslek insanı, içinde var olduğu sektörün, her kötü hile ve şüphe yollarını bilir ve fakat iyiliğin yolundan gider.

Ya yoksa dürüstlük ve şeffaflık ilkelerinin faziletinden bahsetmek, gerçekleşmeyecek hayale yazılan bir senaryodan başka bir şey değildir. 13.09.2015

Saygılarımla…

Kaynak: www.MuhasebeTR.com
Yukarıdaki Yazı muhasebetr web sitesinde (http://www.muhasebetr.com) Yayınlanmıştır..

Ana Sayfa

T E Ş E K K Ü R . .

“Bağımsız DenBloomberg Bağımsız Denetim ile İlgili Program_On_resimetimde Kalitenin Artırılması” Bloomberg Bağımsız Denetim ile İlgili Söyleşi

Uluslararası Bağımsız Denetim Kongresi, Değerli Katılımcılar ile, Kurumumuz tarafından 8-9 Eylül 2015 tarihlerinde İstanbul’da The Marmara Otelinde “Bağımsız Denetimde Kalitenin Artırılması” konulu Uluslararası Bağımsız Denetim Kongresi başarılı bir şekilde tamamlanmıştır.

ULUSLARARASI BİR KONGREDE ÖNEMLE UYULMASI GEREKEN KURALLAR VARDIR.
MESELA MİLLİ MARŞ OKUNMASI ETİK BİR DAVRANIŞ BİÇİMİ DEĞİLDİR.
VE FAKAT ENDER DURUMLARDA BU GİBİ KURALLARA İNSİYATİF GÖSTERİLEMEYECEĞİ GERÇEĞİNDE TÜM KATILIMCILAR HEM FİKİR ETMİŞLERDİR.
YABANCI KONUKLAR ÖNCEDEN NAİF VE NAZİK BİR BİÇİMDE UYARILARAK, TÜM ŞEHİTLERİMİZE RAHMET, GERİDE KALANLARINA İSE METANET DİLENEREK, SAYGI DURUŞU VE ARDINDAN İSTİKLAL MARŞI OKUNARAK, TERÖR LANETLENMİŞ, SAYIN MALİYE MÜSTEŞARI SEYİT AHMET BAŞ ‘IN AÇILIŞ KONUŞMASI İLE KONGRE BAŞLAMIŞTIR.  

Ülkemiz açısından henüz yeni bir meslek olan Bağımsız Denetçilik ve Denetim Mesleği konularında dünya otoritelerinin yetkililerinin konuşmacı olarak katıldığı kongre son derece faydalı olmuştur.

İlgi ve alakanın yüksek olduğu kongreyi, aşağıda bazı başlıklar altında sizleri bilgilendirerek hatırlatmak istiyorum: Kongrenin genel ve temel amacı, ülkemizde bağımsız denetim ile ilgisi olan tüm paydaşlarımızın bağımsız denetimde kalitenin önemi konusundaki farkındalığını artırmak ve ayrıca denetim mesleğinde gerek yerel gerekse küresel ölçekte öne çıkan güncel konular ve tartışmalar hakkında katılımcıları bilgilendirmektir.
Davos tarzı olarak tabir edilen; koltukların yan yana dizilip panelistlerin yüzleri salona dönük olarak oturacakları şekilde salon organize edilmiş olup, kongre süresince Türkçe-İngilizce anlık profesyonel tercüme hizmeti verilmiştir.

Panelistlerin özenle seçildiği gözlemlenmiştir. (Aşağıda oturumları ve katılımcıları tablo halinde görebilirsiniz) 
Özellikle bir katılımcının senaryosunu kendi yazıp oynadığı (!) BT ve Denetimin Kalitesi Üzerine Etkisi oturumunda düşüncelerini anlatan (Kaya KAZMİRCİ, ISACA İstanbul Şubesi Eski Başkanı) katılımcının, resmen YMM reklamı yaparak, kenidne hoş olmayan müşteri bulma taktiklerinde şımarık tavrı hoş olmamıştır.
Tabi ki SMMM ‘leri demoralize etmiştir.
Yine aynı otorumda, bigfour şirketlerin Türkiye ayaklarını oluşturanların kendine has, özgüven şımarıklığını da ele alarak düşünmek gerektiği apaçık ortadadır.
Bu istisna durumdan ari olarak, ilk olması nedeniyle son derece başarılı bir organizasyon olduğu katılımcılar tarafından ifade edilmiştir. Bunda sonra Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca gerek yurtiçi gerekse uluslararası bağımsız denetim kongrelerinde 500 kişilik solanların yetmeyeceği en azından 3 -5 katı büyüklüğünde salonlara ihtiyaç duyulduğu görülmüştür.

Bu başarılı organizasyona emeği geçen tüm Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu çalışanlarına TEŞEKKÜR eder, bundan sonraki organizasyonlarınızı da en kısa zamanda yapılmasını bekleriz.

KONGRE ‘NİN DEVAM ETTİĞİ SÜRE İÇİNDE BLOOMBERG TV CANLI YAYININDA SAYIN SEYİT AHMET BAŞ VE YABANCI KONUKLARIN DA KATILDIĞI DENETİMDE REGULASYONLARIN KONUŞULDUĞU BİR PROGRAM YAPILMIŞTIR. TAMAMINI AŞAĞIDA RESMİN ÜZERİNE TIKLAMAK SURETİ İLE SEYREDEBİLİRSİNİZ..

T.C. Maliye Bakanlığı Müsteşarı (E.KGK Başkanı) Sayın Seyit Ahmet BAŞ ‘ın Bloomberg Televizyonunda katılmış olduğu Bağımsız Denetim ile İlgili Söyleşi ‘nin videosu…

 

08/09/2015 Sabah 08/09/2015 öğlen
08.30 – 09.30 Kayıt 13.30 – 14.30 Bağımsız Denetimin Kalitesinin Ölçümünde Yeni Gelişmeler: Denetim Çerçevesi, Kök Neden Analizi & Denetimde Kalite Göstergeleri
09.30 – 10.00 Açılış Konuşmaları Moderatör: Lewis FERGUSON,
ABD – PCAOB Kurul Üyesi
-Seyit Ahmet BAŞ, KGK Başkanı -Cindy FORNELLI, ABD – Denetimde Kalite Merkezi Başkanı
10.00 – 10.30 -Janine van DIGGELEN, IFIAR Başkanı, Hollanda Finansal Piyasalar Kurumu, Denetim-Gözetim Bölüm Başkanı -Arnold SCHILDER, IAASB Başkanı
10.30 – 11.00 -Lewis FERGUSON, ABD – PCAOB Kurul Üyesi -George WILFERT, ABD – PCAOB Araştırma ve Analiz Dairesi Başkan Yrd.
11.00 – 11.30 Kahve Arası 14.30 – 15.00 Kahve Arası
11.30 – 12.30 Gözetim Kurumları ve Bağımsız Denetimin Kalitesinin Artırılmasındaki Rolü 15.00 – 16.00 Bağımsız Denetim ve Bağımsız Denetimin Kalitesi Açısından İç Kontrol
Moderatör: Osman DERELİ, KGK Başkan Yrd. Moderatör: Mehmet KAYA, KGK Başkan Yrd.
– Osman DERELİ, KGK Başkan Yrd. -İlhan HATİPOĞLU, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürü ve İç Denetim Koordinasyon Kurulu Başkanı
– Ayşegül EKŞİT, SPK Başkan Yrd. -Prof. Nuran CÖMERT, Marmara Üniversitesi İşletme Fakültesi
– Durmuş Ali KUZU, BDDK Başkan Yrd. -Gürdoğan YURTSEVER, Türkiye İç Denetim Enstitüsü Başkanı
12.30 – 13.30 ÖĞLE YEMEĞİ 16.00 – 17.00 Bağımsız Denetimde Yeni Raporlama Modeli
-Andrew JONES, Denetim Kalitesi Gözden Geçirme Daire Başkanı, Birleşik Krallık Finansal Raporlama Konseyi
-Mehmet ŞİRİN , KGK Daire Başkanı
09/09/2015 Sabah 09/09/2015 Öğlen
09.30 – 10.30 Bağımsız Denetime İlişkin Avrupa’daki Reformlar 13.30 – 14.30 BT ve Denetimin Kalitesi Üzerine Etkisi
Moderatör: Janine van DIGGELEN, IFIAR Başkanı, Hollanda Finansal Piyasalar Kurumu, Denetim-Gözetim Bölüm Başkanı Moderatör: Fatih DİNÇSOY, KGK Daire Başkanı
-Janine van DIGGELEN, IFIAR Başkanı, Hollanda Finansal Piyasalar Kurumu, Denetim-Gözetim Bölüm Başkanı -Muhammet CERİT, BDDK Bilgi Yönetimi Daire Başkanı
-Andrew JONES, Denetim Kalitesi Gözden Geçirme Daire Başkanı, Birleşik Krallık Finansal Raporlama Konseyi -Kaya KAZMİRCİ, ISACA İstanbul Şubesi Eski Başkanı
-Loren LESKO, Uzman, Avrupa Birliği Komisyonu, Finansal İstikrar, Finansal Hizmetler ve Sermaye Piyasaları Birliği Genel Müdürlüğü -Sinem CANTÜRK, Akis Bağımsız Denetim ve S.M.M.M. A.Ş. (KPMG), Şirket Ortağı, Bilgi Sistemleri Risk Yönetimi Bölüm Başkanı
10.30 – 11.00 Kahve Arası 14.30 – 15.00 Kahve Arası
11.00 – 12.30 Denetim Sektörü ile İletişim 15.00 – 16.15 KGK Kurul Paneli
Moderatör: Seyit Ahmet BAŞ, KGK Başkanı 16.15 – 16.45 Kapanış Konuşmaları
-Adnan AKAN, Başaran Nas Bağımsız Denetim ve S.M.M.M. A.Ş. (PWC) Türkiye Denetim Hizmetleri Lideri
-M. Sinan GÜRELİ, Güreli YMM A.Ş (Baker Tilly) Türkiye Denetim Hizmetleri Lideri, Bağımsız Denetim Derneği Kurul Üyesi
-Murat ALSAN, Akis Bağımsız Denetim ve S.M.M.M. A.Ş. (KPMG), Türkiye Denetim Bölümü Başkanı
-Gökhan ALPMAN, DRT Bağımsız Denetim ve S.M.M.M. A.Ş. (Deloitte), Türkiye Denetim Hizmetleri Lideri
12.30 – 13.30 ÖĞLE YEMEĞİ

Ana Sayfa

Uluslararası Bağımsız Denetim Kongresi Başladı

Kamu Gözetimi Kurumu tarafınduluslararasi-bagimsiz-denetim-kongresi-basladi-375an 8-9 Eylül 2015 tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen “Bağımsız Denetimde Kalitenin Artırılması” konulu Uluslararası Bağımsız Denetim Kongresi gerek yurt içinden gerekse yurtdışından kısaca siyasi, bürokrat akademisyen ve meslek mensuplarının katılımı ile başlamıştır.

Kongrede, Kamu Gözetimi Kurumu Eski Başkanı Sayın Seyit Ahmet BAŞ’ın açılış konuşması ile ülkemizde bağımsız denetim ile ilgisi olan tüm paydaşlara bağımsız denetimde kalitenin önemi konusundaki farkındalığını artırması, denetim mesleğinde gerek yerel gerekse küresel ölçekte öne çıkan güncel konular ve tartışmalar hakkında katılımcılara bilgilendirme yapmıştır. Her zaman olduğu gibi bilgi tecrübe, nezaket üslup özgüven ve yönetim kadrosu ile gözleri kamaştırmış geleceğe yönelik mesleğimize ışık tutmuştur.

Kurum kısa zamanda kuruluşunu tamamlamış, uluslararası anlaşmalar ve yetkilendirmeler yapılmış, bundan sonrada kalan işlerin bir an önce yapılmaya çalışıldığı yakından takip edilmiş ve gözlemlenmiştir. Yapılacak işlerinde çok olduğu da bilinmektedir.

Benim gibi, bu güzide kurumdan ayrılmasını her meslek mensubu hem üzülmüş, hem  de o kadar sevindirmiştir. Sevinmesinin nedeni ise Maliye Bakanlığı Müsteşarlığına atanmasıdır. Mesleğimizle ilgili olarak kanun, kanun hükmünde kararname, tebliğ, tüzük, yönetmeliklerin, çıkarılmasında işin iki tarafını çok iyi bilen bürokrattır.

Bunda sonra yerini dolduracak yeni başkanın her yönüyle iyi bilen birinin olması ve uyum için de çalışması mesleğimizi yeni zirvelere ulaştıracak ve işte o zaman para kazanmayı da ümit edeceğiz.

Bu vesile ile Kamu Gözetimi Kurumu Eski Başkanı ve yeni Maliye Bakanlığı Müsteşarı Sayın Seyit Ahmet BAŞ’a yeni görevinde başarılar diler, meslek ve meslek mensuplarına şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da katkı ve yardımlarını bekleriz.

Selahattin İPEK
Bağımsız Denetçi
bdselahattinipek@gmail.com

Ana Sayfa

Go to Top